Sorting by

×
13 Haziran 2024
Genel

Kurt Kızlar ve Mekanik Oğlanlar: Bruno Bettelheim’ın Otizm Anlatılarında Beyazlık ve Asimilasyon

Elizabeth Cady MaherIllinois Üniversitesi Chicago

farklı ırklardan otistik insanları ve ailelerini kabul etmeyi veya desteklemeyi reddetmek yoluyla ortaya çıkar.14 Tarihsel olarak, beyaz çocuklara, özellikle de beyaz erkek çocuklarına otizm tanısı konma olasılığı, siyahi çocuklara göre çok daha fazladır.15 Beyaz otistik insanlar için teşhis süreci de tarihsel olarak daha hızlıydı ve dolayısıyla daha az pahalı ve daha az kaynak gerektiriyordu.16 Popüler medyadaki otistik karakterlerin veya otistik kodlu karakterlerin tasvirleri neredeyse her zaman orta sınıf, beyaz oğlanlar veya erkeklerdir.17 Özellikle Onaiwu, Tiffany Hammond, Catina Burkett ve Anita Cameron da dahil olmak üzere siyah otistik aktivistler, otizmi beyaz, erkek hastalığı olarak çerçeveleyen stereotiplerin onları nasıl gerekli kaynaklara erişimden engellediğini ve onları özellikle savunmasız bıraktığını dile getiriyorlar. Otistik özellikler bunun yerine algılanan Siyah düşmanlığı ve suçluluk merceğinden yorumlandığında devlet ve kişilerarası şiddet.18

Paul Heilker, Anna Hooge, Malcolm Matthews ve Griffin Epstein gibi bilim adamları, beyazlığın ve özellikle beyaz erkekliğin otizme ilişkin mevcut anlayışta oynadığı kritik rolü analiz ettiler.19 Matthews, medyanın otizm tasvirlerinde yaygınlaşan beyaz erkek otistik “tekno-bilim adamı” kinayesini inceliyor. Otizm ile hem teknolojik yeterlilik hem de beyazlık arasındaki ilişkinin, beyaz insanların biyolojik ve/veya kültürel olarak teknik uğraşlara beyaz olmayan insanlardan daha uygun olduğu fikrini meşrulaştırmak için kullanıldığını ve “etnik beyazlığın insan elitleri için bir ön koşul olarak sağlamlaştırıldığını” öne sürüyor. “20 Majia Nadesan ve Jordynn Jack, otistik kişilerin teknolojik olarak yetenekli olduğu stereotipinin, 20. yüzyılın sonlarında ve 21. yüzyılın başlarında halkın otizme olan hayranlığına katkıda bulunduğunu teorileştirdiler . 21 Dolayısıyla otizmin hem orta sınıf, beyaz, erkeklik hem de teknolojik yeterlilikle nasıl ilişkilendirildiğinin yanı sıra bu anlatının diğer farklı ırksallaştırılmış otizm anlatılarıyla birlikte nasıl ortaya çıktığını ve bunlara nasıl dayandığını araştırmaya değer.

Otizmin ırksallaştırılmasıyla ilgili hem akademik alanların içinde hem de büyük ölçüde dışında gerçekleşen zengin ve hayati tartışmalara rağmen, otizmle ilgili tarihsel araştırmalar genellikle bir teşhis olarak otizmin gelişimini şekillendirmede ırkın rolünü ele almakta başarısız oluyor.22 Bazı çalışmalar otizm ile erkeklik arasındaki ilişkiye karşı çıkarken, genellikle otizmin belirli bir beyaz erkeklik türüyle ilişkilendirildiği kadar erkeklikle de ilişkilendirilmediğini belirtmekte başarısız oluyorlar.23 Irk ve özellikle beyazlıkla ilgili fikirler, teşhisin ilk konulmasından bu yana otizmin nasıl anlaşıldığını şekillendirdi, ancak etkileri çoğu zaman fark edilmiyor. Bu, 21. yüzyıl Amerika Birleşik Devletleri’nde otizmin beyazlığını hemen görmezden gelme ve olduğu gibi kabul etme yönündeki genel eğilimi yansıtıyor .24 Bu makale otizm tarihinde ırk ve cinsiyetin rolünü ele alma çalışmalarını ilerletmektedir. Otizme ilişkin çağdaş anlayışlarda yer alan beyazlıkla tam anlamıyla mücadele edebilmek için bu stereotiplerin kökenlerini incelemek kritik önem taşıyor.

Majia Nadesan, Gil Eyal ve Chloe Silverman gibi bilim adamları, otizmin 40’lı, 50’li ve 60’lı yıllarda daha büyük toplumsal faktörlerin bir ürünü olarak bir tanı olarak yapısının anlaşılmasının önemini vurguladılar.25 Jordynn Jack ve Mical Raz, cinsiyete dayalı kinayelerin, özellikle de çocuğuyla bağ kuramadığı iddia edilen aşırı eğitimli “buzdolabı anne”nin, bir teşhis olarak otizmin yayılmasında oynadığı kritik rolü gösterdiler.26 Christopher Sterwald ve Jeffrey Baker, 1943 tarihli “Duygusal Temasın Otistik Bozuklukları” başlıklı makalesi otizmin ayrı bir tanı olarak tanıtılmasına yardımcı olan Leo Kanner’ın, otizmi aktif olarak orta ve üst-orta sınıf entelektüel ailelerin çocuklarını etkileyen bir tanı olarak inşa ettiğini gösterdiler. Sterwald ve Baker, beyazlığın bu süreçteki rolüne açıkça değinmiyor.27 Griffin Epstein, 2014 tarihli “Buzdolabı Anneleri ve Hasta Küçük Oğlanlar: Bruno Bettelheim, Öjeni ve Yahudi Kimliğinin Patolojiden Arındırılması” başlıklı makalesinde ilgili konuları ele alıyor. Rahmetli amcası Bettelheim’ın orada görev yaptığı sırada O Okulu’nda eski bir öğrenci olan Epstein, Bettelheim’ın 20. yüzyılın ortalarından sonlarına kadar Aşkenaz Yahudi kimliğinin patolojikleştirilmesi ve beyazlatılmasındaki rolü hakkında yazıyor .28 Makalem, Bettelheim’ın otizm anlatıları aracılığıyla Yahudi kimliğinin beyazlaşmasına katkıda bulunduğu süreci dikkatli bir şekilde inceleyerek Epstein’in çalışmasını genişletiyor.

Ayrıca James Fisher’ın 2008 tarihli “Arama Yok, Konu Yok” makalesindeki, nörotipik bir öğretmenin otistik bir kişinin insanlığını yeniden canlandırabildiği “Amerika’da otizmi tedavi eden en iyi bilinen edebi eserlerin dönüşüm anlatıları olduğu” şeklindeki argümanından da yararlanıyorum.29 Fisher’in çalışmalarından yararlanan bu makale, Bettelheim’ın otizmle ilgili temel anlatılarından üçünün, yani “mekanik çocuk”, “vahşi çocuk” ve otizmli insanlarla belirli toplama kampı mahkumları arasındaki karşılaştırmanın yalnızca din değiştirme anlatıları değil aynı zamanda asimilasyon anlatıları olduğunu öne sürüyor. ; ya da daha doğrusu son ikisinin durumunda, asimile olma konusundaki başarısızlığın anlatıları. Griffin Epstein, Bettelheim için arzu edilen asimilasyon biçiminin beyazlığa asimilasyon ve onunla birlikte beyaz, orta sınıf, Hıristiyan ve cinsiyet normlarının benimsenmesi olduğunu savundu. “Buzdolabı anne” kavramı ile Yahudi kadınlığına ilişkin antisemitik stereotipler arasındaki paralellikleri analiz eden Epstein, Bettelheim’a göre otizmin psikojenik modelinin “Yahudi farklılığıyla mücadele etme/tedavi etme arayışına yönelik tanısal/tıbbi bir girişim” olduğunu savundu. Epstein’a göre Bettelheim, “hem Yahudiliğin hem de deliliğin “tedavisi” olarak tam asimilasyonu yasakladı.”30 Asimilasyona yönelik bu odaklanma, Bettelheim’ın beyaz, orta sınıf, Hıristiyan, ataerkil normlara uymayanların patolojik ve insanlık dışı olarak tasvir edildiği otizm anlatılarında görülebilir.

farklı ırklardan otistik insanları ve ailelerini kabul etmeyi veya desteklemeyi reddetmek yoluyla ortaya çıkar.14 Tarihsel olarak, beyaz çocuklara, özellikle de beyaz erkek çocuklarına otizm tanısı konma olasılığı, siyahi çocuklara göre çok daha fazladır.15 Beyaz otistik insanlar için teşhis süreci de tarihsel olarak daha hızlıydı ve dolayısıyla daha az pahalı ve daha az kaynak gerektiriyordu.16 Popüler medyadaki otistik karakterlerin veya otistik kodlu karakterlerin tasvirleri neredeyse her zaman orta sınıf, beyaz oğlanlar veya erkeklerdir.17 Özellikle Onaiwu, Tiffany Hammond, Catina Burkett ve Anita Cameron da dahil olmak üzere siyah otistik aktivistler, otizmi beyaz, erkek hastalığı olarak çerçeveleyen stereotiplerin onları nasıl gerekli kaynaklara erişimden engellediğini ve onları özellikle savunmasız bıraktığını dile getiriyorlar. Otistik özellikler bunun yerine algılanan Siyah düşmanlığı ve suçluluk merceğinden yorumlandığında devlet ve kişilerarası şiddet.18

Paul Heilker, Anna Hooge, Malcolm Matthews ve Griffin Epstein gibi bilim adamları, beyazlığın ve özellikle beyaz erkekliğin otizme ilişkin mevcut anlayışta oynadığı kritik rolü analiz ettiler.19 Matthews, medyanın otizm tasvirlerinde yaygınlaşan beyaz erkek otistik “tekno-bilim adamı” kinayesini inceliyor. Otizm ile hem teknolojik yeterlilik hem de beyazlık arasındaki ilişkinin, beyaz insanların biyolojik ve/veya kültürel olarak teknik uğraşlara beyaz olmayan insanlardan daha uygun olduğu fikrini meşrulaştırmak için kullanıldığını ve “etnik beyazlığın insan elitleri için bir ön koşul olarak sağlamlaştırıldığını” öne sürüyor. “20 Majia Nadesan ve Jordynn Jack, otistik kişilerin teknolojik olarak yetenekli olduğu stereotipinin, 20. yüzyılın sonlarında ve 21. yüzyılın başlarında halkın otizme olan hayranlığına katkıda bulunduğunu teorileştirdiler . 21 Dolayısıyla otizmin hem orta sınıf, beyaz, erkeklik hem de teknolojik yeterlilikle nasıl ilişkilendirildiğinin yanı sıra bu anlatının diğer farklı ırksallaştırılmış otizm anlatılarıyla birlikte nasıl ortaya çıktığını ve bunlara nasıl dayandığını araştırmaya değer.

Otizmin ırksallaştırılmasıyla ilgili hem akademik alanların içinde hem de büyük ölçüde dışında gerçekleşen zengin ve hayati tartışmalara rağmen, otizmle ilgili tarihsel araştırmalar genellikle bir teşhis olarak otizmin gelişimini şekillendirmede ırkın rolünü ele almakta başarısız oluyor.22 Bazı çalışmalar otizm ile erkeklik arasındaki ilişkiye karşı çıkarken, genellikle otizmin belirli bir beyaz erkeklik türüyle ilişkilendirildiği kadar erkeklikle de ilişkilendirilmediğini belirtmekte başarısız oluyorlar.23 Irk ve özellikle beyazlıkla ilgili fikirler, teşhisin ilk konulmasından bu yana otizmin nasıl anlaşıldığını şekillendirdi, ancak etkileri çoğu zaman fark edilmiyor. Bu, 21. yüzyıl Amerika Birleşik Devletleri’nde otizmin beyazlığını hemen görmezden gelme ve olduğu gibi kabul etme yönündeki genel eğilimi yansıtıyor .24 Bu makale otizm tarihinde ırk ve cinsiyetin rolünü ele alma çalışmalarını ilerletmektedir. Otizme ilişkin çağdaş anlayışlarda yer alan beyazlıkla tam anlamıyla mücadele edebilmek için bu stereotiplerin kökenlerini incelemek kritik önem taşıyor.

Majia Nadesan, Gil Eyal ve Chloe Silverman gibi bilim adamları, otizmin 40’lı, 50’li ve 60’lı yıllarda daha büyük toplumsal faktörlerin bir ürünü olarak bir tanı olarak yapısının anlaşılmasının önemini vurguladılar.25 Jordynn Jack ve Mical Raz, cinsiyete dayalı kinayelerin, özellikle de çocuğuyla bağ kuramadığı iddia edilen aşırı eğitimli “buzdolabı anne”nin, bir teşhis olarak otizmin yayılmasında oynadığı kritik rolü gösterdiler.26 Christopher Sterwald ve Jeffrey Baker, 1943 tarihli “Duygusal Temasın Otistik Bozuklukları” başlıklı makalesi otizmin ayrı bir tanı olarak tanıtılmasına yardımcı olan Leo Kanner’ın, otizmi aktif olarak orta ve üst-orta sınıf entelektüel ailelerin çocuklarını etkileyen bir tanı olarak inşa ettiğini gösterdiler. Sterwald ve Baker, beyazlığın bu süreçteki rolüne açıkça değinmiyor.27 Griffin Epstein, 2014 tarihli “Buzdolabı Anneleri ve Hasta Küçük Oğlanlar: Bruno Bettelheim, Öjeni ve Yahudi Kimliğinin Patolojiden Arındırılması” başlıklı makalesinde ilgili konuları ele alıyor. Rahmetli amcası Bettelheim’ın orada görev yaptığı sırada O Okulu’nda eski bir öğrenci olan Epstein, Bettelheim’ın 20. yüzyılın ortalarından sonlarına kadar Aşkenaz Yahudi kimliğinin patolojikleştirilmesi ve beyazlatılmasındaki rolü hakkında yazıyor .28 Makalem, Bettelheim’ın otizm anlatıları aracılığıyla Yahudi kimliğinin beyazlaşmasına katkıda bulunduğu süreci dikkatli bir şekilde inceleyerek Epstein’in çalışmasını genişletiyor.

Ayrıca James Fisher’ın 2008 tarihli “Arama Yok, Konu Yok” makalesindeki, nörotipik bir öğretmenin otistik bir kişinin insanlığını yeniden canlandırabildiği “Amerika’da otizmi tedavi eden en iyi bilinen edebi eserlerin dönüşüm anlatıları olduğu” şeklindeki argümanından da yararlanıyorum.29 Fisher’in çalışmalarından yararlanan bu makale, Bettelheim’ın otizmle ilgili temel anlatılarından üçünün, yani “mekanik çocuk”, “vahşi çocuk” ve otizmli insanlarla belirli toplama kampı mahkumları arasındaki karşılaştırmanın yalnızca din değiştirme anlatıları değil aynı zamanda asimilasyon anlatıları olduğunu öne sürüyor. ; ya da daha doğrusu son ikisinin durumunda, asimile olma konusundaki başarısızlığın anlatıları. Griffin Epstein, Bettelheim için arzu edilen asimilasyon biçiminin beyazlığa asimilasyon ve onunla birlikte beyaz, orta sınıf, Hıristiyan ve cinsiyet normlarının benimsenmesi olduğunu savundu. “Buzdolabı anne” kavramı ile Yahudi kadınlığına ilişkin antisemitik stereotipler arasındaki paralellikleri analiz eden Epstein, Bettelheim’a göre otizmin psikojenik modelinin “Yahudi farklılığıyla mücadele etme/tedavi etme arayışına yönelik tanısal/tıbbi bir girişim” olduğunu savundu. Epstein’a göre Bettelheim, “hem Yahudiliğin hem de deliliğin “tedavisi” olarak tam asimilasyonu yasakladı.”30 Asimilasyona yönelik bu odaklanma, Bettelheim’ın beyaz, orta sınıf, Hıristiyan, ataerkil normlara uymayanların patolojik ve insanlık dışı olarak tasvir edildiği otizm anlatılarında görülebilir.

çeviri: Reyyan Sabır

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir