Psikiyatride Bakım İçin Sanatın ve Sanat Terapisinin Yeri

Nurhan EREN

Çağımızdaki toplumsal gelişmelere paralel biçimde, bireylerin ve toplulukların değişen gereksinimleri sağlığa bakışı da etkilemekte, günümüzde birey, aile ve toplumun sağlığını koruyan, sürdüren, geliştiren sağlık merkezli bakım yaklaşımı öne çıkmaktadır. Bu anlayış bireyin iyilik halini koruyacak ve geliştirecek davranışlar kazanmasını ve kendi sağlığı ile ilgili doğru kararlar almasını sağlamak üzerine dayandırılmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)1 sağlığı sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, bedensel, ruhsal ve sosyal yönden tam bir iyilik hali olarak tanımlamaktadır. Sağlık kavramını temel insan haklarından biri olarak ele alan DSÖ, Ottawa Sözleşmesi’nde,1 huzur, yeterli ekonomik kaynak, gıda ve barınma, istikrarlı bir eko-sistem ve sürdürülebilir kaynak kullanımını içeren bazı ön şartları vurgulamaktadır. Bu ön şartların kabul edilmesi, sosyal ve ekonomik koşullar, fiziksel çevre, bireysel yaşam tarzları ve sağlık arasındaki kaçınılmaz bağlantıları öne çıkarmaktadır. Bu bağlantılar, sağlığın teşviği ve geliştirilmesi tanımının merkezindeki bütüncül sağlık anlayışı için bir temel sunmaktadır.

Konusu insan olan bir meslek olarak hemşirelik, birey, aile ve toplumun biyolojik, psikolojik ve sosyal açılardan yaşam kalitesini yükseltmeyi hedefleyen, hastalıklara karşı önleyici çalışmalar yürüten, hastalık du- rumlarında tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerine odaklanan bilimsel bir “bakım sanatı”dır. Hemşireliğin birbirinden ayrılmaz iki boyutu vardır. Bir boyutu bilimsel veriler ışığında sürekli gelişen tıbbi bilgi ve teknik hizmetlerden oluşur, diğeri ise korumak, bakmak, beslemek anlamına gelen bakımdır (care).2 “Bakım” hemşireliğin merkezinde yer alır ve hemşireliğe, bireyin tüm gereksinimlerine odaklanan bütüncül bir bakış kazandırır. Dinamik bir etkileşim içinde bireye özgü kararlar vermeyi gerektiren, değişim için yaratıcı öner- meler üreten, davranışsal ve entelektüel nitelikleri kapsayan bu yönü hemşireliği bir bakım sanatına dönüştürür.

Günümüzde sağlık sisteminin ve bu alanda hizmet veren tüm mesleklerin, yasa ve yönetmeliklerini, mesleki eğitim ve uygulamalarını, kişilerin fiziksel, ruhsal, sosyal, duygusal ve entellektüel açıdan tam bir iyilik hali olarak tanımlanan optimal sağlık durumuna ulaşmala- rını sağlamaya yardım edecek biçimde dönüştürmeleri gerekmektedir. Bu durum; yaşam tarzı değişiklikleri, farkındalığın sağlanması, davranışın değiştirilmesi ve sağlıklı davranışları destekleyen çevreler oluşturulması gibi faaliyetler aracılığıyla sağlanabilir. Bu aynı zamanda, bireylerin kendi sağlıkları üzerindeki kontrollerini artırmalarını ve sağlıklarını geliştirmelerini sağlama sürecidir. Çoğu sağlık davranışı ve sağlığın geliştirilmesi teorileri, sosyal öğrenme ve davranış teorilerinden adapte edilmiş ve epidemiyoloji, biyoloji ve sağlık bilimlerine uyarlanmıştır. Sanat ve yaratıcılık çoğu zaman bunların dışında kalmıştır. Ancak günümüzün sağlık an- layışı, yaratıcı düşünme, sezgisel ve estetik bilme, ruhsal farkındalık, bütünleşme ve olgunlaşma gibi sağlığın geliştirilmesinde son derece önemli olan kavramların sağlık bakımına entegre edilmesini zorunlu kılmaktadır.

Sanat ve yaratılan ürünlerin incelenmesi ile ilgili yaklaşımlar estetik ve poetik olmak üzere iki yöne odaklanır. Estetik, Yunanca aesthesis-duyumdan (sensation) gelir ve yapıtın ortaya çıkmasından sonra yaşanır, poetik ise, poiein- poesis sözcüklerinin ifade ettiği “yapmak- imal etmek”ten gelir ve sanatsal bir ürün yaratma süreçlerine odaklanır.3 Sanat yapma ve ortaya çıkarma süreçlerinin incelenmesi ve bu sürecin sonunda oluşan estetik duyumların gelişimi, hem sağlığın geliştirilmesi, bireyin büyüme ve olgunlaşmasında, hem de hastalık du- rumunda iyileşme ve onarımda önemli bir işlev görmektedir. Aynı zamanda sağlık meslek üyelerinin mesleki olgunluk ve gelişmişlik düzeylerine katkı sağlayarak, zorluklarla başa çıkmada yaratıcı çözümler üretme, tükenmişlik ve yetersizlik durumlarından korunma ve daha doyumlu çalışmalarına katkı sağlamak- tadır.

Bu makalede, sanat ve yaratıcılık kavramları ele alınarak, sanatın psikiyatride kullanımı, psikoterapötik işlevleri ve ruhsal bozukluklarda uygulama yöntemleri hakkında bilgi verilmesi amaçlanmaktadır.

SANAT VE YARATICILIK

Yaratıcılık, sanatın konusu olmadan çok önce, insanın nöro-biyolojik, bilişsel, ruhsal, sosyokültürel gelişiminin bir gereği ve ürünüdür. İnsandaki yaratıcılığın ham izlerini; küçük bir bebeğin, annesinin yokluğunda zih- ninde onun tasarımını canlandırabilmesinde, yaşamsal gereksinimlerine çözüm bulmak için ilkel insanın yarattığı imgeler veya nesnelerde, gerçeklik sınırlarının kaybolduğu psikotik durumdaki bireyin hezeyan ve halüsinasyonlarında takip edebiliriz. Genellikle “sanatçıların” alanı olarak görülen sanat, yaşamın temel yönlerinden ayrı değildir; sanat nesneleri ve performansları, aslında yaşamdaki genel işleyişin basit parçalarıdır. Pek çok kültürde, iletişim, şifa, doğurganlık, avcılık, hasat, yaşam, ölüm ve hatta savaş gibi alanlarda yaratılan imgeler, ritüeller, idoller bireylerin ve toplu- lukların gereksinimlerinden doğmaktadır. İlkel insanın, karanlık ve derin mağara duvarlarına yaptığı hayvan re- simleri, antropoloji ve sanat tarihçilerinin de belirttiği gibi,4 yalnızca süsleme amacıyla yaratılmış olamaz. Ani- mistik (büyüsel) düşünceye sahip ilkel insan için imge ile gerçeklik arasındaki ayırım belirsizdi. Sanat büyüsel bir eylem, sanatçı da adeta büyücü olarak algılanmak- taydı. Bu ilkel avcılar, belki de oklarını, taş baltalarını kullanarak elde ettikleri avlarının resmini yaparken, gerçek hayvanların da kendi güçlerine boyun eğeceğine inanıyorlardı. Yine, Çin imparatoru Kin Çe Huang-ğını i’nin yaptırdığı “Terracotta Ordusu” bizlerin hayranlığını kazanmak için olmasa gerek. İmparator’un, 7 000 kişilik kilden muhteşem bir ordu yaptırıp, kendisi ile birlikte mezarına gömdürmesi, büyük olasılıkla, ken- dini dönemin en güçlü kişisi olarak görmesine rağmen, yenemeyeceği tek düşmanı olan ölüme karşı bir savunmaydı.

Yaratıcılık ve onun bir ürünü olarak ortaya çıkan sanat, ilkel insandan günümüze, sorunlara geçerli ve farklı çözümler getirerek büyüme ve gelişmeye olanak sağlamaktadır. Doğumdan itibaren dürtüler ile dış ger- çeklik arasındaki dengeyi sağlamaya çalışan bir bebeğin bağımsızlaşması, annenin yokluğunda onun işlevlerini zihninde tasarlayabilmesi, kendisi ve diğer- leri hakkında tasarımlar oluşturabilmesi ve bunları bütünleştirerek içselleştirebilmesinde yatar. Ancak hiçbir insan çocukluk döneminden başlayarak, annenin ya- rattığı tümgüçlülük (omnipotans) yanılsamasından vaz- geçme, dış gerçekleri kabul etme, iç ve dış gerçekliği birbirine uydurma, geriliminden tam olarak kurtulamaz. Winnicot5 bireye bu gerilimden kurtulma imkanı sağlayan, iç ve dış gerçeklik dışında yer alan ve bu yanılsamayı sürdürebileceği bir “oyun alanı/geçiş alanı” tanımlar. Çocuk oyunları, sanat ve din de bu oyun alanında gerçekleşir. Bu anlamda sanat ve yaratıcılık, va- rolanla varolmayan arasında bir süreç, düşle gerçek arasında kurulan bir köprü gibidir. Oyun içinde kendini kaptırıp “kaybolan” çocuğun süregelen hattının, erişkinlikte devam etmesidir. İnsanın, doğumdan ölüme kadar tüm gelişim süreçleri boyunca, kendini var etmesi, dönüştürmesi ve bütünleştirmesinin bir serüvenidir.

Sanatla ilgili bu tanımlamalar bize sanat yoluyla insanı anlama, ona yardım etme ve psikoterapide kullanma yolunu açmaktadır. Sanatın psikoterapide kul- lanımına olanak sağlayan, sanatsal bir ürün (resim, müzik, dans vb.) oluşturmaya yönelik “yaratıcı süreç” ve bu süreçte ortaya çıkan ürünlere bakıştır. Sanatsal süreç, o ana kadar farkında olunmayan bilinçdışı arzu- ların, korkuların, isteklerin (içsel alan), sanatsal malzeme ile karşılaşması ve dışavurumla resimden, çamurdan, notalardan oluşan bir biçime dönüşmesine (dışsal alan) olanak sağlar. Bu süreçte, yaratılan ürün (artwork) ile yaratıcısı arasındaki ilişki bazı aşamalardan geçer. Joy Schaverien resmin beş aşaması olduğunu belirtir.6 Schaverien, özdeşim (identification), alışma (familiarisation), kabullenme (acknowledgement), özümseme (assimilation) ve elden çıkarma (disposal) olarak tanımladığı bu aşamalarda, hem bilinçli hem bilinçsizce imge ile farklı olmama durumundan (kişi/imge özdeşleşmesi), farklılaşmaya doğru bir deği- şimin olduğunu belirtir. Bu süreçte kişi başlangıçta düşünmeden ve neden yaptığını bilmeden yarattığı imgeye dışarıdan bakma, imgedeki unsurların anlamına dair daha derin bir anlayış geliştirme ve onun kendisiyle bağlantılarını özümseme aşamalarından geçer. Bu süreç sonunda, imgeden ayrılma, kurtulma veya elden çıkarmaya doğru bir gelişim gösterir. Başlangıçta kişinin bir parçası hatta kendisi olarak algılanan imgeler, giderek ona dışarıdan bakma yoluyla, anlama ve dönüştürme yoluyla bir farklılaşma yaratır.

Birçok kuramcı, insanın ruhsal yaşantısı ile derinden bağlantılı olan sanat ve yaratıcılığı psikolojik açıdan ele alma eğilimi göstermiştir. Freud, sanatçıların eserleri üzerinde yaptığı incelemelerle sanatla dolaylı yoldan ilgilenmiş, yaratıcılığın bastırılmış seksüalite ve saldırganlıktan kaynaklandığını ileri sürerek sanatsal yaratmanın kökenini oral fiksasyonla açıklamış ve yasaklanmış dürtülerin yüceltilmesi biçiminde süblimasyon teorisini öne sürmüştür.7,8 Ernst Kris 9,10 

1952’de, Freud’un teorisinde modifikasyon yaparak sanatta görü- len regresyonun fiksasyona bağlı olmadığını, geçici, dönüşlü ve kontrol edilebilir olduğunu belirtmiştir. Kris, egonun mantıkdışı birincil düşünce süreçlerine gerileyip, hemen ardından ikincil düşünce sürecine ve man- tığa geri döndüğünü ve birincil düzeyin ham madde ve veri kaynağı oluştururken ikincil düzeyde verileri kullandığını varsaydığı “ego hizmetinde regresyon” teorisini ileri sürmüştür. Melanie Klein ise 1929 tarihli “Yaratıcı itkiye ve bir sanat yapıtına yansıtılan çocuksu kaygı dönemleri” başlıklı yazısında “onarma” (reparation) kavramını önerir ve yaratıcı itkinin (impulsion) depresif dönemle geliştiğini öne sürer.3,11 Psikoanalitik görüşün diğer önemli temsilcileri içinde Ernest Jones’a göre gerçek simgeleştirme, baskılayıcı eğilimler ile bas- kılananlar arasındaki intrapsişik çatışmadan doğar. Otto Rank ise, sanat eserinin yaratımında Oidipus çatışmasının önemini vurgularken, yalnız bilinçaltının değil bi- lincin de bunda payı olduğunu öne sürmektedir. Adler’in en göze çarpan kavramı ise “yaratıcı kendilik”tir. Görüşleriyle sanat terapi alanda önemli bir yer tutan Carl Gustav Jung ise, kollektif bilinçaltının ürünleri olarak gördüğü arketipleri; algılamamızı örgütleyen, bilinç içeriklerini düzenleyen, değiştiren ve geliştiren çekirdek yapılar olarak tanımlamış ve bu yapıların evrensel semboller olarak mitlere ve sanat ürünlerine yansıdığını öne sürmüştür.10,12,13

Varoluşçu felsefenin yanı sıra humanistik psikolojinin de önemli isimlerinden biri olarak bilinen Rollo May ise, yaratıcılığa farklı bir bakış getirmiş; kişilik gelişiminde bazı “aşamalar” olduğundan söz ederek bu aşa- malardan yaratıcılık aşamasının, “bireyleşmiş yetişkinlik, varoluş aşaması; kendini gerçekleştirmenin ve basit ego- santrikliğin ötesine geçilen bir aşama” olarak tanımlamıştır.14 Yaratıcılığı bir bilinçsizlik, bir kendinden geçmenin ötesinde, kendiyle tümleşmiş, bilinçli bir itkiyle dönüştürülen bir enerji olarak niteleyen May, yaratıyı salt kendiliğindenliğe değil tam da bunu belli ölçüde yönlendiren dehaya bağlamakta ve “Yaratıcılık kendiliğindenlik ve sınırlamalar arasındaki gerilimden doğar, sınırlamalar (nehrin kıyıları gibi) kendiliğindenliği sanat ya da şiir eseri için aslolan farklı biçimlere zorlar” (s. 122) demektedir.14

Sanata ve yaratıcılığa deneysel psikoloji açısından yaklaşan akım ise algılama olayı ile ilgilenen “Gestalt” okuludur.10,15 Algılama işlemi, çevredeki eşya ve olayla- rın bünyeleşmiş bütünler halinde kavranmasını sağlayan psikolojik bir olgudur. İnsan, bebekliğin erken aylarından başlayarak algı ve duygu tarzlarını, ilişkide olduğu çevre ile koordine etmek üzere, algılamaya, tanımaya başlar. Özellikle tanıma faaliyeti, çizgi ve renklerin sembolik değerlere dönüşmesini sağlar. Çizgi ve renklerin sembolik değerler kazanması, bunları birer anlatım aracı biçimine dönüştürür. Bu yaklaşıma göre yaratıcılık, in- sanın psişik yapısında gerçekleşen bir işlemdir; görüntüsü ve biçimleri mevcut olan zihinsel malzemeye dayanmaktadır.

Fransız psikanalist Didier Anzieu yaratıcı süreci beş evrede incelemektedir.3 Ona göre ilk evre, ilham (intution) evresidir. Bu evrede kişinin ruhsal yaşantısı bir gerilemedir (regresyon), süreç kişiliksizleşme (de- personalisation) sürecidir. Bu durum kişinin tüm sahip olduğu kültürel kalıplardan sıyrılabilmesini, bilincin bir miktar bulanıklaşmasını ve içe yönelmeyi sağlar. İkinci evre, o ana kadar farkına varılmayan bir iç verinin bi- lincine varılmasıdır. Bu bir tasarım olabilir, bir duygulanım olabilir ya da bir hareket/ritm olabilir. Üçüncü evre, ruhsal olarak sanrıya benzer bir durum ortaya çıkarır. Yakalanan bir veriden yola çıkılarak, kurgulama, üretme ve anlamlandırma yapılır. Dördüncü evre bileştirme (composition) evresidir. Artık bilinç daha fazla devrededir ve yeni ortaya çıkan ürün ya da bir çözüm üzerinde bilinçli çalışma yapılabilir. Son evrede ise yapıtın bitirilmesi, bitirildiğinin “açıklanması” ve sergilenmesi gerçekleşir. Anzieu’nun önerdiği bu aşamaları izlemek yellerini ve dirençlerini, engellerini görmeyi ve onlar üzerinde çalışmayı olanaklı kılar.3

PSİKİYATRİDE SANATLA TEDAVİNİN GELİŞİMİ

Psikiyatride, hastaların yaptıkları sanat ürünleri üstüne ilk klinik/deskriptif incelemeler, 19. yüzyılın son çeyreğinde (1876-1888) Fransız psikiyatr Max Simon ve İtal- yan psikiyatr ve suç hukuku uzmanı Cesare Lombroso tarafından yapılmıştır. Simon ve Lombroso bu ürün- lere hastalık belirtilerini aramak için bakmışlar ve psikotik hastaların sanat ürünlerindeki stilizasyon ve sembolizasyonu inceleyen çalışmaları psikozların deskriptif sınıflamasına katkı sağlamıştır. Paul Meunier ön- cülüğünde bir grup ise bu ürünleri “iç dünyanın dışa vurumu ve yaratıcılık” açısından incelemiştir. Dönemin resmi sanat söylemi ise, bu yapıtları “ifadenin ilkel biçimi” şeklinde niteleyerek ilgi alanından dışlamıştır. Daha sonra Mohr (1906-1907), psikotik hastaların teşhisine dönük çalışmalara katkı sağlayıcı denemelerde bulunmuştur. Mohr, çok iyi planlanmış, teşhis amaçlı deneyimsel çizimler üzerine incelemeler yaparak katatonik ve manik-depresif hastaların sanat ürünlerinde görülen ortak özellikleri incelemiştir. Bu erken deneyimsel çizim testleri, bugün psikotik ve nörotik bozuklukların teşhisinde yaygın olarak kullanılan, Rorschach, Goodenough, Themetic Apperseption ve Szondi gibi projektif testlerin gelişimini hazırlamıştır.8,10,16

Avrupa’daki birçok akıl hastanesinde yatan hasta- ların yaptığı sanat ürünlerini toplayarak “Heidelberg Collection” olarak bilinen çok geniş bir koleksiyon oluş- turan Hans Prinzhorn (1916-1926), bu yolla onların içsel psikolojik süreçlerini incelemiştir. Prinzhorn, psikotik sanata estetik açıdan yaklaşmış ve psikotiklerin, çocukların ve ilkel insanların sanat ürünlerinde görülen ben- zerliklere dikkati çekmiştir.8,16,17

20. yüzyılın başlarında ise bu yapıtlar herkesi de- rinden etkilemeye başlamış, kübist ve ekspresyonist sanatın etkisiyle psikiyatristler kadar sanatçılar da, psikotik hastaların sanat ürünleriyle ilgilenmeye yönelmiştir. Sa- natçının, sanat ürünleri aracılığıyla içsel dünyasını ifade etmesi, Schilder, Pfister ve Pfeifer’in dikkatini nörotik ve psikotik sanata ve bilinçdışı mekanizmalara yöneltmiştir.8,10

Sanatın Avrupa’da iyileştirme amaçlı kullanımı ilk defa 1930’larda, özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında başlamıştır.17 Bu dönemde savaşın yarattığı travmalarla sarsılmış ve bütün değerleri altüst olmuş toplum, onarılmaya ve rehabilite edilmeye gereksinim duymaktaydı. Sanat terapileri özellikle travmatize olmuş bireylerin yeniden toparlanabilmelerinde, içerideki acıya, insancıllıkla, saygı ve şefkatle bakmayı sağlayan bir yaklaşım olarak öne çıkmıştır. 1960-1980 arası dö- nemde gelişen anti-psikiyatrinin etkisi de sanat teda- visinin gelişimine büyük katkı sağlamıştır. Bu bakış, tutucu kültüre, devlete, ortodoks meslek uygulamalarına, kurumlara ve genelde bunların altında yatan dar görüşlü zihniyetlere karşı gelişen tepkinin bir parçası olarak gelişmiş ve kurumsallaşan her şeye karşı olmuştur. Bu dönemde akıl hastalığı kavramını reddeden bir tutum gelişirken, bu görüşler kendi içine dönüp bilincin değiş- tirilmesine de yönelmiştir. Bu içe dönüş, boşluğu doldurmak için müzik, doğu felsefeleri, LSD ve diğer maddelerle yaratıcı süreçleri harekete geçiren deneysel çalışmalara yol açmıştır. Bu gelişmeler psikiyatri ala- nında biyolojik uygulamalar ve ilaç tedavilerinin baskınlığını azaltarak psikoterapilerin ve sanatla tedavinin de önünü açmıştır.

Sanatın bir psikoterapi yöntemi olarak gelişimi ise Amerika’da Margaret Naumburg öncülüğünde olmuştur. Naumburg 1940’larda geliştirdiği dinamik sanat terapi yaklaşımında Freud’un bakış açısından yararlanmış ve sanatı terapötik iletişimde bir araç olarak kullanmıştır. Naumburg, “dinamik oryantasyonlu sanat terapi” olarak tanımladığı yaklaşımında, sanatın, hastaların yaptıkları serbest çizimler ve serbest çağrışım aracılığıyla bilinçdışı çatışmaları bilinçli hale getirmeye dönük, iyileştirici, ka- tartik ve iletişimsel özelliklerini vurgulamıştır.8

Psikodinamik kuramlardaki gelişmeler sanat terapi alanına da yansımış; Arthur Robbins nesne ilişkileri, Mildred Lachman-Chapin kendilik psikolojisi kuramı çerçevesinde, sanat materyalini psikoterapötik ilişkide bir araç olarak kullanmıştır.10,18 Winnicot, çocuklarla yaptığı çalışmalarda sanatı bir “geçiş nesnesi” olarak kullanmıştır.19 Killick, akut psikozda dinamik sanat psiko- terapisini kullanmış, sanat alanını, içinde intrapsişik hareketin ve eylemin gerçekleşebileceği bir “saha” olarak tanımlamıştır. Bu sahanın, simge-öncesi yapıların ve iliş- kilerin evrimi için uygun bir ortam işlevi gördüğünü, somut ve simgesel işlevsellik arasında bir “ara-alan” oluş- turduğunu belirtmiştir.20 Joy Schaverian, sanat eserini yapma ve ona bakma eylemi aracılığıyla hastanın psikolojik durumunda bir dönüşüm sağlayan “analitik farklılaşmayı” tanımlamıştır.21,22

Bion’un tanımladığı konteynır (container), alfa ve beta öğeler kavramları, sanat materyalinin terapi çalışmasında anlaşılması ve kullanılmasında çok yararlı bir bakış sunmuştur.23,24 Bion’un “ham deneyim” olarak tanımladığı “beta öğeler”, resme aktarılarak sembolik biçimlendirmeler ve anlamlandırılmalar yoluyla sindirilmiş “alfa öğelere” dönüştürülür.23,24

Günümüzde geniş kabul gören sanatla tedavi, İngiltere’de sağlık sitemine entegre edilmiş,25,26 bu alanla ilgili meslek standartları oluşturulmuş, ruhsal bozukluk- lardan fiziksel hastalıklara kadar birçok alanda faydalı teori ve uygulamalar geliştirilmiştir.27-29 Sanat psikoterapilerinin en yaygın kullanım alanlarından olan ruh sağ- lığı alanında, gerek sanat terapistleri gerekse hemşire, psikolog, psikolojik danışman gibi ruh sağlığı çalışanları, sanat terapisini bağımsız veya kendi klinik uygulamalarına entegre ederek kullanmaya yönelmiştir. Ülkemizde de sanat, yaratıcılık ve hemşirelik arasındaki bağlantının önemini vurgulayan, sanatı bir iyileştirme aracı olarak kullanan çalışmaların sayısının giderek artmakta olduğu görülmektedir.30-36

SANATIN PSİKOTERAPİDEKİ İŞLEVİ

Sanat ve psikoterapi kavramları sanat yoluyla yapılan tedavilerin kökeninde yer alır ve sanat psikoterapisi/sanatla terapi/yaratıcı sanat terapisi gibi kavramlarla tanımlanır. Bu tanımlamaların bir yönü, “sanat yapma süreci” (art-making process) olarak doğrudan sanatsal çalışmanın kendisinin iyileştirici özelliklerine gönderme yaparken, “terapide sanat” (art in therapy) olarak ifade edilen diğer yönü, sanatsal çalışmayı terapötik bir araç olarak kullanmayı vurgular. Genel olarak sanat psikoterapisi, görsel, işitsel, dokunsal birçok yolla kişinin ken- dini ifade etmesinin aracı olarak sanat yapma ve sanatı kullanma yoluyla uygulanan bir tedavi ve psikoterapi metodu olarak tanımlanabilir.18,27-29 Bu yolla sanat, hem karmaşık ve yoğun duygular için bir çıkış bulmayı ve düşünsel düzeyde sözlü ifade edilmelerine olanak sağlamayı, hem de kendi içinde öz-farkındalık geliştirme ve büyümeyi amaçlar.

Sanat psikoterapisinde, terapinin amacı, çerçevesi, terapist ve danışan ilişkileri, kuramsal bilgi ve etik il- keler ile ilgili düzenlemeler diğer terapi yöntemlerine benzer biçimde uygulanırken, sanatla çalışmada farklı olan, adeta “üçüncü bir el” gibi işlev gören sanat ürünü (artwork) ile terapist ve danışan arasındaki üçgen ilişkidir (Şekil 1). Danışan, terapist ve yaratılan ürün arasındaki ilişki; önce biçimsel yapı ve içsel düzenlemesi, bununla bağlantılı öykü ve çağrışımları, ortaya çıkan ürünün sembolik anlamları, verdiği mesaj (aktarımsal anlamı) ve çalışma sırasındaki davranışları, jest ve mimikleri içerecek biçimde, estetik mesafeyi kullanarak terapötik alanın olanaklarını genişletir.37,38 Özellikle sözel ifadenin bozulduğu veya yetersiz olduğu durumlarda, yoğun duygusal dalgalanmalarda, bireysel veya toplumsal travma ve katastrof yaşantılarda, depresyon, anksiyete ve psikoz durumlarında, iletişim sorunlarında, her yaştaki bireylerle yapılan sanat çalışması kapsayıcı bir konteyner olarak işlev görmekte, hem bu yaşantıların tutulmasına hem de onarılarak dönüştürülmüş biçimde yeniden içselleştirilmesine olanak sağlamaktadır.

Sanat psikoterapisinde farklı hasta gruplarıyla çalışmaya olanak sağlayan iki ana yaklaşım vardır; bunların birisi “spontan (özgür) yaratıcı süreç”, diğeri “yapılandırılmış yaratıcı süreç”tir.10,18 Özgür (spontan) sanatsal süreçte ilham kaynağı içseldir, birincil dürtü ve fantezilerden beslenir. Yaratıcı aktivite bir miktar gerilemeyi (regresyon) gerektirir. Bu durum Kris (1952) tarafından, “egonun hizmetinde gerileme”, yani organize olmuş duygusal ifadeye hizmet eden kontrol edilmiş gerileme, olarak tanımlanır. Spontan sanatsal süreçte sa- natsal malzeme ile “hiçbir şeyden bir şey üretme” gereği, gerçeklerden belli bir miktarda uzaklaşmayı gerektirir. Bu süreçte ego işlevlerinin kaynağı içseldir. Spontan yaratıcı sanat çalışmaları, ruhsal yapılanması iyi olan daha çok nevrotik seviyedeki kişilerde ve nispeten iyi işlevselik gösteren üst düzey kişilik örgütlenmelerinde kulla- nılabilir. Yapılandırılmış yaratıcı süreçte ise; önceden hazırlanmış bir plan etkinliğin çerçevesini belirler ve terapist tarafından verilen öncül yönergeler gerileme (regresyon) ihtimalini azaltır. Dışarıdan verilen yönergelere bağlı kalma gereği, gerçekle sürekli etkileşimi gerektirir. Yapılandırılmış yaratıcı süreçte, egonun işlevlerinin büyük bir bölümünün kaynağı, dışsal bir rehber olarak yaratıcı aktiviteye giden basamakları belirleyen terapisttir. Bu yaklaşım, dışsal bir kaynaktan gelen ego işlevi yardımı ile kendini düzenleyebilen, ileri safhada ego işlev bozukluğu olan şizofreni, psikotik bozukluklar, ağır kişilik bozuklukları gösteren hastalar için uygun bir tedavi seçimidir.20,28,39

Sanatla tedavide yöntem seçimi, hastanın ego iş- levlerini harekete geçirme yetisinin derecesine bağlıdır. Gerçeklik sınaması; gerçeklik algısı ve gerçekliğe adapte olabilme yetisi, dürtüleri kontrol etme ve düzenleme, nesneleri ilişkilendirme ve nesne sürekliliğini devam ettirme, düşünce süreçlerini organize etme ve savunma mekanizmalarını harekete geçirme kapasitesi, algı, oryantasyon, zeka, düşünce, dil, motorik ve yaratıcı gelişim gibi otomatik işlevler, birleştirme, organize etme, kap- sama, kombine etme, şekillendirme, kalıplaştırma, nötrleştirme, yüceltme ve bedensel dengeleme gibi sağ- lamlaştıran işlevler sanat psikoterapisinde çalışma yöntemini belirleyen, harekete geçirilen ve geliştirilen ego işlevleridir.39,40

Ego işlevleri gelişmiş, nevrotik düzeydeki kişiler sıklıkla çevrelerinde olup bitenlerin farkındadır ve orta düzeyde de olsa uyum sağlamışlardır. Bu hastalarla ya- pılan sanat terapisinde, duyguları ortaya çıkarmaya yönelik dışavurumcu (ekspresif) teknikler kullanılır. Terapide, duygusal tepkiler, fantezi, oyun ve cevap verebilme yeteneği üzerine odaklanılır. Terapide kullanı- lan materyal (boyalar, renk, çamur, resim yapma eylemi vs.) hem hastanın iç dünyasını ve bilinçdışı çatışmala-rını incelemeye, hem de onları sanatsal bir ürün olarak dışsallaştırma yoluyla, anksiyetenin sublimasyonuna olanak sağlar. Ayrıca katartik yaşantıların oluşmasına imkan verir. Nevrozlar içinde, obsessif ve histerik yapı- lar birbirine tamamen karşı olan nevrotik uyum çabalarını sergiler. Obsessif hastalarda, güç ve kontrolü sağlamaya dönük, duyguların yalıtıldığı, sözcüklerin majik anlamlar kazandığı bir yapı vardır. Sanat, bu kontrolü kırma ya da esnetmede mükemmel bir araçtır. Kullanılan malzeme, özellikle çamur, sürekli dağılan sulu boyalar, parmakla boyama teknikleri, hastalarda anksi- yete yaratır. Bu kişiler yağlı kalem ya da pastel boyaları kullanmayı tercih ederler. Bu tür malzemelerle çalışan hastalar, kirlilik, kızgınlık gibi durumlarla yüzleşmek- ten kaçınamaz. Buna karşın, histerik kişilik yapısı gös- teren bir hastada dramatizasyon ve eylem ön plandadır. Anksiyeteye karşı tolerans düşüktür ve emosyonel labilite vardır. En temel savunma bastırma (represyon) gibi görünmektedir. Terapist, affektler ile sözcükler arasında bağlantı oluşturmaya odaklanmalıdır. Resim ya da sanatsal bir ürün üzerinden bunları konuşmak süreci hız- landırır ve hastanın farkındalığını arttırır. Terapist, bütün nevrotik hastalarda, intrapsişik çatışmaların sür- mesini sağlayan kişilik tarzlarını ve kısır döngüleri de- ğerlendirerek, hastanın sağlıklı kısımlarıyla işbirliği oluşturmaya çalışır. Sanat, bu hastalarda bilinçdışı çağ- rışımları kolaylaştıran ve direnci azaltarak libidinal ve agresif kökenli arzuların analizini sağlayan, iyi bir psikoterapi aracıdır. Bu yüzden, dinamik oryantasyonlu terapilere uygundur.8,10,18

Ego sınırlarının zayıf olduğu düşük işlevsellik gösteren psikotik ve ağır kişilik örgütlenmesi gösteren hastalarla çalışırken ise, yarattıkları sanat ürünü ile kendileri arasındaki sınır da (estetik mesafe) zayıflamakta, imgeye aktarılanlarla bağ devam etmektedir. Joy Shaverin’in,21 psikozdaki kişilerle sanat terapisinde “günah keçisi aktarımı” olarak tanımladığı bu durum “fetiş nesne ya da tılsım” olarak sanat ürününe yansıtılan, orada tutulan içsel yaşantılardır. Psikotik hastalarla yapılan sanat terapisinde terapistin yardımıyla bu yaşantılara dışardan bakma, onları anlama, anlamlandırma ve kabullenme olanaklı hale gelmektedir. Sanat bu hastala- rın tedavisinde; egonun sınırlarını oluşturma ve egoyu güçlendirme, iç yaşantılar ve dış gerçeklik arasındaki bağlantıları kurma, geçiş nesnesi işlevi sağlama, hasta ve terapist arasındaki ilişkide sembolik dil yoluyla sözel iletişimi geliştirme (ikincil sürece doğru bir gelişim), duy- guları tanımlamaya ve ifade etmeye yardım etme, kendiliğin psikotik parçalarını dışlaştırarak, onlardan kurtulma, daha sonra onlara bakabilme, tanımlayabilme olan kendi yaptığı resme narsisistik bir yatırımda bu- lunması yoluyla kendiliğin onarılmasını sağlama gibi çok çeşitli işlevler sağlar.8,28

SANAT TERAPİNİN ETKİNLİĞİ

Günümüzde resim, müzik, dans, drama, fotoğraf gibi çok çeşitli sanat dalları ruhsal bozukluk tanısı almış bireylerin iyileşme ve rehabilitasyonunda etkili bir tedavi aracı olarak kullanılmaktadır.41-44 Bu çalışmalarda travma, depresyon, şizofreni ve benzeri bozukluklar, ağır kişilik bozuklukları, otizm, gelişimsel yetersizlik gösteren kişilerle yapılan sanat psikoterapisinin, hastalık belirtilerinde azalma, psikososyal iyileşme ve işlevsellik artışı yönünde anlamlı katkılar sağladığı yönündedir.

İngiltere Sanat Konseyi (Arts Council England) sanat, sağlık ve iyi olma (The Arts, Health and Wellbeing25 başlıklı raporunda, sağlık bakanlığı ile sanat tabanlı “sanat ve sağlık” çalışmalarının birey ve toplum sağlığını iyileştirmedeki önemini belirtmektedir. Bu raporda; sağlık ve halk sağlığı konularında olumlu mesajlar verme, sağlıklı ve iyi olmak için ihtiyaçları belirleme, sağlık hizmeti alanların zihinsel, duygusal ve ruhsal durumunu iyileştirme, sağlık hizmeti alanlar ve personel için sağlık bakım ortamlarındaki çevreyi oluşturma ve iyileştirmek, tıbbi personel, hemşire, hasta ve aileleri için daha etkili fırsatlar oluşturmada sanat ve sağlık işbirliği vurgusu yapılmaktadır.

Amerikan Sanat Terapi Derneği’nin (The American Art Therapy Association) derlediği Art Therapy Bibliography’sinde sanatla terapinin astım, kanser, diyabet, böbret yetmezliği gibi birçok fiziksel hastalıklarda ve travma, çocuk istismarı ve disosiyatif bozukluklarda yaygın kullanımı ile ilgili çok sayıda çalışmanın varlığını göstermektedir.45 Leckey’nin43 yara- tıcı aktivitelerin ruhsal iyi olma üzerindeki etkilerini araştıran sistematik gözden geçirme yazısında da, resim, çamur, fotoğraf gibi yaratıcı aktiviteler ile ruh- sal iyi olma arasındaki ilişkiyi inceleyen 11 çalışma incelenmiş, bu çalışmalarda, yaratıcı aktivitelerin ruhsal iyi olmayı sağladığı ve koruduğu yönünde bulgular bil- dirildiği, yaratıcı aktivitelerin, kendini ifade etmeyi sağladığı, kan basıncını azaltıp, bağışıklık sistemini artırarak stresi azalttığı yönünde terapötik etkilerinin tespit edildiği görülmüştür. Müzik terapisinin kullanıldığı çalışmalarda da, uzun süreli ve oturumlara katılımın düzenli olduğu durumlarda, doğaçlama müzik yapmanın, müzikal süreçlerle ilgili çağrışımları konuşmanın, şizofren hastalarda negatif semptomların iyileştirilmesi, özellikle duygusal düzleşme ve körelme, zayıf sosyal ilişkiler, ilgi ve motivasyon kaybı gibi durumların azalmasında etkili olduğu bildiril-mektedir.41 Depresyon tanılı kişilerle yapılan randomize kontrollü bir çalışmada ise, standart bakıma eklenen müzik terapisinin sadece standart bakım alanlarla karşılaştırıldığında, hafif, orta veya şiddetli depresif atakları azalttığı, anksiyete düzeylerini düşürerek işlevselliği arttırdığı belirtilmektedir.46

Ancak sanat terapisinin ruhsal bozukluklardaki etkinliğini değerlendiren çalışmaların yeni olduğu ve bu çalışmaların metodolojik sorunlar içerdiği, çoğunlukla vaka odaklı olduğu, kontrollü randomize kör çalışmaların azlığı dikkat çekicidir. Cochrane işbirliği ile yapılan sistematik gözden geçirme çalışmasında,42 şizofreni ve benzeri hastalıklarda standart bakıma ek olarak sanat terapisinin kullanıldığı çalışma sonuçları; bu çalışmaların daha çok deneysel nitelikte olduğunu, standart bakım ile resim çalışması veya drama eklen- miş gruplar arasındaki farkların istatistiksel olarak an- lamlı olmadığını, bu çalışmaların metodolojik eksiklikler içerdiğini, bu konunun daha iyi kurgulanmış ve ileri çalışmalarla incelenmesi gerektiğini göstermektedir.

SANAT VE HEMŞİRELİK

Hemşirelik farklı geçmişlere ve sağlık koşullarına sahip hastaların bakımını içeren ve sıklıkla beklenmeyen du- rumlarla karşı karşıya kalan bir meslektir. Dolayısıyla hemşirelerin rutin bakımın ötesini görebilmesi ve hasta yararına en doğru kararları alabilmesi için öğrencilikten itibaren yaratıcı ve eleştirel düşünebilme niteliklerini geliştirmeleri gerekmektedir. Yaratıcılık problem çözme ve yeni fikirler üretmek için önemli bir beceri- dir.36,47 Yaratıcılıkla eleştirel düşünce arasında paralellik ve denge vardır. Yaratıcı düşünce eleştirel düşünceyi tamamlar ve yaratıcı yaklaşımlar kullanmak eleştirel düşünceyi besler. Hemşirelikte yaratıcı ve eleştirel düşüncenin geliştirilmesi için son yıllarda hemşirelik eğitiminde aktif paylaşıma ve öğrenmeye, hing) önem veren, öğrenci stresini azaltıcı ve motivasyonu arttırıcı tekniklerin kullanıldığı eğitim modellerine daha fazla yer verildiği görülmektedir.36,47,48 Bu çalışmalarda, öğrencilerin yaratıcı düşünme potansiyellerini açığa çıkaran; öğrenmede çeşitlilik, özgür öğrenme, güven ile öğrenme ve grup çalışmaları yoluyla öğrenme gibi çeşitli yaklaşımların önemi vurgulanmaktadır.

Hemşireler, hemşirelik müdahaleleri sınıflamasında da (NIC)49 yer alan, müzik, resim gibi yaratıcı sanat terapi müdahalelerini tıbbi tedavilere entegre etme ve hastanın yaratıcı potansiyelini harekete geçirmede kilit bir roldedirler. Giderek dünyada ve ülkemizde hemşireler depresyondan, kansere, bağışıklık sistemi bozukluklarından, demanslara kadar birçok hastalıkta ve onkoloji, yoğun bakım veya terminal dönem hastalarıyla çalışan sağlık çalışanlarının karşı karşıya olduğu tükenmişlik, motivasyon kaybı, işe yabancılaşma gibi durumların önlenmesi ve sağaltımında yaratıcılık içeren hemşirelik bakım müdahalelerini daha fazla kullanmaya başlamışlardır. Birçok yataklı serviste, hemşireler; sanatçılar ve müzisyenler ile birlikte hasta bakımında etkin rol almaktadırlar. Ülkemizde de bunun örnekleri çoğalmakta, hemşirelerin yaratıcı aktivitelere klinik çalışmalarında daha fazla yer vermeye başladığı görülmektedir.30-35,50

SONUÇ VE ÖNERİLER

Sanat ve yaratıcık, hemşirelik bakımının kalitesini arttıran, hemşirelerin daha yaratıcı ve doyumlu çalışmalarına katkı sağlayan, bakım verdikleri kişileri daha bütüncül görme ve sorunlara yenilikçi çözümler getirmede eleştirel/sorgulayıcı bir bakış kazandıran önemli bir alandır. Yaratıcı düşünceye sahip, olgulara bilimsel bilgiler ışığında bakabilen, hastanın gereksinimleri ve mevcut koşulları değerlendirerek bakımı sorgulayan, bakım verdiği bireylere bütüncül yaklaşabilen ve onların olumlu potansiyellerini açığa çıkaran bir hemşirelik için, sanat ve yaratıcılık süreçlerine hemşirelik eğitim programlarında ve klinik uygulamalarda daha fazla yer verilmesi önerilmektedir.

KAYNAKLAR

  1. DSÖ. Sağlığın teşviki ve geliştirilmesine yönelik dönüm noktaları: Global konfer- anslardan bildiriler. 1. Baskı, Ankara: T.C. Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü Bakanlık Yayın No: 813; 2011. p.1-5.
  2. Altıok HÖ, Şengün F, Üstün B. Bakım: Kavram analizi. Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Elektronik Dergisi 2011;4 (3):137-40.
  3. Parman T. Sanatsal yaratıcılık ve psikanaliz. Psikanaliz Yazıları 2005;10:99-111.
  4. Gombrich EH. Sanatın Öyküsü. Çev. Cömert B. İstanbul: Remzi Kitabevi; 1986. p.40- 614
  5. Winnicot DW. Oyun ve Gerçeklik. Çev: Birkan T. İstanbul: Metis Yayınları Ötekini Dinlemek- 2; 1998. p. 5-30.
  6. Schaverien J. Transference and transactional objects in the treatment of psychosis. In: Killick K, Schaverien J eds. Art, Psychotherapy and Psychosis, London: Routledge; 1997. p.13- 38.
  7. Freud S. Sanat ve Sanatçılar Üzerine. Çev: Şipal K. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları; 1995. p.103-14.
  8. Naumburg M. Schizophrenic Art: Its Meaning in Psychotherapy. New York: Grune-Stratton, Inc; 1950. p.3-34.
  9. Kris, E. Psychoanalytic explorations in art. Ox- ford, England: International Universities Press; 1952. p. 358.
  10. RobinsA,SibleyLB.CreativeArtTherpy.New York N.Y: Brunner/Mazel; 1976. p. 3-36.
  11. Klein M. Sevgi, Suçluluk ve Onarım. Çev. Habip B. İstanbul: Kanat Kitap İnceleme Dizisi; 2008. p. 231-78.
  12. Jung CG. Dört Arketip. Çev: Yılmazer ZA. İs- tanbul: Metis Yayınları Ötekini Dinlemek;2003. p. 5-30.
  13. JungCG.İnsanveSembolleri.4.Baskı,Çev: Babaoğlu AN. İstanbul: OkuyanUs Yayın; 2009. p.20-50.
  14. May R. Yaratma Cesareti. İstanbul: Metis Yayınları; 1987. p. 120-130.
  15. Mülayim S. Sanata Giriş.2. Baskı. İstanbul: Bilim Teknik Yayınevi;1994. p. 35-42.
  16. Aksel İŞ, Velioğlu S. Akıl hastalarının sanat mahsülleri. İstanbul: İsmail Akkgün Matbaası; 1960. p.1-15.
  17. Güney M. Sanat ve Psikiyatri. 2. Baskı. Ankara: Öz Baran Ofset Matbaacılık; 2011. p.125-32.
  18. Rubin JA. Approaches to Art Therapy- Theory and Tecnique. New York: Brunner-Mazel; 1987. p. 15-150.
  19. Winnicot DW. Oyun ve Gerçeklik. Çev. Birkan T. İstanbul: Metis Yayınları Ötekini Dinlemek- 2; 1998. p.5-15.
  20. Killick K. Working with psychotic prosses in art therapy. Psychoanalytic Psychotherapy. 1993; 7(1): 25-38.
  21. Schaverien J. The Revealing Image Analyti- cal Art Psychotherapy in Theory and Practice London:Jessica Kingsley Publishers;1999. p.13-117.
  22. Schaverien J. Transference and transactional objects in the treatment of psychosis. In: Art, Psychotherapy and Psychosis. Killick K, Schaverien J, ed. London: Routledge; 1997. p.13-38.
  23. Bion WR. Yaşayarak öğrenmek. Çev. Güvenir T, Ekin Lİ. İstanbul: Bağlam Yayınları; 2014. p. 60-130.
  24. Lawrence K. Reviews the book “Wilfred Bion: His Life and Works”, 1897-1979. Bulletin of the Menninger Clinic, 1995;59(3):398-401
  25. Arts Council England. The arts, health and wellbeing. London: Arts Council England; 2007. p. 4-43.
  26. Bungay H, Clift S. Arts on Prescription: A review of practice in the UK. Perspect Public Health 2010;130(6):277-81.
  27. Malchiodi CA. The soul’spalette: drawing on art’s transformative power. Boston: Shamb- hala; 2002.
  28. Landgarten HB. Clinical Art Therapy: A Com- prehensive Guide. New York: Brunner/Mazel; 1981.
  29. Wadeson H. Art Psychotherapy. New York: John Wiley-Sons; 1980.
  30. Coşkun S, Yıldız Ö, Yazıcı A. Psikiyatrik re- habilitasyonda fotoğrafın kullanımı: Bir ön proje. Psikiyatri Hemşireliği Dergisi 2010;1(3): 121-7.
  31. Köçkar Ç, Gürol A. Anxiety, aggression and self-esteem analysis through pictures in children with cancer. FN Hem Derg 2013: 21(1); 33-9.
  32. Eren N. Psikoterapide sonlanma: Sonlanma aşamasında zorluklar içeren bir olgu. Psikiya- tri Hemşireliği Dergisi 2013;4(1):36-45.
  33. Demir Ö, Arslantaş A. Koroner anjiyografi ve perkütan transluminal koroner anjiyoplasti işlemi öncesi uygulanan müzik eşliğinde pro- gresif kas gevşeme egzersizinin bireylerin anksiyete düzeylerine olan etkisi. Psikiyatri Hemşireliği Dergisi 2014;5(3):113-21.
  34. Eren N, Öğünç NE, Keser V, Bıkmaz S, Şahin D, Saydam B. Psychosocial, symptomatic and diagnostic changes with long-term psychody- namic art psychotherapy for personality disor- ders. The Arts in Psychotherapy 2014;41(4): 375-85.
  35. Karaca S, Eren N. The use of creative art as a strategy for case formulation in psychother- apy: A case study. Journal of Clinical Art Therapy 2014:2(1): 3-8.
  36. Çam MO, Turgut EÖ, Büyükbayram A. Ruh sağlığı ve hastalıkları hemşireliğinde dayanıklılık ve yaratıcılık Psikiyatri Hemşireliği Dergisi 2014;5(3):160-3.
  37. Seth-Smith, F. Four view of the image. In Kil- lick K, Schaverien J. (Ed), Art, psychotherapy and psychosis. London: Routledge; 1997. p.84-105.
  38. Dalley T, Rifkind G, Terry K. Three voices of art therapy: Image, client, therapist. Rout- ledge; 2013. p.2-16.
  39. Miller CL. Ego-strengthening art therapy in a day hospital: Using art history to engage clients. Art Therapy 1998;15(4): 265-8.
  40. Bellak L, Hurvich M. A systematic study of ego functions. J Nerv Ment Dis 1969;148(6):569-85
  41. Gold C, Heldal TO, Dahle T,Wigram T. Musicherapy for schizophrenia or schizophrenia- like illnesses. Cochrane Database of System- atic Reviews. 2005; 2. DOI: 10.1002/ 14651858.CD004025.pub2.
  42. Ruddy R, Milnes D. Art therapy for schizo- phrenia or schizophrenia-like illnesses. Cochrane Database of Systematic Reviews. 2005;4. DOI: 10.1002/14651858.CD003728. pub2.
  43. Leckey J. The therapeutic effectiveness of creative activities on mental well-being: a systematic review of the literature. J Psychiatr Ment Health Nurs 2011;18(6):501-9.
  44. Riley RG, Manias E. The uses of photography in clinical nursing practice and research: A lit- erature review. J Adv Nurs 2004;48(4):397-405
  45. The American Art Therapy Association. Art Therapy Bibliography: Select Studies, Articles, and Publications. 2012.
  46. Erkkila J, Punkanen M, Fachner J, Ala-Ruona E, Pontio I, Tervaniemi M, et al. Individual music therapy for depression: Randomised controlled trial. The British Journal of Psychi- atry 2011;199:132-139. Doi: 10.1192/bjp. bp.110.085431
  47. Cardellini L. Fostering creative problem solv- ing in chemistry through group work. Chem- istry Education Research and Practice 2006;7(2):131-40.
  48. Chan ZCY. Exploring creativity and critical thinking in traditional and innovative problem-
  49. McCloskey JC, Bulechek GM. Nursing Inter- burnout syndrome in oncology units. Psy- ventions Classification (NIC). 3rd ed. Missouri: chooncology 2008;17(7):676-80. Mosby Inc; 2000.
  50. Italia S, Favara-Scacco C, DiCataldo A, Russo 2013;22(15-16):2298-307. G. Evaluation and art therapy treatment of the burnout syndrome in oncology units. Psy- ventions Classification (NIC). 3rd ed. Missouri: chooncology 2008;17(7):676-80.

Kaynak : https://www.sanatpsikoterapileridernegi.org/psikiyatride-bak305m-304ccedilin-sanat305n-ve-sanat-terapisinin-yeri.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir