Sorting by

×
28 Mayıs 2024
Aktivizm YazılarıNöroçeşitlilik

Otizmde Paradigma Değişimi : Ama Nasıl

Öncelikle paradigma tanımını yaparak başlayalım. “ Paradigma sadece bir fikir ya da yöntem değildir. Paradigma bir dizi temel varsayım ya da ilke, kişinin belirli bir konu hakkında nasıl düşüneceğini ve konuşacağını şekillendiren bir zihniyet ya da referans çerçevesidir. Bir paradigma, kişinin bilgiyi yorumlama biçimlerini şekillendirir ve ne tür sorular soracağını ve bunları nasıl soracağını belirler. Paradigma bir mercektir. Birinin gerçekliği hangi gözle gördüğüdür.  

Paradigma değişiminin belki de en basit ve iyi bilinen örneği astronomi tarihinden gelir: jeosentrik paradigmadan (Güneş ve gezegenlerin Dünya etrafında döndüğünü varsayan) heliosentrik paradigmaya (Dünya ve diğer birkaç gezegenin Güneş etrafında döndüğünü varsayan) geçiş. Bu değişim başladığında, birçok gökbilimci kuşağı gezegenlerin hareketlerine ilişkin kapsamlı gözlemler kaydetmişti. Ancak şimdi tüm ölçümleri farklı bir şey ifade ediyordu. Tüm bilgilerin tamamen yeni bir bakış açısıyla yeniden yorumlanması gerekiyordu. Sadece soruların yeni yanıtları yoktu, soruların kendileri de farklıydı. “Merkür’ün Dünya etrafındaki yörüngesinin yolu nedir?” gibi sorular önemli görünmekten çıkıp düpedüz saçmalık haline gelirken, eski paradigma altında saçmalık gibi görüneceği için hiç sorulmamış olan diğer sorular birdenbire anlamlı hale geldi.   Bu gerçek bir paradigma değişimidir: temel varsayımlarımızda bir değişim; terimlerimizi yeniden tanımlamamızı, dilimizi yeniden ayarlamamızı, sorularımızı yeniden ifade etmemizi, verilerimizi yeniden yorumlamamızı ve temel kavramlarımızı ve yaklaşımlarımızı tamamen yeniden düşünmemizi gerektiren radikal bir perspektif değişimi.”

Otizme bakışı şekillendiren iki paradigma var gibi görünüyor : Patoloji paradigması ve Nöroçeşitlilik paradigması “Patolojik paradigma sadece iki temel varsayıma dayanır:  

1.     İnsan beyninin ve zihninin yapılandırılması ve çalışması için tek bir “doğru”, “normal” veya “sağlıklı” yol vardır (veya insan beyninin ve zihninin yapılandırılması ve çalışmasının girmesi gereken nispeten dar bir “normal” aralık vardır).  

2.     Eğer nörolojik yapılanmanız ve işleyişiniz (ve bunun sonucunda düşünme ve davranış biçimleriniz) baskın “normal” standardından önemli ölçüde farklıysa, o zaman sizde bir sorun var demektir.”

“ Otizmi bir “bozukluk” olarak sınıflandıran psikiyatri kurumu;

otizmi “küresel bir sağlık krizi” olarak adlandıran “otizm hayır kurumu”;

sürekli yeni “nedensellik” teorileri ortaya atan otizm araştırmacıları;

otizmin bir tür “zehirlenme” olduğuna inanan bilimsel olarak cahil kanat delileri;

otizmden “semptom”, “tedavi” veya “salgın” gibi tıbbileştirilmiş bir dil kullanarak bahseden herkes;

Otistik çocuğuna yardım etmenin en iyi yolunun onu “normal” bir çocuk gibi davranması için eğitmeyi amaçlayan Davranışçı “müdahalelere” tabi tutmak olduğunu düşünen anne-baba ve diğerleri;

diğer otistiklere başarının sırrının otistik olmayanların sosyal taleplerine uymak için daha fazla çaba sarf etmek olduğunu tavsiye eden “ilham verici” otistik ünlü. …

tüm bu gruplar ve bireyler, niyetleri ne olursa olsun veya çeşitli noktalarda birbirleriyle ne kadar anlaşmazlığa düşerlerse düşsünler, PATOLOJİ paradigması içinde hareket etmektedirler.”

Eğer biz patolojik paradigmayı savunup, inanıp veya bir şekilde içinde olup çocuğun bağımsız-özgür ve kendine sahip çıkabilecek bir hayatı oluşturmasını bekliyorsak bu kocaman yanılgı olur isteğimiz bu yönde ama yolumuz oraya gitmeyecektir.

Bu patolojiyi savunmak yalnızca en dar değişim çeperlerinin mümkün ve izin verilebilir olduğu anlamına gelir. Çünkü siz egemen olan, çoğunlukça kabul görmüş, otoritenin paradigmasını bir şekilde benimsiyorsunuzdur. Çocuğun iyiliğini istiyorsunuz ama bu iyilik genel olarak onun senin gibi olması, sana benzemesi, seninle sorunsuz uyumlanmasıdır.  

Nick Walker burada ilginç bir saptama yapıyor ve diyor ki;

“Efendinin aletleri asla efendinin evini yıkamaz. Bir sistem içinde çalışmak, onun kurallarına göre oynamak, niyetiniz bu olsun ya da olmasın, kaçınılmaz olarak o sistemi güçlendirir. Ustanın aletleri asla ustanın evini yıkmaya hizmet etmemekle kalmaz, ustanın aletlerini herhangi bir şey için kullanmaya çalıştığınızda, bir şekilde o evin başka bir uzantısını inşa etmiş olursunuz.” Peki bu tam olarak ne anlama geliyor ve alternatif nedir ?

“ Bir kişinin tıbbi bir rahatsızlığı varsa, “kanser hastası” veya “alerjisi olan bir kişi” veya “ülserden muzdarip” diyebiliriz. Ancak bir kişi tarihsel olarak ötekileştirilmiş bir grubun üyesi olduğunda, kimliği hakkında bir hastalıkmış gibi konuşmayız. “O bir siyah” ya da “o bir lezbiyen” deriz. Siyah bir kişiden “zenciliğe sahip” veya “zenciliğe sahip bir kişi” olarak bahsetmenin ya da birinin “eşcinsellikten muzdarip” olduğunu söylemenin son derece uygunsuz olacağının -ve muhtemelen bizi cahil veya bağnaz olarak damgalayacağının- farkındayızdır.  

Dolayısıyla, “otizmli kişi” veya “otizmli” veya “otizmden etkilenen aileler” gibi ifadeler kullanırsak, patoloji paradigmasının dilini – varsayımı örtük olarak kabul eden ve pekiştiren bir dil – kullanmış oluruz otizmin özünde bir sorun, Sende Yanlış Olan Bir Şey olduğu dilini kullanmış oluyoruz.

Öte yandan, nöroçeşitlilik paradigmasının dilinde, nöroçeşitlilikten etnik veya cinsel çeşitlilikten bahsettiğimiz gibi bahsediyoruz ve otistiklerden de diğer sosyal azınlık gruplarından bahsettiğimiz gibi bahsediyoruz: Ben otistiğim. Ben bir otistiğim. Ben otistik bir insanım. Ailemde otistik insanlar var gibi “ Bu dilsel ayrımlar neden bu kadar önemlidir ?

Bu dilsel ayrımlar önemsiz görünebilir, ancak dilimiz düşüncelerimizi, algılarımızı, kültürlerimizi ve gerçeklerimizi şekillendirmede kilit bir rol oynar. Bir otistikle karşılaştığınızda içinizde uyanan his-duygu-düşünce sistemine baktığınızda ne uyanıyor ? Korku, endişe, acıma, şükür etme vb. ancak dikkatli bir şekilde bakarsanız ve kendinizle yüzleşmeye hazırsanız anlaşılır bu. Uzun vadede, otistikler hakkında konuşurken kullanılan dilin, toplumun bize nasıl davrandığı ve kendimiz hakkında içselleştirdiğimiz mesajlar üzerinde muazzam bir etkisi vardır. Kendimizi patoloji paradigmasını güçlendiren bir dille tanımlamak, ustanın aletlerini kullanmak ve böylece kendimizi ustanın evinde daha derine hapsetmektir.”

“Normal beyin” ya da “normal insan” kavramının “üstün ırk” kavramından daha nesnel bir bilimsel geçerliliği yoktur ve daha iyi bir amaca hizmet etmez. Bilenin, tanımlayanın, efendinin tüm araçları (yani sosyal eşitsizlikleri yaratan ve sürdüren dinamikler, dil ve kavramsal çerçeveler) arasında en güçlü ve sinsi olanı “normal insan” kavramıdır.

İnsan çeşitliliği (etnik, kültürel, cinsel, nörolojik ya da başka herhangi bir tür) bağlamında, belirli bir grubu “normal” ya da varsayılan grup olarak ele almak kaçınılmaz olarak o gruba ayrıcalık tanımaya ve o gruba ait olmayanları ötekileştirmeye hizmet eder.   Patoloji paradigmasının temelinde “normal insan” diye bir şeyin var olduğuna dair şüpheli varsayım yatmaktadır. Öte yandan nöroçeşitlilik paradigması, insan çeşitliliği söz konusu olduğunda “normal “i geçerli bir kavram olarak kabul etmez. Peki Nöroçeşitlilik neyi kabul eder?

Aşağıdaki durumlar gündelik hayatımızdaki şiddeti-yoğunluğu ve niceliğine ve durumuna göre oldukça patalojik bir yaklaşım sergiliyor olabiliriz.

Hiyerarşinin katı, tek tip ve en güçsüzü ezen şekilde gündelik yaşamdaki varlığı ve biz, bizden farklı olana bakışımızdaki üstencilik, kendini normal ötekini anormal görmeye yatkınlık hali;

Her türlü ayrıcalık, ötekileştirme, dışlama, ayrımcılık, eşitsizliğin kabulü örneğin son dönemde ki artan mültecilere öfkenizin kaynağını araştırdığınızda ne görüyorsunuz ?

Irkçılık, içinizdeki ötekine, farkı ırka, dine, dile ve kültüre karşı yaklaşımda üstencilik, ben merkezim o kenar tavırları, Ve homofobik düşünceler, ayrıcalığa kayıtsızlık halleri, çeşitliliği kucaklayamama gibi durumlar iç dünyanızda ne kadar var? Günümüz literatürüne göre bunların yoğunluğu-şiddeti-gündelik yaşamınızdaki eyleme vurmaları fazlaysa iç dünyanızda patalojik bir yaklaşıma işaretleri olabilir.

Otizme bakışınızın tüm bu olgulardan birinden veya birkaçından etkilenmediğini düşünemeyiz. Oldukça etkileniyor olabilirsiniz. Bu sadece bir dil değil, bir tavır ve yaklaşımlar bütünüdür. Ayrıştırıp analiz edip farkına varabiliyorsanız bu sizin bahçenizi temiz tutabilir. “

Peki bunu nasıl yapacağız ?“

Devamı yakında

About The Author

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir