Otizmde ”Engellilik Söylemi” ve Nöroçeşitlilik Yaklaşımı

Bir önceki videomuzda otizme nöroçeşitlilik açısından bakmanın önündeki en büyük sorun olan engellilik söyleminden bahsettik. Daha önce de bahsettiğimiz gibi engellilik söylemi çoğu bireyin normal olması, normalleştirilmesi üzerinden işler. Tüm düşüncesini bu bireylerin içimizden biri olması, yaşaması, bizim gibi olması üzerine dayalı eğitim programları önerir ve belirli normlara göre değerlendirir.

Engelli söylemini çevremize baktığımızda hemen fark edersiniz. İnsanların bakışlarından, sana olan davranışlarına ve sana karşı önyargılara kadar açık ve net bir şekilde karşımıza çıkar. Okullarda istenmezsiniz, havuzda kovulur, toplu taşıma vb araçlarda bariz şekilde saldırıya, dışlanmaya maruz kalırsınız. Bu engellilik söyleminin toplumdaki yansımalarını her yerde ve her şekilde görebilirsiniz. 

Gerçek şu : 1950’lerin başında özel eğitimin yaygınlaşmasıyla birlikte özel ihtiyaç sahibi çocuklar hakkındaki konuşmaların hemen hepsinin sadece engellilik söylemi ile sınırlı olduğu görüldü. Bu bir bakıma tam yerine oturmuştu, bu çocuklar normal değildi, çeşitli zorluklar yaşıyorlardı ve  bizim gelişmeye ihtiyacımız vardı ve bunlar değişmenin, gelişmenin normallerin önündeki engeller olarak başkalarıydı ve  özel eğitim öğrencileri olarak etiketlenmeye başlandı ve hala bu anlayış güçlü bir şekilde varlığını sürdürüyor. 

Hiç kimse dört dörtlük değildir. Kendimizde dahil, kimi eleştirel gözle bakacak olursak olalım mutlaka bir çok eksiklik görürüz. Gelinçiçeğini yaprakların olmaması nedeniyle yaprak eksikliği bozukluğu diyerek onu koparıp atmıyoruz, ayrı bir yere alıp büyütmüyoruz. onu sorun haline getirmiyor, patolojikleştirmiyoruz, Onun eşsiz güzelliğini takdir ediyoruz. Bizden farklı en rengine sahip birinde pigmentasyon bozukluğu ile şikayetçi biri olarak tanımlamıyoruz. Böyle yapmanın da ırkçılık olduğunu biliyoruz. Benzer şekilde farklı tarzda düşünen ve öğrenen, farklı türde beyni olan çocuklarıda patolojikleştirmememiz ve sorun olarak görmememiz gerektiği ortada. 

Engellilik geçerli söylemi yerine bio-çeşitliliği ve kültürel çeşitliliğe benzer bir bakış acısıyla çeşitliliğin pozitif gücünü kullanan özel eğitim içinde çığır açan yeni bir kavrama, Nöroçeşitlilik fikrine göre hareket etmemiz gerekiyor.  Nöroçeşitlilik, Özel eğitime ihtiyaç duyan yada otizmli çocuklar üzerine en az bilinen ve kabul gören ikinci bakış açısıdır ;  yeni bir paradigma olarak karşımıza çıkan bir Nöroçeşitlilik, özel eğitimi, otizmi, engeliliği dünyayı farklı kavrama şekli, kabul edilmesi ve saygı duyulması gereken bir doğal insan çeşitliliği olarak görür. 

Nöroçeşitlilikte çocuklar,  yerüstü hazinelerimiz olarak kabul edilir. Zaten her çocukta hangi zeka seviyesinde olursa olsun ailesi açısından adeta bir pırlanta gibi değeri sahiptir. Bütün herkes bütün çocuklara birer kıymetli varlık olarak bakmak ve yaklaşmak zorundadır. Bu çocuğun eğitimi ne kadar zor olsada.

Aslında bir eğitimciyi üstün kılacak zor çocuklardır. Atları, köpekleri, hatta aslanlar gibi vahşi hayvanları bile çok iyi eğitenler varken bir çocuğun zor diye edilememesi veya dışlanması hoş görülemez, biz eğitimciliğe insalığın geldiği şu uzay çağında en büyük sanatkarlık olarak bakıyoruz. Öyleyse gerçek eğitimcinin de bu zor tahmin edilen çocukların sabırla işlenmesine çalışması gerekmektedir.

Özel eğitim alan çocuklara verilen hizmetlerdeki eğitim ve terapilerdeki büyük değişimleri söylemek mümkün. Özel eğitim alan her çocuğun en az kısıtlayıcı ortam da uygun eğitimi alması zorunlu kılan kanunlar, yasalarımızda var, genetik, beyin, insan gelişimi ve ilgili alanlardaki araştırmalarında katlanarak arttığını ve nöroçeşitlilik düşüncesine göre hareket etmemiz gerektiğini söylüyor. Eskisine nazaran bir çok konuda ciddi gelişmeler olduğunu da çevremize baktığımızda görebiliyoruz. 1980 ve doksanlardaki eğitim, terapi ve danışmanlık koşullarında değiliz.

 Otizm spektrum bozukluğuna sahip olarak tanımlanan çocukların sayısında ciddi bir artış da gözlemlemekte ciddi eğitim programları da ortaya çıkmakta yani son 20 ve 30 yılda bu konuyla ilgili çok ciddi bir gelişime gözlemlenmektedir. Günümüzde eskiden dışlanan çocuklardan , özel öğrenme ihtiyaçları tespit edilen ve buna yönelik hizmet verilen öğrencilere yönelik eğitim ortamlarına geçildiğinizi görebiliriz. 

Ancak yasalardaki boşluklar, bütçe sorunları, toplumsal farkındalığın  düşüklüğü vb gibi nedenlerden dolayı çoğu birey;  hala nitelikli eğitim-terapi sürecinden hak ettiği şekilde yararlanmamaktadır. Okullarda tüm herkese özür durumuna bakılmaksızın hizmet verilmesi gerektiği çağımızın eğitim paradigmalarından biri olmasına rağmen hala bir ütopya gibi görünmektedir.

Tüm çabamızı özel ihtiyaç sahibi öğrencilerin normal öğrenciler gibi olması için harcamak yerine kendimizi onların farklılıklarını kabullenmeye ve yönetmeyi adamalıyız, 

Nöroçeşitlilik, özel ihtiyaç sahibi bir öğrencinin okulda gelişmesini ve uyumunu, kendini ortaya koymasını sağlayacak elverişli ortamın kurulmasını, en az kısıtlayıcı ortama yerleştirilmesini sağlayan çok daha pozitif ve yapıcı bir bilim, eğitim ve terapi tarzıdır.

Özel eğitimli çocuklar hakkında nasıl düşüneceğimiz ve ilgili gerçek bir paradigma değişimidır. 

Nöroçeşitlilik hareketi otistik bireylerin düşünüş, öğrenme ve sosyal dünyayı tecrübe etmelerinideki bazı farklılıkları değerlendirerek ikinci bakış açısını ele alır. insanların farklılıklarına saygı göstermeyi ön plana koyar.

Nöroçeşitlilik, Bu çocukları eksikliklerden, hastalıklardan ve yetersizliklerden şikayet edenler olarak görmek yerine onların güçlü yönlerini ele almayı önerir.

Otizmli topluluklarda Nöroçeşitlilik teriminin kullanımı yaygınlaştı ve bunun da ötesine geçerek öğrenme zorluğu yaşayan, zihinsel engelli, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan bir ruhsal bozukluğu yaşayan gruplar arasında da kullanılmaya başlandı.

Nöroçeşitlilik, biyoçeşitliliği ve kültürel çeşitlilik gibi beyin çeşitliliği kavramını tartışmaya açar.

Nöroçeşitlilik,  Nörobilimde ve bilişsel psikolojide yürütülen ve engelli bireylerin pozitif yanlarını daha fazla açığa çıkaran yeni araştırmalara ilginin artmasını sağlamıştır. Otizmli bireylerin, bilgisayar programlama matematik gibi alanlarda ki sistematik düşünce ile ilgili güçlü yönlerini inceleyen Cambridge Üniversitesi araştırmacısı Simon Baron Cohen’ın çalışması aydınlatıcıdır.

Disleksiyle beraber üç boyutlu üstün zekalı bireyler üzerinde çalışan Wisconsin ve Boston Üniversitesi araştırmacıları Katya von Károlyi ve Ellen Winner’lerin çalışması da bunu açıkça ortaya koymaktadır.

Nörolojik açıdan farklı bireylerin hakkında sürekli yayınlarla makaleler yazan, en çok satan kitap yazarlarından nörolog Oliver Sacks atipik nörolojik yaradılışın iniş çıkışlarını araştıran çalışmaları da bunu açıkça göstermiştir.

Nöroçeşitlilik teriminin, nörolojik açıdan farklı insanların şikayetlerini örtecek bir badana veya hala müthiş acılar olarak görülen yaşadıklarını romantikleştirme çabası olmadığını zihnimizin bir köşesine yerleştirmeliyiz. farkında olmanın ve buna değer vermenin otizmli bireylerin karşılaştıkları zorlukları yok saymak anlamına gelmediğini belirtmek oldukça önemlidir. 

Tersine Nöroçeşitlilik, insan doğasının ve insan beyninin zenginliğini ve kompleksini ortaya çıkarmaya çalışmaktadır. Nöroçeşitlilik  Calvin / Hobbes çizgi romandaki Calvin’in dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğuyla ilintili davranışlarından, Monk dizisindeki obsesif kompulsif dedektif Tony Shalhoub’ın yaklaşımından, Nobel ödüllü şizofren John Nash’i canlandıran Russell Crowe’un Akıl Oyunları’ndaki performansından neden genellikle keyif aldığımızı anlamanın kaynağıdır.

Şimdiye kadar beyin için en çok sık kullanılan metafor onun  bilgisayar veya benzeri bir makine olduğuydu. Ancak insan beynine donanım ne de yazılım değildir . İnsani bir parça, mantık ve muhakeme kaynağıdır. Nöroçeşitlilik, modelinde ortada normal bir beyin tanımı yoktur. Birbirleriyle kıyaslanması gereken beyinler vardır.  Dünyada çok büyük bir beyin çeşitliliği mevcuttur. Beyin üzerine çalıştıkça, beynin bilgisayardan ziyade bir ekosistem gibi çalıştığını anlıyoruz. Nobel ödüllü yazar Gerald Edelman, bu görüşü desteklemektedir. Edelman ‘’beyin kesinlikle bir tür komut makinesi veya bir bilgisayar değildir. Her bireyin beyni geliştikçe, ayrıştıkça, farklılaştıkça ve ayıklandıkça bereketlene eşsiz bir yağmur ormanıdır.’’der.

Beynin, alternetif nöral bağlantıları üzerinden gelişerek travma ile nasıl mücadele ettiğini tartışırken ve genetik kusurların dezavantaja kadar avantajlarla da geldiğini açıklarken beyin ormanı terimi, müthiş bir metafor olarak kullanılabilir. Otizm, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, bipolar bozukluk ve öğrenme yetersizlikleri gibi bozukluklar uzun zamandır insanlığın gen havuzlarında hala bulunmalarının mutlaka bir sebebi bulunmalı. 

Nöroçeşitliliğin eğitimdeki  çıkarımları ise muazzamdır. Nöroçeşitlilikten ilham alan eğitimciler, her bir çocuğun benzersiz beynine karşı derin bir sorumluluk duyacak ve ona uygun şartlar içinde büyütmek için en iyi şekilde farklılaştırılmış  değişik bir öğrenme ortamı oluşturmanın  yollarını arayacaktır. İnsan çeşitliliği konusundaki anlayışla, tamamen yeni bir eğilimi kucaklama ve sınırların dışına çıkma fırsatına sahip. Çocuklarla çalışırken onların farklı engellilik kategorilerine koymak, demode araçları ve lisanı kullanmak yerine eğitimi farklılaştıran bu ekoloji hareketinin sağladığı araçları kullanabilir, çocukların sınıfta başarılı olmalarına yardımcı olabilir. 

Öğretmenler bu bakışı benimsedikçe çocuğun engelini tedavi etmeye, düzeltmeye, tamir etmeye, çare olmaya veya hatta ıslah etmeye çalışmaktan uzaklaşıp daha insani ve yaratıcı yaklaşım, model, uygulamalara yönelebilirler.

Eski modelde çocuklar normlara yaklaştırılarak, aşamalardan geçirilir,  veya farklılıkları ile en iyi şekilde öğrenciler’ olarak engellerine rağmen, başarabilir, üretici bir hayat için öğrenebilir klişesiyle mücadele etmelerine yardımcı olunurdu. Öğretmenler bunun yerine optimal gelişim için öğrencilerin benzersiz ihtiyaçlarını ortaya çıkarmalı, çiçek açmalarına yardımcı olmak için farklılaştırılmış stratejiler uygulamalıdır. 

Hepimiz bitkilerin türüyle ilgili özel ortam ihtiyaçlarından; güneş toprak ısı vb. biliriz.  Nörolojik açıdan farklı çocukların da çiçek açmak için benzersiz ekolojik gıdalara ihtiyacı olduğunu anlamalıyız. 

Bu bakış açısı büyük bir değer taşımaktadır. Önemli olan, otizmin temel özelliklerini azaltmak için tedaviler aramak değildir. Odak noktası, otistik bireyleri kabul etmeye ve bazen toplumsal normların dışında düşünebilen ve davranabilen bireyler olarak onlara saygı duymaya çabalamaktır. Bu tamamen eksiklik ve bozukluklara odaklanmak yerine otizmli bireylerin düşünüş şeklindeki gücü de tanımlamamıza olanak sağlar. Otizmle ilişkili özellikleri yok etmek adına sürekli mücadele etmektense bu özelliklerin kavranmasını, kabul edilmesini sağlar. Bazılarımız için farklılık ve sorun olarak görülen bir şey,  bazılarımız için bir güçlülük belirtisi olabilir. 

Yani nöroçeşitlilik otizmli bireylerin karşılaştıkları zorlukları inkar etmez, fakat otizmli bireylerin toplumda yollarını bulabilmeleri ve potansiyel olarak ilerleyebilmeleri için dünyayı değişiklikler yapmaya çağırır.

Her bir öğrenci hakkında neyin eşsiz ve pozitif olduğuna işaret eden öğretim müdahalenin geliştirilmesini sağlar. 

Farklılaştırılmış eğitim alanını zenginleştirmenin yeni bir olanağı olarak hizmet eder.

Güçlü yönleri dayalı eğitim veren okulların daha pozitif bireysel eğitim programları oluşturulmasına, eğitimcilerin her bir öğrencinin güçlü yönlerini tam olarak belirlemede ve kendi çalışmalarını anlamlı şekilde dahil etmelde kullanabileceği farklı eğitim araç-gereç ve yöntemleri önerir. 

Özel Eğitim toplantılarında sadece öğrenci hakkında konuşurken çoğunlukla onun yapmadığı , eksiklikleri ve yetersilikleri yerine konuşulur ve ona bu beceriler kazandırılmaya çalışılır. Öğretmenler, BEP toplantısında çocuğa dair  olumlu bilgilerle , yapabildikleriyle, güçlü ilgi ve pozitif gözlemlerle karşılaşmazlar, güçlü yönlerine dayalı, çocuğun yetenekli olduğu becerilere odaklanılmaz bile. Çocukla ilgili olumlu etkinliklere dayalı bir strateji izlenilmez. Aslına yapılması gereken bu çocuklar için geliştirilmiş güçlü yönler kontrol listelerinden yararlanmak,  Bireyselleştirilmiş eğitim planları, yapamadığı eksik, geri kalmış gelişimsel beceri analizleri yerine ev, okul ve sosyal hayatta güçlü ilgileri, yapabildikleri üzerine beceri analizlerini yapmak, çocuklara gerekli çevresel düzenlemelerden faydalanmalarını sağlamaktır.  

Okuldaki başarısını yardımcı olacak yeni yapıcı stratejiler üretmenin yolunu açmak,  onların gelişebilecek olumlu ortamlar hazırlamada doğru adımları attıracak ilhamlar vermek gerekiyor. Bunun için eksikliklere, yetmezliklere ve bozukluklara dayanmayan yeni bir paradigmayı benimseye acil ihtiyaç var.

 Bunun için herkesin ciddi bir özeleştiri sürecinden kendilerini düşünerek, kendilerindeki engellilik söyleminden Nöroçeşitlilik, söylemine geçilmesine yardımcı olması gerekiyor. Eksiklikleri bulunan öğrencilere yardımcı olmada anahtar kavramın yapabildiğiniz ölçüde öğrencilerin güçlü yönlerini bulup çıkarmak olduğunu unutmamak gerekiyor. Aynı şekilde biz eğitimci terapistlerinde güçlü yönlerine dayalı stratejileri benimsemiz gerekiyor. 

‘’ Kusurlar, bozukluklar, hastalıklar asla görülmeyen veya yokluğunda hayal bile edilemeyen potansiyel güçleri, gelişimleri, değişimleri, hayat şekillerini ortaya çıkaran paradoksal, mantığa aykırı bir rol oynayabilir. ‘’ diyor, Nörolog Oliver Sacks.

Sonuç olarak: biz nöroçeşitlilik bakış açısını benimsemek istiyorsak ve öncelikle bu çocukların okulda ve hayatta gerçekten başarılı olmalarını istiyorsak; güçlü yönlerinin, ilgilerinin ve yeteneklerinin kapsamlı bir listesini bütünüyle yapmaya ihtiyacımız var.

Bir çok ebeveyn ve profesyonel in çocuklarında nöroçeşitliliğini tanımlaması  ve değerlendirmesi gerekir.

Sosyal yada nörotipik dünya otizmli bireyler için oldukça zorlayıcı olabilir. Bu değişimleri onların yapması çok zor gibi görünüyor. Bu zorluklarla baş edebilmek için değişikler yapmak ve otizmli bireyleri desteklemek herkesin sorumluluğundadır.  Bunun için yapılması gereken iki durum var .

1. eğitim şart ve

2. otizmli bireyler ve genel  popülasyon arasında pozitif iletişim kurulması ve bu bakışın benimsenmesi gerekmektedir.

Toplumun geneli ne kadar bilir ve anlarsa,  o kadar farkındalık yaratılır. 

 İspanyol çello virtüözü, Pablo Casals’ın bir sözüyle bitirelim. 

” Çocuklarımıza neleri öğreteceğiz? 2 × 2’nin dört ettiğini mi. Paris’in Fransa’nın başkenti olduğunu mu? Onlara ne olduğunu ne zaman öğreteceğiz? Her birine söylemek zorunda olduğumuz şey tırnak içinde ‘’ne olduğunu biliyor musun? Sen bir mucize sin. Sen eşsizsin. Bunca geçen yılda, senin gibi bir çocuk dünyaya asla gelmedi. Sen bir Shakespeare bir Michelangelo, bir bir Beethoven olabilirsin her şey olma kapasitesine sahipsin. evet sen bir mucizesin’’ olmalıdır.”

Bu konuyla ilgili daha fazla bilgiye otizmtv.com adresinden ulaşabilir ve konuyla ilgili oluşturduğumuz nöroçeşitliliğe dayalı öğrenme biçimleri üzerine grubumuza katılabilirsiniz. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir