“Seviyorum demekle olmaz, önce emek ver”

“Onu seviyorum, bunu seviyorum demekle olmaz. Önce karşındakini anla, merak et. Onun için bir emek ver” diyen Psikiyatrist Doktor Erdoğan Çalak: “Artık birbirine yatırım yapmayan ve cinsel hayatları hemen biten yeni bir kuşak geldi”

Fatoş Karahasan

Psikiyatrist Doktor Erdoğan Çalak, kızı Psikolog Ceren Çalak Koca’yla birlikte yazdığı “7/24 Annelik. Var mısın Sevmeye?” kitabında, kavramların içinin boşaltıldığı günümüz toplumunda sevginin, cinselliğin, anne-babalığın önemine dikkat çekiyor. Çalak, sevgisizliğimizi ve gerginliğimizi şu cümlelerle özetliyor: “Dünyanın giderek hakikiliğinden uzaklaşıp anlık fotoğrafa, fotoğrafın hoşa gidecek bir şey olmasına dönük bir tutuma kaydığını düşünüyorum. İnsanların kitapları okumak yerine filmini izlemeyi seçtiği bir dünyada görselliğin önemi daha da artıyor. Narsistik kişilik bozukluğu insanın hakikiliğinin yerine herkesin takdir edeceği bir fotoğrafı koyma, sevmekten çok seviyormuş gibi yapma çabasıdır. Bir insan kendi hakikiliğini koruyarak büyüyebilir.

Kötü bir fotoğraf vereceğinden korkan bir insanın gelişmesi ve değişmesi mümkün olmuyor.”

* İnsanlar neden mutsuz?
Günümüz insanı örtülü bir mutsuzluk yaşıyor. Oyalanmaya çalışıyor ve oyalanmayı giderek gerçek hayatın yerine koyuyor. Bu yüzden de bir anlam eksikliği hissediyor. İnsanlara bize gelme nedenlerini sorduğumda, “Somut bir sebebim yok ama kendimi iyi hissetmiyorum; her şey boş geliyor, canım sıkılıyor nedenini anlamıyorum, hiçbir şeyde bir
anlam bulamıyorum…” gibi belirgin olmayan şikayetler sıralıyorlar.


* Kitapta, “Rol modelleri kadınlarda strese neden oluyor” diyorsunuz…
Kadınlara dayatılan rol modelleri var. Dünyada bazı şeyler ancak insanın ruhunu katmasıyla yaşanabilir. Sevişmek gibi örneğin. İnsan iyi sevişiyormuş gibi yaparak yaşadığından bir şey anlamaz. Ruhunu katması gerekir. Annelik de kalıplara uyum sağlamaya çalışarak olmaz. Bu kalıbı gerçekleştirmeye çalışan insan, bir süre sonra bu yapıya uyamıyor. O kalıptaki gibi olamadığını, çocuğun kendisini çok yorduğunu ve öfkelendirdiğini algılamaya başlıyor. Nihayet, üçüncü ayda çocuğundan sıkılıp, “Ben tekrar işime döneceğim” diyen bir kadın haline geliyor.
“İnsanlar başarılı görünebilir ama sevgi üretemiyorlar”

İyi annelik kalıbı pompalanıyor sürekli…

Reklamlar da buna katkıda bulunuyor. Tüm çocuk ürünleri, annelere bu imgeler aracılığıyla erişmeye çalışıyor. Anne de büyük oyunun bir parçası haline geliyor.
İş gerçekliğini kaybedip iyi anneyi oynama çabasına dönüşüyor. Bunun bir tehlike olduğunu anlamamız lazım. Aslında her

page1image23096496

insan farkında olmadan, kendi malzemesinin en optimumunu yakalamaya çalışır. Bir insan, kendinde nelerin aksadığını anlamak yerine “Şurada bir arıza çıkartıyorum, şu arızayı belli etmeyeyim” diye yaklaşırsa bir yere varamaz.

* Nasıl anlayacağız kendimizi?

Kendini bir fotoğrafa dönüştürdüğün zaman, kendini anlamayı zaten reddediyorsun. Nasıl algılandığını düşünmeye başlıyorsun. Mesela, bir kişi, “Eyvah şimdi benim hakkımda ne düşünecekler? Millet ne diyecek?” demeye başladığında, zaten bir fotoğraf olmaya başlıyor. Biz çevremizdekileri eksikliklerini gösterdiler diye eleştiriyoruz ama belki de bu insan hakikiliğinden dolayı böyle. Belki de gerçek anlamda sevildiği, annesi onu bir fotoğraf yerine koymadığı için gerçekliğini koruyabiliyor. İyi bir oyuncu olmayanlar daha daha sağlıklı oluyor

* Ne yapmalıyız?

Bence, sevgi denen şeyin aslında görmek, bilmek, anlamak olduğunu bilelim. Yani “Onu seviyorum, bunu seviyorum” demekle olmaz. Görmediğin şeyi nasıl seveceksin? Önce karşındaki insanı anla, merak et. Onun için bir emek ver. Veya kendin için. Kendine bunu yapmadığın zaman kendini sevemeyen ama önemseyen bir kişi oluyorsun sadece.

* Ya anne ve babalar…

Çok çalışan ve çocuğuyla ilgilenemeyen anne ve babalar ne yapıyorlar? Çocuğunun aldığı notlarla meşguller. Yine çocuğun verdiği fotoğrafla meşguller. Çocuk kötü bir fotoğraf veriyor diye kızıyorlar. Çocuk o arada arkadaşlarıyla nasıl bir sorun yaşıyor? Kendi içinde nasıl çatışmalar yaşıyor? Mutlu mu, mutsuz mu? Bunların farkında değiller ki. Çocuğu görmüyorlar.

* Eşler de aynı şekilde değil mi?

İlişkiler de bir ortaklığa dönüyor. “Bu benim yanımda iyi duran, beni tamamlayan birisi mi, değil mi?” diye soruluyor. İki taraf da birbirinden bunu beklemeye başlıyor. Gerçek anlamda birbirini sevip sevmedikleri önemini kaybediyor. Bu sistemde doğan çocuklara da yazık oluyor. Bu dünyada büyük bir boşluk var. Bu da kadın-erkek, bebek-anne ilişkisine yansıyor. En yüksek kalite isteyen ilişkilerde sevgi üretemiyoruz. İnsanlar dışarıdan bakınca çok başarılı olabilirler ama bir türlü sevgi üretemiyorlar. Beraberler ama yalnızlar. Yüksek emek ve duyarlılık isteyen durumlarda aksıyorlar.

“Genç bir adam ‘Bana sevmemeyi öğretin’ dedi”

Türkiye yalnız insanların ülkesi mi olacak?
Bana geçenlerde, “Ben çok çabuk âşık oluyorum. Sonra acı çekiyorum. Bana sevmemeyi öğretin” diyen bir genç adam geldi. Büyük bir şirkette çalışan biri. İyi eğitimli. Ama insani meselelerde cahil. Hayatı anlamlandıramayan insan depresyona giriyor.

* Sıkıntıları neyle aşıyoruz?

Bir şeyler satın alarak…

* Hızlı çözüm sunan terapi programları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hiç tavsiye etmem. Sistemin bir parçası. Sistem tıkandıkça kendine anti-depresan bulmak zorunda.

Erkekler kadınların değişimine ayak uyduramıyorlar

* Kadına yönelik şiddet artıyor…

Kadınlar değişime daha açık varlıklar. Erkekler tutucu. Kadınların hızlı bir biçimde toplumun değişen koşullarında bilimden ve teknolojiden yararlanması, özgürleşmesi ve erkeklerin buna ayak uyduramaması bir uçurum yaratıyor. Bu da erkek kıskançlığını çok artırıyor. Şiddetli kıskançlık, güvensizlik cinayetlere bile neden oluyor. Esas sebep, kadınla erkek arasındaki makas açılıyor. Örneğin, bekaret kadınlar için giderek daha önemsizleşirken, erkekler için daha da önemli oluyor. Erkek, kendisini yetersiz hissettikçe, kendine güveni azaldıkça bekaret beklentisi artıyor. Bu sefer kadın bir uca, erkek diğer uca gidiyor. Kutuplaşma oluyor. Bu gidişattan en fazla zarar görenlerse bebekler. Onlar büyüklere çok muhtaç. Büyükler kendilerinden koparak, evcilik oynamaya yöneldikçe bundan en büyük zararı çocuklar görüyor.

* Ya aşk mutsuzluğu?

Çok yaygın. Birbirine yatırım yapmayan, birbirinden çabuk sıkılan ve cinsel hayatları da çok kısa sürede biten yeni bir kuşak geldi. Yirmili yaşlardaki gençler böyle. Herhalde bu böyle gitmez. İnsanların yatırımı birbirlerine değil. Başarı, statü gibi narsistik amaçlar önlerine kondu. Yarışın birincisi, sürünün önde gideni olmaları gerektiği pompalanıyor. Çocuklar da bu amaca uygun yetiştiriliyor. Bu bence bir felaket.

Kaynak : http://fatoskarahasan.com/seviyorum-demekle-olmaz-once-emek-ver/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir