Sorting by

×
24 Haziran 2024
Genel

Batı’da Engelli Emeğinin Kısa Tarihi : Engellilik Modelleri Bağlamında Bir Değerlendirme

Mesut Aköğretmen1*

Anahtar Kelimeler: Engelli Tarihi, Engelli Emeği, Engelli Modelleri.

Atıf için:

Aköğretmen, M. (2023). Batı’da engelli emeğinin kısa tarihi: Engellilik modelleri bağla- mında bir değerlendirme. HAK-İŞ Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, 12(32), 129-144.

* Doktora Öğrencisi, Sakarya Üniversitesi SBE Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü, Sa- karya. (Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gerede MYO İşletme Bölümü Öğretim Görevlisi). E-posta: akogretmen_m@ibu.edu.tr

HAK-İŞ Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi © Cilt: 12 Yıl: 12 Sayı:32 (2023/1) ISSN: 2147-3668 – E-ISSN: 2587 – 103X

Batı’da Engelli Emeğinin Kısa Tarihi: Engellilik Modelleri Bağlamında Bir Değerlendirme

GİRİŞ

Bu makalenin amacı tarihsel süreçte engellilere çalışma hakları sağlama ko- nusunda neden bu kadar geç kalındığını değerlendirmektir. Çalışmada İlk Çağlardan bu yana Batı’da engelliler ve engelli emeği konusunda değişen ba- kış açısı yine engellilik modelleri üzerinden betimlenecektir. Engellilik mo- delleri belirli bir dönemde dini, siyasal ve sosyal koşullara göre şekillenen engellilik anlayışıdır.

Avrupa’da tarihsel süreç içinde insanlıkla bağdaşmayan birçok haksız- lıkla karşılaşan engelliler 1950’lere kadar hakları meşrulaştırılmamış bir sosyal gruptur. Engelliler, tehdit unsuru olarak öldürülmekten, dilenciler ola- rak kullanılmaya kadar birçok insanlık dışı uygulama ve tepki ile karşılaşmış- lardır.

Borton, tarihsel süreç içerisinde engellilere gösterilen tepkileri üçe ayır- maktadır: İlk olarak toplumu ve sistemi koruma içgüdüsü ile engelli bireyler tehdit olarak görülmüştür. Bu durum hapsedilme gibi kurumsal bazı tedbir- lerin alınmasını gerektirmiştir. İkinci olarak engelli bireyler toplumsal bir yük olarak görülmüştür. Bu durumda toplumun engellilerden arındırılması yönünde hareket edilmiştir. Üçüncü olarak da engelliler aciz olarak görül- müştür. Bu düşünce ise onları koruma ve acıma gibi düşünceleri geliştirmiş- tir (Kolat, 2009, s.28; Taşçı, 2018, s.121).

Bu çerçevede İlk bölümde engelliliğe yönelik dönemler ve modeller de- ğerlendirilerek ardından çalışma sınırlarının elverdiği ölçüde Orta Çağ’da Fe- odal döneme hâkim olan Geleneksel Engellilik Modeli incelenecektir. İkinci bölümde ise 18.yy’da ortaya çıkan Sanayi Devrimi sonrasında oluşan üretim tarzının engelli emeğine yönelik tutum ve yaklaşımı Medikal Engellilik Mo- deli kapsamında ele alınacaktır. 1960’larda ortaya çıkan ve 1970’lerde ivme kazanan engelli hakları hareketi üçüncü bölümde anlatılacaktır. Bu hareket Refah Devleti Dönemi’nde engelli aktivistleri ve örgütleri tarafından Medikal Model’e tepki olarak çıkarılan Sosyal Modeli kapsamaktadır. Son bölümde ise 1980’lerde ortaya çıkan küreselleşme ve sonrasında oluşan İnsan Hakları Modeli ele alınacaktır. Bu model uluslararası kurumların devreye girmesiyle engelli haklarını küresel boyuta taşımıştır.

1. EngelliliğiAçıklayanDönemlerveModeller

İnsanlık tarihi boyunca engelliler her dönemde var olmuş ve engellilik, içinde bulunulan dönemin etkili bakış açısıyla değerlendirilmiştir. Engelliliğe yöne- lik anlayışı şekillendiren bu yaklaşımlara Engellilik Modeli denmektedir.

Tablo1: Ekonomik Dönemler ve Engellilik Modelleri

 

Dönem

1. Feodal Dönem
2. Sanayi Devrimi Dönemi 3. Refah Devleti Dönemi 4. Günümüz

Kaynak: Yazarın Kendisine Aittir.

Model

Geleneksel Model Medikal Model Sosyal Model
İnsan Hakları Modeli

Engellilik modelleri içinde bulunulan siyasi ve ekonomik dönemin engel- lilere yönelik anlayışa yansımasıdır. Bu bağlamda engelliliği anlamaya ve ta- nımlamaya yönelik dört modelden bahsedilebilir. Bunlar; Geleneksel Model, Medikal Model, Sosyal Model ve İnsan Hakları Modeli’ dir (Okur ve Erdugan, 2010, s.248). Engellilerin çalışma hayatı içindeki durumları ait olduğu döne- min engellilik modellerine göre ele alınabilir.

A. Batı’da Feodal Dönem ve Geleneksel Engellilik Modeli

İnsanların köy ve kırsalda yaşadığı ve ekonominin çoğunlukla tarımsal üretimle gerçekleştirildiği Feodal Dönemde, toplumsal hayat, dini ve gele- neksel değerlere göre belirlenmektedir. Engellilere yönelik bakış açısını da şekillendiren bu değerler Geleneksel Engellilik Modeli olarak adlandırılmak- tadır. Batı’da Orta Çağ’da engellilere yönelik tutumlar ve engelli emeği mad- deler halinde ele alınacaktır.

Orta Çağ’da Engelliler

Orta Çağ’da Avrupa’nın engellilik olgusu genel olarak dinsel ve mistik öğe- lere göre şekillenmiştir (Demircioğlu, 2010, s.61). Bu anlamda Antik Dönem- den Feodal Döneme kadar engellilik konusunda pek olumlu bir tablo çizile- memiştir. Engelli doğan bebeklerin tanrının gazabının bir işareti olarak nehre atılması, güneş altında bırakılması ya da sepetlere konularak yol ke- narlarında ölüme terk edilmesi gibi olumsuz uygulamalar Orta Çağın engelli- ler konusundaki yaklaşımını da etkilemiştir. Dolayısıyla bu dönemde engel- lilerin “tehdit edici” olarak algılanmasının en önemli nedeni Antik Dönemden miras olarak alınan öğretilerdir (Taşçı, 2018, ss.121-122).

Geleneksel Model, bu dönemin dini ve kültürel değerlere göre oluşan top- lumsal yaşamındaki engellilik anlayışını ifade etmektedir (Berkün, 2013, s.21). Orta Çağ’da Batı insanı, kilisenin etkisiyle akıl ve ruh hastalıklarının doğa üstü güçlerin etkisiyle oluştuğuna inanmıştır1. Akıl hastalığı, körlük ve epilepsi gibi birçok engel durumunun doğaüstü ya da demonolojik (şeytan

1 Bu dönemde deliler akıl hastası değil, şeytana uydukları için çarpılmış kişiler olarak kabul edilmekte- dir. Onların durumları doktorlar yerine papazların alanına girmekte, kilisenin bunlar hakkındaki kararı ise cin ve şeytanların bedenlerini ele geçirdiği hatta abartılı bir şekilde engelliliğin şeytan ve kadınların ilişkisinin bir sonucu olduğu şeklindedir (Taşçı, 2018, ss.124-125).

Batı’da Engelli Emeğinin Kısa Tarihi: Engellilik Modelleri Bağlamında Bir Değerlendirme

bilim) nedeni olduğu düşünülmüştür (Braddock ve Parish, 2011, ss.108- 109).

Yanlış inanışların etkisiyle engelli doğan ya da daha sonra engelli hale ge- lenlerin ‘cadı’ olduğu ve toplumda tehlike oluşturacaklarına inanılmıştır. Böyle düşünülmesi engellilerin lanetlenmesine kadar giden sonuçlar doğur- muştur. Başta kilise tarafından takip altına engelliler sonrasında Engizisyon Mahkemeleri kurularak yargılanmaya başlanmıştır. Orta Çağ’ın başından 18. yy’ın sonuna kadar Avrupa’da 9 Milyon insan cadılık suçlamasıyla yakılarak öldürülmüştür (Seyyar, 2015, s.86). Öldürülmeyen engelliler ise utanılacak, tiksinilecek, korkulması gereken, acınan ve dışlanan sefil varlıklar olarak gö- rülmüştür (Taşçı, 2018, s.124). Feodal dönemde, engellilere yönelik bu olum- suz algının engellilere verilen işlere de yansıdığı görülmektedir.

Feodal Dönem ve Engelli Emeği

Orta Çağ’da engellilerin yaptığı işlere değinecek olursak; zihinsel ve be- densel engellilere sunulan tek iş imkanının saray soytarılığı olduğu söylene- bilir (Zastrow, 2013, s.725). Bir başka deyişle; iş bulabilen engelliler dere- beylerin ve aristokrasinin eğlencesi için çalışmaktadır. Orta Çağ Av- rupa’sında bu alaycı bakış açısı nedeniyle engelli bedenler küçük düşürücü2 tutumlara maruz kalmıştır.

Dilencilik ise engellilerin yaptığı bir diğer faaliyet olmuştur3. Orta Çağ’ın başlarında engellilere acıma ve merhamet duygusuyla yapılan yardımlar ki- liselerin dikkatini çekmiştir. Sonuçta vereni manevi olarak tatmin edip umut- landıran bu yardımlar papazlar için kolay ve zahmetsiz para toplama yön- temi olarak görülmüştür. Zamanla engellilere dilencilik yaptırılarak para toplanmasının dini bir ritüele dönüştüğü anlaşılmaktadır. Hatta bu faaliyeti kurumsal olarak sürdürebilmek için kilise ve manastırlar Hotels de Dieu (Hospitals) ismi verilen çeşitli barınaklar açmışlardır (Friedlander, 1966, s.13-14).

Bu barınaklarda çok az engellinin kalması, toplanan yardımların çoğunun yine kilisenin menfaatine kullanıldığının göstergesidir. Sokaklarda kalan fa- kir ve engellilerin çoğu dilenmeye devam etmektedir. Üstelik engizisyon mahkemelerinde aldıkları cezalarla uzuvlarını kaybedenler ve savaşlardan dönen yaralı askerler de eklenince Avrupa’daki dilenci sayısı oldukça art- mıştır. (Meltzler, 2013, s.40).

2 Orta çağda aristokratların engellilere sunduğu bir çalışma şekli saray soytarılığıydı. Bazı Orta Çağ aristokrat hanelerinde “fiziksel farklılığa sahip eğlendiriciler” olarak sınıflandırılan cüce ve bedensel engelli saray soytarıları bulunmaktaydı (Metzler, 2013, s.85).
3 Dilencilik ilkçağlardan bu yana engellilere ait bir iş gibi düşünülür. Engellilere sadaka ve yardım ya- pılmasının nedeni yoksul kesimin bir parçası olduklarına inanılmasıdır (Braddock ve Parish, 2011, s.111-113).

 

(Tablodan Detay)

Şekil 1: Kampf zwischen Fasching und Fasten ,1559 (Pieter Bruegel); Sanat Tarihi Mü- zesi, Viyana
Kaynak: Brendan Gleeson, “Geographies Of Disability” 1999, p.62

Yukarıda Bruegel’e ait 1559 tarihli “Karnaval ve Perhiz Arasındaki Savaş” isimli tablo Orta Çağ toplumsal ilişkilerini birçok yönden görmemizi sağlayan kanıtlardan biridir. Tabloda bir şehir meydanında çeşitli işlerle uğraşan in- sanlar içinde bulunan engelli dilenciler görülmektedir.

Rönesans ve Reform hareketleri ile kilise egemenliği çökünce başa geçen devlet, dilenci sayısını azaltmak için yasalar çıkarmaya yönelmiştir. Bu yasa- ların başında 1601 yılında İngiliz Kraliçesi I. Elizabeth tarafından çıkarılan ‘Yoksullar Yasası’ bulunmaktadır (Zastrow, 2013, s.50). Yoksullar Yasası, İn- giltere ve tüm Avrupa’da sosyal sorunların kilise egemenliği yerine devletin kontrolüyle çözüleceği düşüncesini geliştirmiştir (Braddock ve Parish, 2011, s.117; Şişman ve Diğerleri, 2011, s.8). Mesela; yatacak yeri ve evi olmayan engellilerin düşkün evlerine yerleştirilmeleri, olanlara da yiyecek, giyecek ve ısınma yardımlarının verilmesi gibi destekler bu kapsamda ele alınabilir.

Orta Çağ Avrupa’sında sanıldığı gibi tüm engelliler kiliseye bağımlı ya da dilencilik yapan kişiler değildir. Feodal Dönemde tarımsal üretimde çalışan köylü aileleri içinde de engelliler bulunmaktadır. Dolayısıyla engelli emeği- nin faaliyet alanlarından biri de tarımsal üretimdir (Gleeson, 1999, s.64-65).

Sanayi Devrimi öncesi oldukça durağan bir toplum düzeni olan Feodal yapı, engellilerin ekonomik ve toplumsal sisteme katılmasını bir sorun olarak görmemiştir (Okur ve Erdugan, 2010, s.248). Bu çalışma şeklinde kullanılan üretim araçlarının ve üretim tekniklerinin basit oluşu engelli bireylerin aile- leri yanında tarımsal üretime katılmalarına imkan sağlamıştır.

Önemli olan işbirliği içerisinde faaliyetlerin gerçekleştirilmesi olunca köydeki aile bireyleri güçlü ve zayıf ayırmaksızın hepsi çalışmaktadır. Tarım- sal çalışma zorunluluğu herhangi bir bedeni verimsiz kabul edemeyeceği için tüm aile üyelerine uygun işler bulunabilmektedir. Örneğin, yaşlı ve kör bir kadın bile hasat sırasında bebek bakabilmektedir (Gleeson, 1991, s.83).

Tarım ve küçük ölçekli üretim şeklinin engellileri dışlamaması, bulunulan ortamın engelli bireyleri talihsiz görmeyen ve toplumun geri kalanından ay- rıştırmayan anlayışının bir sonucudur (Oliver, 1990, s.27). Dolayısıyla Feodal Dönem’ deki toplumsal ilişkiler, bireyselliği en yüksek seviyeye çıkaran ka- pitalizmin aksine karşılıklı bağımlılık ve işbirliği ile ifade edilmiştir. Engelli- ler köy yaşamının oluşturduğu karşılıklı bağımlılık içerisinde, toplumsal ba- ğımlılar olarak dışlanmamıştır.

16. yüzyıldan itibaren yavaş yavaş çözülen bu uzamsal uyum, sonunda üretim yerinin evden ayrı bir işyerine taşınmasına yol açan Sanayi Devrimi tarafından kesin olarak parçalanmıştır (Meltzler, 2013, s.73-74). Sanayileş- menin yükselişiyle bireysel emek faktörü, ortalama üretkenlik standartları açısından değerlendirilmiş ve böylece daha yavaş, daha zayıf ya da daha es- nek çalışabilen engelli işçiler ücretli çalışma potansiyelleri açısından değer kaybına uğramıştır.

Sonuçta Feodal dönemde yanlış engellilik anlayışları neticesinde engelli- ler çok zor durumlarla karşılaşmış; dilencilik, soytarılık gibi insanlık itibarını küçük düşürücü işlerde kullanmıştır. Diğer taraftan engellilerin bir bölümü ise ev temelli olmak şartıyla tarımsal üretime katkı sağlamışlardır.

B. Sanayi Devrimi Dönemi ve Medikal Engellilik Modeli

18. yy’ da endüstriyel gelişmeler4, ekonomik ve toplumsal yapıda önemli de- ğişimler meydana getirmiştir. Feodal dönemin toprağa dayalı üretim şekli yerini sanayileşmeye bırakmıştır. Böylece kırsal bölgelerden şehirlere akın eden ve iş bulmak için emeklerini satmak zorunda kalan bir işçi sınıfı oluşmuştur. Devletin, hiçbir koruyucu düzenlemesinin olmaması bu işçi sınıfını zorlu çalışma koşulla- rıyla mücadele etmek zorunda bırakmıştır (Talas, 1995, s.67). Engelliler için bu zorlu çalışma koşullarına uyum sağlamak mümkün görünmemektedir. Çünkü bir taraftan çalışma ortamı engellilerin ulaşması zor olan fabrikaya taşınmış di- ğer taraftan çalışma şartları oldukça zorlaşmıştır.

Kısacası Sanayinin gelişmesi, her türden engelli için işgücünden dışlanma anlamına gelmektedir (Oliver,1990, s.27). Bu düşüncenin altında yatan sebep ise Sanayileşme Döneminde ortaya çıkan Medikal Engellilik Modeli olmuştur (Okur ve Erdugan, 2010, s.249). Medikal modelin daha iyi anlaşılması için kökenlerine inmek gerekmektedir.

Sanayi Devrimi’nin teknolojik odağını 1768 yılında Richard Arkwirght’in dokuma makinası, Denis Pa- pin’in buhar makinası, James Watt’ın buhar gücünü hareket enerjisine çeviren buhar dolabı ve 1785 yılında Edmund Cartwright’ın dokuma makinası gibi icatlar oluşturmaktadır (Serdar, 2020, s.8).

Medikal Modelin Kökenleri

Günümüzde etkilerini hâlâ hissettiren Medikal Model’e göre engellilik, kişi- nin vücut sistemiyle ilgili bireysel bir bozukluk; fiziki ve biyolojik bir eksik- liktir. Bu bozukluk ve eksiklik ancak tıbbi müdahale ile onarılabilir (Goodley, 2011, s.7). Medikal model engelliliği, bireyin sonrasında normal fonksiyonla- rını kazanabileceği ya da bu duruma mümkün olduğu kadar yaklaşabileceği, onarılması gereken bir durum olarak görmektedir (Berkün, 2013, s.22).

Aslında Sanayi Devrimiyle oluşan üretim sistemi ve onun verimlilik anla- yışı, işçiyi makinanın bir uzantısı olarak değerlendirmiştir. Bu denklemde en- gelli emeği adeta makinanın parçasındaki bozukluk gibi algılanmıştır. Bozuk parça tamir edilmeli, bu mümkün değilse üretimi engellememesi için sürecin dışında tutulmalıdır.

Medikal bakış açısı Sanayi Devrimi’nde engellileri üretime ayak bağı ol- maması için toplumdan uzaklaştırılmalarına neden olmuştur. Böylece üre- timde istenen verimi sağlayamayacak olan engelliler hastane ve bakım evi gibi yerlere kapatılarak sosyal yaşamdan uzaklaştırılmıştır. Hatta bu dö- nemde engelliler faydasız yiyiciler (useless eaters) olarak görülmüş ve yok- sullukları artmıştır (Barnes, 2012; Taşçı, 2018, s.128). Zamanla Medikal Mo- del’in kurumsallaşması ekonomik sistemlerin disiplin ve denetim için duy- duğu ihtiyacı karşılamak üzere, engellileri dışlanmaya maruz bırakan bir kontrol aracı haline gelmesine neden olmuştur (Demircioğlu, 2010, s.75). O kadar ki bu normalleştirme düşüncesi devamında ırkçı politikaların çoğal- masına da zemin hazırlamıştır

Medikal Model’in kökeninde yatan faydacılık düşüncesi5, 1900’lü yılların başında Avrupa’da Sosyal Darwinizm olarak ortaya çıkmış ve 20. yy’ da so- mut olarak uygulanmıştır. Avrupa’da insan ırkının ıslah edilmesi amacıyla engelli bireylerin toplumdan temizlenmesi görüşünü savunan bu düşünce, dönemin siyasal ve ekonomik anlayışı sebebiyle kendisine büyük taraftar toplamış6 ve Almanya’da II. Dünya Savaşı Dönemi’nde Öjenizm olarak uygu- lanmıştır (Demircioğlu, 2010, s.76). Sonuçta Öjenizmin ortaya çıkardığı uy- gulamalar diğer insanların engellilere önyargılı davranmasına ve engelli in- sanların uzun süre ayrımcılık, ötekileştirme gibi problemler yaşamalarına neden olmuştur.

Bu düşünce “en iyi uyum sağlayan ayakta kalır” gibi hayvan dünyasından alınan düşüncelerle dünyaya diğerlerine göre daha güçsüz olarak gelen engellilerin ortadan kaldırılması gerektiğine inanmaktaydı (Seyyar, 2015, s.87-88).
6Hitler öncülüğündeki Alman faşist rejimi döneminde engelin kalıtımsal olarak geçeceği düşünüldüğün- den bedensel ve zihinsel engellilerin çocuk doğurmaları yasaklanmıştır. Üstün bir Alman ırkı oluştur- mak amacıyla 1940-45 yılları arasında 200-270 Bin engelli toplama kamplarında öldürülmüştür (Taşçı,2018, s.128).

I. Dünya Savaşı ve Engellilere Yönelik Uygulamalar

I. Dünya Savaşı engelliler için önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemdir. Daha savaş başlamadan üretim sistemi içinde iş kazalarıyla engelli hale gelen işçi sayısı artmıştır. Örneğin 1900’lerde ABD’de çalışan nüfusun beş yüz bin- den fazlası fiziksel engelle karşı karşıya kalmıştır (Tokol, 2020, s.481).

Ağır çalışma koşulları nedeniyle çok sayıda işçinin engelli hale gelmesi işçi örgütlerini harekete geçirmiştir. Böylece engelli işçiler arasında sendi- kacılık faaliyetleri çoğalmış ve haklarını savunun işçi sayısı artmıştır. ABD’de bu örgütler tarafından birçok eyalette yapılan faaliyetler neticesinde engelli bireylere yönelik siyasi düzenlemeler ortaya çıkmaya başlamıştır. Örneğin engelli bireylerin iş tazminatlarının ödenmesine yönelik kararlar bu süreçte alınmıştır.

1914 yılında I. Dünya Savaşının başlamasıyla birlikte gençlerin cepheye sürülmesi kapitalist üretim koşullarında büyük bir işgücü kaybı doğurmuş- tur. Üretimin devam etme mecburiyeti altında oluşan bu işgücü kaybı kadın ve yaşlı nüfus yanında engelli emeğiyle de karşılanmıştır (Taşçı, 2018, s.131).

Savaş sonrasında ise çok sayıda insanın ülkelerine çeşitli düzeylerde en- gellerle dönmesi, bu kişilerin rehabilitasyonuna yönelik düzenlemelerin ya- pılmasını sağlamıştır (Şen, 2017, s.223). İş kazalarıyla engelli hale gelenlere savaştan engelli olarak dönenler de eklenince toplumda engellilere yönelik farkındalık artarak, rehabilitasyonla ilgili sosyal politikalara ihtiyaç olduğu anlaşılmıştır.

Böylece engellilerin tamamı olmasa bile savaş malullerinin emek piyasa- sına girmelerine yönelik uygulamalar başlamıştır. Örneğin, ilk kez 1919 yı- lında Almanya’da bir engelli istihdam yöntemi olarak Kota yöntemi kullanıl- mıştır (Seyyar, 2015, s.247). Sonuç olarak engellileri değersiz olarak gören kapitalist üretim sistemi I. Dünya Savaş’ında tabiri caizse engellilerin eme- ğine muhtaç kalmıştır. Engelliler ise beklenenin aksine kendilerine verilen işleri başarıyla gerçekleştirebileceklerini göstermişlerdir.

C. Refah Devleti Dönemi ve Sosyal Model

Kapitalist üretim sürecinde bir dönemeç olarak adlandırılabilecek Refah Devleti7 dönemi içerisinde oluşan politik ortam engellilik konusunda köklü değişiklikler meydana getirmiştir. Bu değişikliklerin nedeni emek, sermaye ve devlet arasında oluşan uzlaşmada aranmalıdır (Okur ve Erdugan, 2010, s.251-252). Oluşan bu iş birliği Avrupa ülkelerini engelliler konusunda bazı yasal düzenlemeler yapmak zorunda bırakmıştır.

Refah devletinin gelişmesi II. Dünya Savaşı sonrasında Altın Çağ denilen 1945-75 yılları arasında ol- muştur (Özdemir, 2007, s.198).

II. Dünya Savaşı ve Sonrasında Engellilere Yönelik Yasal Düzenlemeler

II. Dünya savaşında genç insan gücünün cepheye gitmesi tıpkı cephe geri- sinde üretimin devam etme zorunluluğunu gündeme getirmiştir. Engelli nü- fusun işgücü gereksinimini karşılayabilmesi ve çalışabileceği işkollarının an- laşılması mesleki rehabilitasyon ve teknik eğitimin gerekliliğini ortaya çıkar- mıştır (Akçalı, 2015, s.19).

II. Dünya Savaşı’ndan sonra da yüzbinlerce insan engelli hale gelmiş ve bunların toplumsal hayata ve önceki mesleklerine uyum sağlama konusunda yaşadıkları zorluklar devletleri engellilere yönelik yasal düzenlemeler yap- mak zorunda bırakmıştır (Şen, 2017, s.224). Örneğin; ABD, 1945’te engelli istihdamı için Başkanlık Komitesi’ni kurmuştur Almanya, 1950 yılında En- gelli Bireylerin İstihdamı Yasası’nı yürürlüğe koymuştur (Zastrow, 2013, s.727). Bu çerçevede gelişmiş ülkelerin katkıları ile konu BM gündemine ta- şınmıştır.

Engellilik ilk kez BM tarafından 1948 yılında yayınlanan İnsan Hakları Ev- rensel Beyannamesi’nin 25. Maddesinde; “Herkes işsizlik, hastalık, engellilik, dulluk, yaşlılık ve kendi iradesi dışında koşullardan doğan geçim sıkıntısı du- rumunda güvenlik hakkına sahiptir.” şeklinde yer almıştır (Şişman, Kocabaş, Yazıcı, 2011, s.11).

1950’li yıllarda demokrasi ve insan hakları konusundaki fikirlere önem verilmeye başlanması, engellilik konusunun ulusal ve uluslararası platform- larda daha fazla tartışılmasına neden olmuştur. Gelişmiş ülkelerde sosyal uyum amacıyla engellilerin toplumdaki diğer insanlarla eşit haklara sahip ol- dukları ve temel haklardan yararlanmaları gerektiği kabul edilmeye başlan- mıştır. Bu doğrultuda engelli hakları birçok ülkede kanunlarla düzenlenme altına alınmıştır (Tokol, 2021, s.482).

Engelli Hareketinin Doğuşu

Engelliliğin bir toplumsal hareket niteliği kazanması 1960’ların sonu ile 1970’lerdeki politika ve refah mücadelelerinde olmuştur (Priestley, 2011, s.524). Refah Devleti döneminin politik ortamında ırkçılık ve cinsiyet ayrımcılığı gibi konularda bazı olumlu gelişmelerin ortaya çıkması, engelliler için bir hak arayışı hareketinin başlamasında yol gösterici olmuştur (Yardımcı, 2015, s.8). Bu dönemin engellilik algısı olan sosyal modele geçmeden önce ona zemin ha- zırlayan engelli hareketinin gelişimini incelemek gerekmektedir.

Sosyal Model ve onun eylemsel ifadesi olan engelli hareketi Medikal Mo- del’e karşıt olarak ABD ve İngiltere’deki engelli hareketi aktivistleri tarafın- dan ortaya çıkarılmıştır (Oliver, 1990).

İlk olarak ABD’de fiziksel engelliler; çalışma imkanlarındaki ayrımcılıklar, eğitim konusundaki eşitsizlikler ya da sosyal ve fiziksel çevre şartları gibi ko- nularda hak arayışlarına girmişlerdir. Dönemin politik iklimi, engelli aktivistlere ilham vermiş ve çeşitli lobi faaliyetleri ile engelliler söz konusu konu- larda seslerini duyurarak ayrımcılık karşıtı yasalar çıkarılmasını sağlamış- lardır (Zastrow, 2013, s.727; Yardımcı, 2015, s.8).

1960’larda Amerika’da kadın hakları ve ırkçılık karşıtı görüşlerden etki- lenerek üniversite öğrencileri tarafından başlatılan Bağımsız Yaşam Hareketi de bunlardan birini oluşturmaktadır (Meşe, 2014, s.83-84). Zamanla güçle- nen ve politik açıdan aktif hâle gelen bu hareket, başkalarına bağımlı olarak yaşamak yerine bakım kurumları ve hastanelerden çıkarak, bağımsız bir ya- şam kurmak isteyen engellilerin tepkisinin bir sonucudur.

Berkeley’de kurulan ilk Bağımsız Yaşam Merkezi engellilerin toplumsal katılımını önleyen yapısal ve tutumsal zorlukları hedef almıştır (Demircioğlu, 2010, s.15). Zamanla pek çok farklı alanda faaliyet üstlenen bu merkezler ço- ğalmıştır. Bağımsız yaşam merkezleri, bakım kurumlarınca engellilere daya- tılan gündelik bir yaşam akışı yerine, onların kendi yaşamları konusunda kendi kararlarını verebildikleri bir toplumsal katılım sürecine girmelerini sağlamıştır.

İngiltere’de ise engelliliğin salt tıbbi ya da sosyal yardımla ilintili bir şey- den ziyade bir toplumsal baskı biçimi olarak yeniden formüle edil- mesi1970’lerde başlamıştır (Thomas, 2011, s.32). Engelliler devletten top- lum temelli hizmetler, eğitim ve konut gibi hizmetlerde eşit fırsatlar sağlan- masını talep etmektedir (Taşçı, 2018, s.132). Böylece engelliler, kurumlar- daki zoraki şartlara, kendilerine dayatılan işsizlik ve yoksulluğa, işgücü piya- sasındaki ayrımcılığa karşı direnmek üzere örgütlenmeye başlamıştır.

İngiltere’de bu kapsamda ilk engelli hareketi UPIAS (Union of the Physi- cally Impaired Against Segregation) tarafından başlatılmıştır. Örgüt, Paul Hunt’ın 1971’de “The Gurdian” Dergisinde yazdığı bir yazıdan sonra kurul- muştur. Hunt, bu yazıda yatılı kurumların engelli sakinlerinden bir tüketici grubu oluşturmayı teklif etmiştir. Hunt, ideolojisini geliştirirken İngiltere’ye 1968’de gelmiş olan Güney Afrikalı Psikolog Vic Finkelstein’la tanışmış ve UPIAS kurulmuştur. Aralık 1974’te yayınladıkları bildirilerinde UPIAS ama- cını, “engellilere toplumdan yalıtılmış kurumlarda yaşamlarını sürdürme ye- rine topluma tümüyle katılma, bağımsız olarak yaşama, çalışma hayatına üretken olarak dahil olma ve kendi yaşamları üzerinde tam denetime sahip olma noktasında fırsatlar sağlamak” olarak belirlemiştir (Thomas, 2011, s.32; Shakespeare, 2011, s.49).

Engelli farkındalığı konusunda etkili olan örgüt, ayrımcılığa karşı da ciddi bir mücadele göstermiş ve seslerini “Hayır Ayrımcılığa Karşıyız” sloganıyla duyurmuştur. İlerleyen yıllarda BM tarafından (The British Council of Orga- nization of Disabled People) İngiliz Engelli Örgütleri Konseyi’ne çağrılan UPIAS, Konseyde Medikal tanımı reddederek sosyal tanımı gündeme getir- miştir (Demircioğlu, 2010, s.16). Dolayısıyla sosyal model ile engellilik top- lumsal ve siyasal zeminde yeniden anlam kazanmıştır. Burada Sosyal Modeli oluşturan koşullardan ayrıca bahsetmekte fayda vardır.

Sosyal Model ve Oluştuğu Koşullar

1970’lerle birlikte dönemin politik durumu engelliliğe ilişkin yaklaşımlarda ciddi değişiklikler yaratmıştır. Oliver’ın “normalleştirme teorisi” olarak (1999, s.165) adlandırdığı Medikal Model zamanla eleştirilmeye başlamıştır (Taşçı, 2018, s.143).

Emek, sermaye ve devlet arasında oluşan bu tarihsel uzlaşma döneminde engelliler yeni bir sosyal hareket başlamıştır (Okur ve Erdugan, 2010). Bu hareket bireyleri engelli kılan durumun aslında onların yeti yitimleri olma- dığı, aksine toplumun kısıtlayıcı, damgalayıcı ve engelleyici tutumları oldu- ğunun fark edilmesini sağlamıştır.

Refah Devleti bu dönemde elde edilen gelirin vatandaşlara yeniden dağı- lımını gerçekleştirecek sosyal güvenlik, sağlık ve eğitim gibi araçları aktif şe- kilde kullanmış ve kamusal hizmetlerin toplumun tüm kesimlerine aktarıl- masını sağlamıştır. Bunun sonucu olarak yalnızca işçilerin çalışma ve yaşam koşulları iyileştirilmekle kalmamış aynı zamanda çalışamayacak durumda olan (hasta, yaşlı, engelli vb.) sosyal grupların da desteklenmesi sağlanmıştır (Okur ve Erdugan, 2010, s.252; Demircioğlu, 2010, s.18). Böylece özellikle içinde bulunulan dönemin ihtiyaçlarına cevap verecek yeni bir modelin or- taya çıkarılmasını zorunlu hale gelmiştir

Sosyal Model olarak adlandırılan bu yeni model engellilerin karşı karşıya geldikleri sorunları Medikal Model gibi bireysel kusurlar olarak görmek ye- rine; bunları toplumsal baskının ve dışlanmanın sonucu olarak kabul etmek- tedir (Shakespeare, 2011, s.55). Bu anlamda engellilik tıbbi değil, siyasi bir meseledir. Engelli kimliğinin sahiplenilmesi söz konusu siyasi meselenin tar- tışmaya açılması için gereklidir (Yardımcı, 2015, s. 22).

Sosyal Modelle birlikte engelliliğin toplumsal bir sorun olduğu anlaşılmış- tır. Bu durumda asıl engel fiziksel yetersizlikleri bireye yükleyen toplumsal zihniyettir. Kısaca engelliler ihtiyaçları dikkate alınmadığında ve gerekli hiz- metler sunulmadığında toplum tarafından engellenmektedir. Yaşanan geliş- meler zamanla sosyal modeli engellilerin eşit haklar talep edecekleri ulusla- rarası platformlara taşıyacaktır.

D. Günümüz ve Engelli İnsan Hakları Modeli

1980 sonrasında küreselleşme ve dünya ekonomilerinin bütünleşmesi bir taraftan sermayeyi güçlenirken diğer taraftan ekonominin yarattığı toplum- sal sorunların çözümünü DB, IMF, BM gibi uluslararası kurumlara bırakmış- tır. Uluslararası kurumların devreye girmesiyle engelli hakları küresel bo- yutta ele alınmaya başlanmıştır. Bu kapsamda ilk olarak 1981 yılında BM ta- rafından “Engelliler Yılı” ilan edilmiştir. Böylece engellilik hareketi dünyanın genelinde ses getirmeye başlamıştır (Goodley, 2011, s.3).

Bu dönemde ortaya çıkan insan hakları modeli engelliliği, bir insan hak- ları meselesi olarak görmekte ve herhangi bir değerlendirme ölçütü bulmak yerine insana odaklanmanın tüm sorunları ortadan kaldıracağına inanmak- tadır. Bu model, engellilerin yaşadığı işsizlik, eğitim, yoksulluk gibi olumsuz- lukları insan hakları ihlali olarak değerlendirmektedir (Berkün,2013, s.25). Böylece engellilerin yaşadığı sorunların çözülmesine yönelik politikalar yeni bir nitelik kazanmıştır.

İnsan hakları modeli, insanın doğuştan gelen haysiyetine ve ardından, an- cak gerekliyse, kişinin tıbbi özelliklerine odaklanır. Kişiyi etkileyen tüm ka- rarlarda bireyi sahnenin merkezine yerleştirir ve en önemlisi asıl sorunu ki- şinin kendisi dışında toplumda aramaktadır (Degener, 2016, s.3).

BM, 1983’ten itibaren Afrika, Asya-Pasifik bölgesinde “Engelli On yılları” gibi girişimlerde bulunarak bölgelerdeki politikalar üzerinde önemli etki- lerde bulunmuştur. Engelli hakları savunucuları 1980’lerin sonlarından iti- baren, uluslararası düzlemde bir üst örgüt olan “Engelliler Enternasyonali” altında örgütlenmektedirler. Tam katılım, fırsat eşitliği ve gelişme yoluyla engellilerin insan haklarının geliştirilmesini amaçlayan örgüt 130’dan fazla ülkede engellilerin çıkarlarını temsil etmektedir (Priestley, 2011, s.524).

1990’larla birlikte engelli hakları hareketi, yürürlükte kanunları güçlen- dirmek için faaliyetlere başlamıştır. Bu doğrultuda BM İnsan Hakları Bildir- gesi’nde ayrımcılığa son veren bir maddenin engelliler için olmadığını iddia ederek yeni düzenlemeler talep etmişler ve verilen mücadeleler neticesinde ABD’de 1990’da ADA (Amerikalı Sakatlar Yasası) yürürlüğe girmiştir (Akçalı, 2015, s.20). Bu yasa dünyada doğrudan engellilik konusunda çıkarılan ilk ya- sadır (Yardımcı, 2015, s. 22).

1993 yılında BM halen uluslararası kurumların engelli politikalarının te- melini oluşturan fırsat eşitliği standart kuralları yayınlanmıştır. Engellilerin topluma tam ve eşit katılımını temel alan bu standardı biçimlendirmede tıbbi bakım, rehabilitasyon ve yardım servisleri ön koşul alındıktan sonra ulaşıla- bilirlik, eğitim, istihdam, gelirin korunması, sosyal güvenlik, kültür-spor ve din eşit katılımı temel alınarak çeşitli hedefler belirlenmiştir (Akçalı, 2015, s.21).

BM Genel Kurulu tarafından 2006 yılında kabul edilen Engelli Haklarına İlişkin Sözleşme ise engelli insan hakları konusunda zirve denebilecek büyük bir kazanımdır. Uluslararası anlamda bütüncül bir düzenleme olma özelliği taşıyan sözleşme engellilerin yaşam standartlarını yükseltmek ve çalışma ko- şullarını iyileştirmek amacıyla hareket ederek insan hakları açısından ol- dukça çağdaş bir yorumu yansıtmaktandır (Şişman, Kocabaş, Yazıcı, 2011, s.13-15).

AB ise bu kapsamda engelliliği bir insan hakları meselesi olarak değerlen- dirmektedir. Engelliler toplumsal yaşamın tüm alanlarında diğer bireylerle eşit haklara sahip olarak değerlendirilmekte ve engellilere ayrımcılık yapıl- ması yasaklamaktadır (Şen, 2017, s.225). AB, bu konuda 2021 yılında 2021- 2030 Avrupa Engellilik Stratejisi’ni kabul etmiştir. Bu on yıllık strateji ile Av- rupa’daki tüm engelli kişilerin insan haklarına, topluma ve çalışma hayatına katılmak için eşit fırsatlara sahip bireyler olması istenmektedir.

2. Sonuç

Bu çalışmada Orta Çağ’dan bu yana Avrupa’nın ekonomik tarihi içerisinde engelli emeğinin yeri incelenmiştir. Engelliliğin bireysel olduğu kadar top- lumsal bir durum olmasından hareketle bu inceleme, engellilik modelleri çer- çevesinde yapılmaya çalışılmıştır.

Çalışmada 20.yy’ın ikinci yarısına kadar Avrupa’da engellilerin insani haklarını tam anlamıyla kazanamadığı görülmektedir. Orta Çağ’da engelli ba- kış açısını Antik Yunan ve Roma Felsefesinin yanlış inanışları ve çelişkilerle dolu mistik değerleri şekillendirmiştir. Bu dönemde engellilerin çoğu öldü- rülmüş şanslı olanları için yapılabilecek belli başlı işler dilencilik ve saray soytarılığı gibi küçük düşürücü işler olmuştur.

Feodal Dönemde toplumun köy ve kırsal kesimde tarımsal üretime dayalı bir hayat tarzı sürdürmesi bazı engellilerin ev ve çevresinde aile ekonomisi için üretime dahil olmasını sağlamıştır. Feodal dönemin dine ve tarımsal üre- time dayalı yaşam şekli engelli bakış açısını şekillendirmiştir. İlginç olarak bu dönemde Sanayi devrimi sonrasıyla kıyaslandığında köylü ailelerin ev ek- senli işlerde engelli emeğini dışlamadığı görülmüştür.

Sanayi Devrimi’yle çalışmanın fabrikaya taşınması ve şartların zorlaşması üretime katılacak kişilerin bu zorlu koşullara uyacak dayanıklıkta olmasını gerektirmiştir. Dönemin engellilik modeli olan Medikal Model, bu şartlara uyamayan engellileri bireysel bir sorun olarak görmüştür. Böylece engelliler çalışma hayatından ve toplumsal yaşamdan dışlanarak hastane ve bakım ev- lerine kapatılmıştır.

Refah Devleti Dönemi’nde sağlanan kamusal hizmetler engelliler gibi de- zavantajlı grupların da desteklenmesini sağlamıştır. 1970’li ve 80’li yıllarda engelli hakları hareketi Sosyal Modeli geliştirmiştir. Model, sorunun engelli bireyin yeti yitimine indirgenerek ele alınmasının yanlış olduğunu; asıl enge- lin toplumsal çerçeveden kaynaklandığını savunmuştur. Devlet, engellilere eşitlik anlayışı temelinde ekonomik ve sosyal hakları sağlamakla yükümlü kı- lınmış ve engellilere yönelik önyargılar giderilmeye başlamıştır.

1980’lerle birlikte ekonomik yapı küresel yeni bir forma bürünmüştür. Serbest piyasanın egemen olduğu yeni düzen, meydana gelen ekonomik kriz- ler ve bunları çözmek için yapılan müdahaleler toplumun tüm kesimlerini olumsuz etkileyince devreye küresel örgütler girmiştir. Böylece engellilerin sorunları da küresel örgütler tarafından ele alınmaya başlanmıştır. Birleşmiş Milletler 2006 yılında Engelli Haklarına İlişkin Sözleşme’ yi kabul etmiştir. İnsan Hakları Modeli olaya hak temelli bir yaklaşımla bakarak; engellileri, ha- yatlarının gidişatını toplumun herhangi bir ferdiyle eşit ölçüde belirlemesi gereken hak sahipleri olarak tanımlamaktadır. Ancak Batı’nın engellilik an- layışını küreselleştiren bu eşitlik yaklaşımının tüm dünyadaki engelli eme- ğine tam anlamıyla çözüm bulduğunu söylemek pek de mümkün değildir.

Kaynak Yazı: https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2792512

Kaynakça

Akçalı, Ş. (2015). Görme engellilere yönelik tasarlanan mekanların erişilebilirlik kap- samında irdelenmesi: Görme engelli kütüphaneleri. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Dokuz Eylül Üniversitesi FBE, İstanbul.

Aydın, M. (2017). Faydacılık. Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi. 19(36), 239-245.

Berkün, S. (2013). Özürlülerin istihdamında ev esaslı tele çalışma (evde tele çalışma): Bursa ili belediyelerinden örnekler. ÇSGB. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Eğitim ve Araştırma Merkezi Yayınları. Ankara. No: 38.

Braddock D.L. ve Parish S.L. (2011). Tarihte sakatlık (F.B.Aydar, Çev.). D. Bezmez, S. Yardımcı ve Y. Şentürk (Drl.), Sakatlık çalışmaları: Sosyal bilimlerden bak- mak içinde (s.101-187). İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları.

Degener, T. (2016). Disability in a human rights context. Laws, 5(3), 35. https://doi.org/10.3390/laws5030035.

Demircioğlu, M. (2010). Üretim sürecinde sakat emeğiAraştırma İnceleme Dizisi. İs- tanbul: Kibele Yayınları.

Friedlander, W.A. (1966). Sosyal refah hizmetine başlangıç. (R.Taşcıoğlu, Çev.) An- kara: Şenyuva Matbaası.

Gleeson, B. (1999). Geographies of disability. Londra New York: Routledge
Goodley, D. (2011). Disability studies: An ınterdisciplinary ıntroduction. London, Sage Publication.
Kolat, S. (2009). Avrupa Birliği sosyal politikası çerçevesinde özürlülere yönelik ayrımcılıkla mücadele ve Türkiye’deki yansımaları, (Yayınlanmamış Uzmanlık Tezi,

T.C. Başbakanlık ÖZİDA), Ankara.

Meltzler, I. (2013). A social history of disability in the middle age cultural considerations of physical ımpairment. London&Newyork, Routledge.
Meşe, İ. (2014). Engelliliği açıklayan sosyal model nedir? Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, 33, s.79-92.
Okur, N. ve Erdugan, F. E. (2010). Sosyal haklar ve özürlüler: Özürlülük modeller bağlamında tarihsel bir değerlendirme. II.Sosyal Haklar Ulusal Sempozyumu, 245-263, Denizli.
Oliver, M. (1990). The politics of disablement, Macmillan Education. Londra: Macmillan.
Özdemir, S. (2007). Küreselleşme sürecinde refah devleti. İstanbul Ticaret Odası Yayınları, Yayın No:2007-57, İstanbul.
Prisley, M. (2011). Engellilik, (O. C. Taştan Çev.). Ed. P. Alcock, M. May, K. Rowlingson (Ed.), Sosyal Politika kurumlar ve Uygulamalar içinde (s. 521-530). Ankara:

Siyasal Kitapevi.
Serdar, A. B. (2020). Sosyal politikanın tarihsel gelişimi, A. Tokol, Y. Alper (Ed.) Sosyal Politika içinde (s. 1-24). Bursa: Dora Yayınları.
Seyyar, A. (2015). Dünya’da ve Türkiye’de engelli dostu sosyal politikalar. İstanbul: Rağbet Yayınları.
Shakespeare, T. (2011). Sakatlık sosyal modeli (F. B. Aydar, Çev.). D. Bezmez, S. Yardımcı ve Y. Şentürk (Drl.), Sakatlık Çalışmaları Sosyal Bilimlerden Bakmak içinde (s. 51-62). İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları.

Şen, M. (2017). Çalışma yaşamında özel engelliler, Edt: Salih Dursun, Serpil Aytaç, Ça- lışma Yaşamında Özel Gruplar, Bursa: Ekin Yayınları.

Şişman, Y., F. Kocabaş ve B. Yazıcı (2011). Özürlülerin çalışma yaşamına katılma ge- reği ve Türkiye’de bu bağlamda uygulanan sosyal politikaların genel bir de- ğerlendirmesi “Kota Yönteminin Uygulanmasına İlişkin Bir Eskişehir Örneği”. Anadolu Üniversitesi Yayınları No:1206, Eskişehir.

Talas, C. (1995). Toplumsal Politika,2.Baskı, İstanbul: İmge Kitapevi.
Taşçı, F. (2018). Sosyal politikada dezavantajlı gruplar: Tarih, yaklaşım ve uygulama. İstanbul: Kaknüs Yayınları.
Thomas, C. (2011). Sakatlık kuramı: Kilit fikirler, meseleler ve düşünürler (F. B. Aydar, Çev.). D. Bezmez, S. Yardımcı ve Y. Şentürk (Der.), Sakatlık Çalışmaları Sosyal Bilimlerden Bakmak içinde (s. 31-50). İstanbul: Koç Üniversitesi Ya- yınları.

Tokol, A. (2018). Engellilere yönelik sosyal politikalar, A. Tokol, Y. Alper (Ed.) Sosyal Politika içinde (s.355-382). Bursa: Dora Yayınları.

Yardımcı, S. (2015). “Sakatlığın tarihsel inşası” Engellilik ve ayrımcılık: eğitimciler için temel metinler ve örnek dersler içinde. Çayır, M. Soran, M. Ergün (Der.) (s.19- 30). İstanbul: Karekök Akademi.

Zastrow, C. (2013). Sosyal hizmete giriş. Aslına Akkaya (Çev.Ed.), Ankara: Nika Yayın- ları.

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir