Terapi Sürecinde Sık Yapılabilen Yanlışlar

0 Reviews

Write a Review

Tartışma Soruları :

Terapi sürecinde terapistten kaynaklı yanlışları neler olabilir, ? Sürecin bu kadar yanlışı neden ürettiğini tartışınız ?

3. Etik ilkelerin yararlı olup olmadığı, sınırları ve neden bu kadar önemli olduğu ilgili tartışınız ?

4. Yukarıda anlatılmayan başka hatalar, yanlışlıklar var mı, tartışınız ?

Terapi sürecien başından yapılandırılmış gibi görünmektedir. Gelen kişi yaptıklarıyla, geçmişiyle, kendisiyle veya çevresiyle doludur, yaşadıklarının farkında yada değildir, ancak daha önce veya şimdi yaşadığı olumlu – olumsuz bir çok deneyimle gelmektedir. Dolayısıyla sürecin bütün parçalarını kontrol altında tutup tutmama, görüşmeyi yapılandırma, terapi metodu veya modeli seçme sorunsalları üzerinde danışan değil terapiyi yürüten düşünmelidir. Terapide hangi ilkeleri, yöntemleri ve kuralları benimsemeli konusu önemli olduğundan danışanı veya süreci yönlendirmek, terapiyi sonlandırmak, soru sormak, empati kurmak veya ilişki başlatmak terapist için cevaplanması gereken sorulardır. Bu sorulara ilişkin terapistin bir çok teorik veya pratik ve deneyimsel cevabı olmalıdır. Bu süreçte beklenen, olması gereken terapinin danışanda bir iyileşme, iç görü kazanma, farkındalık oluşturma, bağımsız yaşama, olumlu tutum geliştirme ve gelen kişinin hayat standardında insani olarak bir değişim göstermesidir. Biz danışanda isteneni gerçekleştirmeyen her türlü duruma terapide ki hatalar, yanlışlıklar gözüyle bakacağız. Bu bölümde işte bu terapi sürecindeki her türlü görüşmede yapılan, yapılması muhtemel, olasılık dahilindeki yanlış veya hatalı yaklaşımları ortaya çıkarmak amaçlanmıştır.

Danışanda, terapiye gelen kimsede terapistin karşısına çıkan her türlü ilişki, sorun, zorluk, durum, olay ve süreç terapi sürecinde bir hata oluşması olasılığını barındırır. Çünkü bu süreç doğası gereği yoğun bir şekilde canlı, etkileşime dayalı, nereye gideceği belirsiz, yoğun transfer ve karşı transferlerle ilerleyen, içindeki sayısız güçlüğü barındıran bir süreçtir. Bu yüzden bu süreçte sık yapılan, yapılması olasılık dahilindeki teorik ve pratik konulardan bahsetmek yerinde olacaktır. Bu birkaç açıdan önemlidir. Deneyimli terapistlerin kafasında yaptığı işe dair, yanlışın oluşma sürecinde şekillenmeye devam eden modeller bulunabilir. Deneyimsiz, yeni mezun olanlar ise her türlü meslekte olduğu gibi ( alanında lisans eğitimi süresince çalıştığı, deneyimlediği, biriktirdiği kuramsal ve uygulamaya dair çıkarsamalar sınırlıysa ) yaptıkları, söyledikleri veya söylemedikleri, hissettikleri danışanda bir ilişkiye, tanıma veya koda dönüşeceğinden onun tarafından gözle görülebilecek, anlaşılabilecek, iki taraf taraftan da hissedilebilecek yanlış, hata, zaaf vb durumları oluşabilecektir. Yetersizliği, eksikliği, yarım kalmışlığı, acemiliği, çıraklığı görülecektir. sonuçta terapiye gelen kişi karşısında belli bir unvanı olan uzman görür. Görüşmeye dair yanlışların neler olabileceğine ilişkin fikre sahip değilse de aldığı hizmetin, desteğin, yardımın bir işe yarayıp yaramadığı, kendi hayatında olumlu değişikliklere vesile olup olmadığı ve iç görü kazandırıp kazandırmadığı konusunda hep bir sorgulama, çözümleme, kıyaslama süreci içinde olacaktır. Peki bu hata ve yanılgılar nasıl ortaya çıkabilir, bunları sınıflandırabilir miyiz ? Bu bölümde kısaca bu sorulara cevap arayacağız.

Bu bölümü devam ettirirken öncelikle sık yapılan yanlışlar sorusunu “Etik” kavramı üzerinden tartışmaya açmanın doğru olduğunu düşünüyoruz. Psikoloji ve ruh sağlığı hizmetlerinin bilim olma süreci insanlık tarihi açısından düşünülünce yüz yıllık gibi küçük bir zaman dilimini kapsar. Yine de bu süreçte daha önce belirttiğimiz gibi dört yüzden fazla kuram, modeli ortaya çıkarılmıştır. Dolayısıyla bu kadar teorik mirasın varlığı zaten alanın ne kadar riskli, tartışmaya açık ve yanlışları barındırma olasılığı içerdiğini gösteriyor.

Bu yüzden tüm disiplinlerde olduğu gibi mesleği icra ederken oluşan, ulusal ve uluslar arası standartlar ve etik ilkelerin varlığı önemli bir hal alıyor ve bu işi yaparken, yürütürken, planlarken işin başından sonuna kadar nelere dikkat edileceğine ilişkin kurallar, ilkeler bütününün olması bizi buralarda yanlışların daha yoğun yaşandığını ve bu yanlışların ancak bu ilkeleri dikkate alarak çözülebileceğini, yanlışların azalacağını veya çok sık yaşanmayacağı anlamını taşıyor.

Etik ilkelerin işlevlerini şu şekilde sıralayabiliriz :

1) Mesleğinde yetersiz olan ve ilkesiz davranan üyeleri ayırmak.

2) Meslek içi rekabeti düzenlemek.

3) Hizmet ideallerini korumak.

4) Meslek üyelerinin grubun diğer üyeleri ve toplum ile ilişkilerini düzenlemek.

Terapistlerin benimsemeleri gereken başlıca temel ilkeler ise :

(1) Yetkinlik, (yeterlilik, ehliyet)

(2) Dürüstlük,

(3) Duyarlı ve saygılı olmak,

(4) Bireysel ve kültürel farklılıklara duyarlılık,

(5) Toplumsal sorumluluk,

(6) Mesleki ve bilimsel sorumluluk olmak üzere altı madde olarak belirlenmiştir.

Terapistler mesleklerini en üst düzeyde etik kurallara uygun bir biçimde yürütmelerini sağlamak için yukarıda yazılan, bir çok deneyim ve kuramsal yaklaşımdan çıkartılmış ilkeleri dikkate almak zorundadırlar. Bu gibi konuların etik bölümünde ayrıntılı tartışmaya açıldığını varsayalım. Bu bölümde bunun dışında kalan ne gibi konular, durumlar, sorunlar olabilir bunları tartışmaya açalım. Bu yanlışları şu şekilde sınıflandırabiliriz diye düşünüyoruz :

1. Terapiyi yürütenden kaynaklanan sık yapılan yanlışlar

2. Danışandan kaynaklanan sık yapılan yanlışlar

1. Danışmayı yürütenden, terapistten kaynaklanan sık yapılan yanlışlar

Psikolojik danışmanlar, terapistler ve ruh sağlığı hizmeti veren kişiler hizmetlerini en üst düzeyde yeterlilikle yürütmeyi amaçlarlar. Dolayısıyla ondan kaynaklanabilecek yanlışları :

Mesleğiyle ilgili standartlardan kaynaklanabilecek yanlış ve hatalı durumlar, Yaptıkları görüşme sürecinden, etkileşiminden kaynaklanabilecek yanlış durumlar şeklinde sıralayabiliriz.

a. Mesleğiyle ilgilistandartlardan kaynaklanabilecek yanlış ve hatalı durumlar;

Uzmanlık alanlarının, yetkilerinin sınırlarını bilememeleri:

Terapistler kendi alanlarının sınırlarını bilemediği veya belli bir terapi modelinde uzmanlaşmadıkları durumunda birkaç sorunla yüz yüze gelebilirler. Birincisi her konuda danışan kabul etme durumunda olabiliyorlar. Bu riskli bir karar alma verme sürecini beraberinde getiriyor. Danışanın; yaş, cinsiyet, danışma alacağı konuyla ilgili durumu ve şiddeti, danışanın beklentileri ve ilaç kullanma durumu veya ilaçlı destek alma durumu dikkate almadan her konuya yardım-destek ve terapi önermek zorunda kalıyorlar. Aslında bu ciddi bilgi birikimi ve deneyim gerektirir. Bunları dikkate almadan yapılacak her türlü hizmetin danışana zarar vereceğini ve onun iyi olma halini uzatma olasılığını barındıracağını bilmek gerekir. Terapist olarak ben farklı çeşitlilikteki danışan portföyüyle ilişki geliştirirken hangi temel ilke ve prensiplerinden hareket edeceğim, hangi tip hastaları ve nasıl kabul etmeliyim ayrıca bunun danışanlarım tarafından bilinmesi ne anlama gelecektir? Bu sorulara her zaman daha mesleğinin ilk başlarında icra ederken bilimsel ve etik cevaplar bulunması gereklidir. Güvenirlilik ve mesleğin standartları açısından bu önemlidir.

Terapistler tüm danışanları aynı teknikle ve modelle terapi yapmaya çalışabilirler. Eğitim düzeylerine ve formasyonlarına uygun hizmetlerin dışında çalışma ve hizmet yürütebilirler. Eğer bilişselciyse daha karmaşık konulara veya psikanalitikciyse bilişsel ve zihinsel konulara uygun çözümler getirmeye çalışılabilir ama bu teknik açıdan yapılabilirliği mümkün olan bir durumsa da hata yapma olasılığını artırabilir. Bu konularla ilgili çalışma yapmayacağı anlamına gelmiyor tabiki. Sadece süreci yönetirken karşılaştığı durumların bir çok değişkenden etkilendiğini bilmek gerekiyor. Bu yüzden icra ettiği modelin bilimsel dayanaklarını her zaman sorgulamalı ve çocuk, ergen, yetişkin veya çalıştığı konu neyse ona uygun yardım almalı, o konuyla çalışan terapiste göndermeli yada süpervizyon alarak süreci yönlendirmelidir.

Kısaca terapistler yeterlik sınırlarını aşan özel bir durumla karşılaştıklarında var olan bilimsel, mesleki ve teknik kaynaklara başvurarak yardım talebinde bulunmadan süreci yönetmeye çalışmaları her zaman risklidir ve bir çok hatayı barındırır.

Terapistlerin kendi duyuş ve inançlarının, değerler sisteminin ve gereksinimlerinin güçlü ya da güçsüz yönlerinin farkında olmadan, özen göstermeden, bunların mesleki çalışmalarına nasıl yansıyabileceğinin farkında olmadan, tutarlı olmadan, açık, dürüst ilişki kuramamaları da hata kaynağı olabilir. Terapist yaşını, cinsiyetini, rollerini, mesleki deneyim niteliğini, içindeki istek, arzu ve eğilimleri, anılarını, yaşadığı travmaları ve acıları, acıyla baş etme ve ilişki kurma kapasitesinin sınırlarını bilmeden, dikkate almadan sürece yaklaşırsa etkileşim sürecinde ortaya çıkma olasılığı olan aktarım ve karşı aktarımları sürece oldukça zarar verebilir. Danışan yaşadığı güçlükle baş etmek için oraya gelmiştir. Terapistin de güçlüklerini ve zorlandığı konular olduğunu fark ederse güven ilişkisi zedelenebilir ve terapistiyle açık bir ilişki geliştiremeyebilir, terapiye devam etmeyebilir.İnsan ilişkilerinde yalnızca duyarlı olmanın yeterli olmadığının, meslektaşlarının ve danışanlarının kişilik haklarına ve onurlarına saygılı olmanın gereğinin ve öneminin farkında olmamaları:

Terapi sadece iki kişilik görünse de belli tarihsel, toplumsal ve psikolojik koşulların ürünüdür. Danışanın terapistten kaynaklanan bir yanlışta tüm terapistlere karşı bir önyargı geliştireceğini varsaymalıdır. Güveni zedelenen bir danışan yardım alacağı konuyla ilgili saygı duyulmadan yaklaşıldığını hissederse terapistine ve diğer terapistlere karşı olumsuz bir sürü duygu, düşünce ve his geliştirir. Bizim gibi dinsel paradigmaların yoğun olduğu ve inanç boyutlarının baskın olduğu toplumlarda terapistlerden çok ‘’Hoca, Hacı, Şeyh vb’’ ruh sağlığı alanında gidildiği; ruhsal malzemedeki sorunların büyü, cin yada diğer ruh ötesi konularla açıklandığı bir toplumda süreç oldukça değişkendir. Saygı bu açıdan her zaman en temel konulardan biri haline geliyor.

Danışanlarına ait gizli bilgileri korumak ve insanlara verilebilecek zararları önlemek yada en aza indirmek için ellerinde gelen çabayı göstermemeleri, bütün mesleki çalışmalarında danışanlarına ilişkin özel bilgileri korumak sorumluluğu taşımamaları yanlışları büyütmektedir.

Terapi süreci gizlilik ve güvenirliliğe dikkat etmelidir. Başta protokol yapılması ve terapi sürecinin içeriğinin iyi yapılandırılması önemlidir. Dolayısıyla bilgilerin, aktarımların üçüncü şahıs ve kurumlarla paylaşılması ve ne oranda paylaşılması her zaman sorun olabilecek bir durumdur.

Alanda verilen hizmetlerin doğası gereği, terapistlerin birincil görevi ve sorumluluğu, insana yöneliktir. Terapistlerin toplumun giderek karmaşıklaşan yaşam koşulları içinde kişinin kendini gerçekleştirmesine yardımcı olmaya çalışmamaları, bilgileri terapinin doğasına uygun ve sadece terapi için ortaya koyamamaları; önceliği devlet, toplum, din gibi kurumsal ilişkilere göre yürütmeye çalışmaları da sorunu büyütebilir. Psikologlar ve diğer ruh sağlığı hizmetlerini verenler devlete karşı resmi sorumlulukları olsa da birincil önceliği kime verecekleri konusunda net bir tavır sergilemeleri gerekmektedir.

5. Danışanlar terapistinden farklı düşünce ve ideolojilere, inanç ve değerlere sahip olabilirler. Bu gibi durumlarda, terapistler ayırım yapmaksızın hizmet vermeye çalışmak yerine tersine davranabilir, önyargılı olabilir, bilinçli olarak katılıp taraf tutarlar, onları eleştirip tartışmalara girerler. Birlikte çalıştıkları danışanların yaşları, cinsiyetleri, cinsel tercihleri, milli yada etnik kökenleri, sosyal-ekonomik düzeyleri bakımından gizli yada açık küçümsemeleri, aşağılamaları ve ötekileştirmelere yol açabilir. Terapistler kendilerine başvuran herkese kabul edici olamamaları ve onlara anlayış göstererek hizmet vermemeleri, herhangi bir kültürel yapıyı diğerinden üstün görmeleri, özetle mesleklerini uygularken, kendilerininkinden farklı olan değer yargılarına, tutumlara, kanılara ve törelere bağlı kişilerin haklarına saygı göstermemeleri, yaş, cinsiyet, ırk, etnik köken, din, dil, cinsel eğilim, engelli olma durumu, sosyo-ekonomik düzey gibi bireysel farklılıklara duyarlı ve hoşgörülü olamamaları ve bunu yansıtmaları da hatalı yaklaşımları ortaya çıkarmaktadır. Günümüzde farklı cinsel tercihlerin hastalık olup olmamasıyla ilgili anlayışlar henüz uluslararası sınıflandırmaların dışında değerlendirmelerden beslenmediği için konuyla ilgili hala farklı ve önyargılara açık bir çok tartışma ve yaklaşım devrededir. Bu konualarla ilgili bilimsel, etik ilkeleri her zaman dikkate almaya çalışmalıdır.

6. Terapistler bilimsel ve çağdaş bilgileri ve yeni gelişmeleri takip edemediklerinde, mesleki ilgi ve becerilerini artırmaya çabalamadıklarında, kendilerindeki deneyim kazandıkça ortaya çıkan duygu, düşünce ve hisleri analizden geçirmedikçe yaklaşımlarının tutuculuk ve yanlışları içerebileceğini bilmeliler. Özellikle DSM veya ICD vb diğer uluslararası sınıflandırmaları dikkatle takip etmeleri gerekiyor. Terapistlerin uyguladıkları yaklaşım ve yöntemlerin bilimsel dayanaklı yaklaşımlar içinde hesap verilebilir ve etkili bir yöntem olup olmadığını sorgulamaları gerekiyor. Günümüzde bir sürü terapi biçiminin etkililik, verimlilik ve bilimsellik ölçütleri kendini güncellediğinden terapistlerin de bu konuda bir algı oluşturmaları zorunlu bir hal alıyor.

7. Terapistler ücret saptarken de bazı etik ilke ve prensiplerden hareket etmezlerse hata ve yanlışlara düşebiliyorlar. Ücret saptarken hem danışanlarının parasal durumunu hem de bulundukları çevrede bu tür hizmetlere uygulanan ücretleri ölçüt olarak dikkate almamaları, ödeme gücü düşük olan kişilere, benzer hizmetleri parasız yada çok az bir ücretle sağlayan sosyal yardım ve kamu kuruluşlarına gidebilmeleri konusunda danışanlarına yardımcı olamamaları da terapi sürecini sıkıntıya sokmaktadır. Sonuçta ihtyiacı olan çoğu insanda terapiye gitme isteği olabilir ama ekonomik nedenlerden dolayı sürekli terapi görmesi gereken kişiler uzun süreli terapilerin pahalı olmasından dolayı sadece ilaçla destek almakta haliyle ilaçların insiyatifine danıan terk edilmektedir. Ulusal bir ruh sağlığı ölçütlerinin olması ve bu tür konularda da bir algı geliştirmesi gerekli gibi görünüyor. Terapi sürecinde mal veya hediye kabul etme yada bir hizmet isteme, takas vb gibi anlaşmalar da yapma sürecin başka hata üreten boyutlarıdır.

8. Danışanları ile duygusal ve cinsel ilişkilere girmeleri, duygusal-cinsel olarak sözel/sözel olmayan davranışlarda bulunmaları, cinsel tacize uğramış olanlara ya da cinsel tacizde bulunanlara, diğer danışanlara gösterdikleri değer ve saygıyı göstermemeleri. Ayrıca, bunlar hakkında okuldan atılma, mesleklerinde terfi ettirilmeme, işe alınmama gibi durumlarda verilecek kararlara da katılarak işlerini sürdürmeleri de terapi sürecinde yanlış üretme ihtimalini barındırır. Sürecin terapi olmasını zorlaştırıp, güveni zedeleyebilir.

9. Mesleki kimliklerini, çalıştıkları kurumlardaki statülerini ve bu kurumların amaç, işlev ve niteliklerini gerçekte olduğu gibi tanıtmamaları, ait olmadıkları ve kendilerinin mesleki niteliklerinden farklı bir mesleğin niteliklerine doğrudan ya da dolaylı olarak sahip olma iddiasında bulunmaları da süreci sekteye uğratmaktadır.

10. Araştırmalarını düzenleme, yürütme ve rapor etme sırasında, bilimsel yeterlilik ve etik standartlara uymazlarsa, elde edecekleri sonuçların yanıltıcı olma olasılığını en alt düzeyde tutabilecek önlemleri almazlarsa, araştırmaya katılan ve araştırmalardan etkilenen insanların haklarının korunması ve huzurlarının bozulmamasını sağlamazlarsa, kültürel farklılıklara duyarlı davranmazlarsa, araştırma yürütülürken deneklerin psikolojik, fiziksel ya da sosyal incinmelere maruz kalmaları önlemezlerse, mantıklı tüm önlemleri almazlarsa, araştırmanın amacının gizli kalmasının gerekli olduğu durumlar dışında, araştırmaya katılan kişileri araştırmanın amacından haberdar edilmezlerse, sözü edilen durumlarda da araştırma sonunda amaç kendilerine açıklanmazsa ortaya danışmandan kaynaklanabilecek yanlış ve hatalı yaklaşımlar çıkabilir.

b. Terapi sürecinden kaynaklanabilecek yanlış durumlar ;

Bu bölümde belirtilen maddeler terapi, psikolojik danışma ilişkilerinde geçerlidir.

1. Terapi ilişkisi ancak danışanın gönüllülüğü ile olanaklıdır. Buna göre; danışan terapi ilişkisine girip girmemekte serbesttir. Bu özgürlüğü tanınmazsa, sürdürmek istemezse, gelişi güzel amaçsız ve etkileşime bağlı olmadan sonlandırılırsa, yada ısrar edilerek danışanın rızasını zorlayarak onun kişilik hak ve özgürlüklerine müdahale ederek devam ettirilirse süreçte yanlışlıklar ortaya çıkabilir.

2. Terapist başlangıçta danışanın/danışanların rollerini ve sorumluluklarını, gizliliğin sınırlarını tanımlamaması ve bunu süreç içinde yerine oturtmaması da sık sık karşına çıkan bir yanlış olarak çıkabilir.

3. Terapi süreci içerisinde terapist, danışanın kişisel bütünlüğüne saygı göstererek onun iyiliği ve huzuru için çalışmaktan sorumlu olduğunu unutması, danışanı dikkate almaması, karşı transfer gerçekleştirmesi, sürece esnek yaklaşmaması ve psikolojik danışman aynı zamanda danışanı etkileşimden doğacak bedensel ve/veya psikolojik incinmelerden korumak için uygun önlemleri almazsa hatalar ortaya çıkabilir.

4. Terapist, danışma ilişkisinden elde edilen bilgi ve kayıtların saklanması, başkalarına verilmesi ya da yok edilmesinde etik kurallara uygun davranmazsa bu sonradan açığa çıkarsa, güvenirlilik ve danışmanın profosyonelliği sorgulanacaktır.

5. Eğer danışan aynı zamanda bir başka profesyonel kişi ile ilişkideyse, terapist o kişi ile bağlantı kurarak onun onayını almaksızın, bu bireyle danışma ilişkisine girmez. Eğer terapi, danışma ilişkisi başladıktan sonra, danışanın başka bir danışma ilişkisi içinde olduğunu öğrenirse, terapist diğer meslektaşının iznini alır, ancak danışan diğer terapistle ilişkiyi kesmek istemiyorsa terapist bu danışanıyla ilişkisini sonlandırır. Çünkü bu durum etik açıdan sakıncalıdır.

6. Terapistler, psikolojik yardım hizmetleri verirken, araç olarak psikolojik testler ve test dışı tekniklerden yararlanırlar. Burada sıralanan ölçme ve değerlendirme ile ilgili etik kurallar, testler ve test dışı teknikleri kapsayacak biçimde ele alınmazsa, gereksiz testler uygularsa, ihtiyacına uygun olan aracı seçmezse veya testi geçerlilik ve güvenirliğine uygulama kriterlerine uygun yapmazsa, bunlara kişisel düşünce yansıtırsa terapi süreci yanlışı üretecektir. Ayrıca görüşme sırasında testi veren terapist, testin uygulanmasından önce testin niteliği ve amacı ile test sonuçlarının kesin olarak nerede kullanılacağı ile ilgili test uyguladığı kişiye bilgi vermezse, test sonuçları yorumlanırken, testi veren kişi sosyo-ekonomik, etnik ve kültürel etmenlerin test puanlarına etkisini dikkate almazsa, test sonuçlarının yorumlanmasında geçerliği olmayan bilgilerin ek olarak kullanıyorsa da sorunlar ortaya çıkabilir. Bir danışana uygulanmak üzere test seçilirken, testin geçerlik ve güvenilirlik düzeyinin yeterli olmasına ve aynı zamanda normlarının bulunmasına dikkat edilmelidir. Mesleki ve eğitimsel seçme, yerleştirme ve psikolojik danışma için kullanıldıklarında, testin/testlerin geçerlik ve güvenilirliklerinin yanı sıra danışan için hem yasal hem de etik açıdan uygun olup olmadığı sorgulanmalıdır. Eğer geçerliği ve güvenilirliği saptanmamış bir test kullanılırsa, sonuçların güçlü yönleri ve yorumun sınırlılıkları açıklanmalıdır. Testi veren terapist, uygulanan testler ve sonuçları hakkında kamuoyuna herhangi bir açıklamada bulunacağı zaman, yanlış iddia ve algılamaya neden olmayacak şekilde, doğru bilgi vermelidir. Terapist bunları yapmazsa da hata ve yanılgıları ortaya çıkaracaktır.

7. Görüşme veya danışma nihayetinde yardım edecek olan uzman ile yardıma gereksinim duyan kişi, grup ya da kurum arasında gönüllüğe dayalı bir ilişkidir. Bu ilişkide hizmeti veren terapist, yardım isteyenlerin yaşamakta oldukları ya da olası sorunların tanımlanması ve çözülmesine yardım etmektedir. Hizmeti vermeyi kabul eden psikolojik danışman, kişi ve/veya kurumla ilgili bir değişikliği içeren yardım ilişkisine girerken; kendi değerleri, bilgisi, becerileri ve gereksinimlerinin farkında olmazsa ve ilişkisinde kişi ya da kişilerden çok, çözülecek soruna odaklaşmazsa, tüm elde ettiği bilgi, yaşantı ve deneyimi bu doğrultuda anlamazsa, süreçten kopabilir, belirsizlik ortaya çıkabilir.

8. Terapist ve danışan arasında, sorunun tanımlanması, amaç değişikliği ve seçilen müdahalelerin sonuçlarının kestirilmesi konusunda anlayış ve uzlaşma olmaması halinde de sorunlar büyüyebilir. Danışman bunu ihtiyaç olarak görmezse, kabul etmezse, kendi fikir ve yaşantı dünyasına ters olarak görürse yanlışlar ve işin içinden çıkılması zor süreçler gerçekleşebilir.

9. Terapist, gerek kendisi ya da kurumu, gerekse yardım isteyen taraf açısından çözülecek olan sorunun gerektirdiği bilgi, beceri ve kaynakları dikkate almıyor, bir insanın elinde çekiç varsa her şeyi çivi olarak görme ihtimali olduğunu dikkate almıyorsa danışmana gerekli yardımı ve desteği sunmakta zorlanabilir.

10. Görüşme sırasında terapist ilişki kurma, sürdürmede sorunlar yaşamışsa, açık dürüst bir ilişki yerine kapalı, yönlendirmeye dayalı, otoriter, dayatmacı tavrı varsa, soru sormayı, empatiyi, dinlemeyi, geribildirim vermeyi, zamanlamayı, gerekli önemli ayrıntıları dikkate almayı beceremiyorsa danışma sürecinden eksik ve yanlışlar olacaktır.

11. Danışanını sürekli empati yaparak, onun sempatisini kazanmak için aynı fikirde olmaya çalışıyorsa, danışanına sorununu kolay çözeceğini düşünüyor herkesin sorunuyla ilişkisini mekanik tarzda algılıyorsa, değişiminlerinin kolay olduklarını düşünüyorsa, ahlaki değerlendirmeleri çok sık yapıyor yada öyle düşünüyorsa ”ayıp, yasak, kötü, günah” kavramlarıyla danışmanın çözemediği, yüzleşemediği durumlar varsa bunu çözmek için de süpervizyon desteği almıyorsa ve böyle sürdüryorsa bir çok yanlış yapma olasılığı olacaktır.

12. Danışanların duygu, düşünce ve davranış kalıplarını kendi kafasında belirlediği kalıplara, modellere göre düşünüyor ve algılıyorsa, sürecin etkileşime dayalı canlı bir iletişim olduğunu unutuyorsa ve danışanını değişmeyecek, iflah olmaz biri olarak görüyorsa, ortaya çıkması muhtemel kriz dönemlerinde, çatışma ve olumsuz gidişatta gerekli kriz müdahale becerilerini geliştirmemişse, gerekli şekilde yönlendiremiyorsa, sabırlı değilse, sorun odaklı düşünüyorsa ve sadece soruna ilişkin algılara takılıyor önleyici ve iyileştirici teşviklere girmiyorsa, gerekli dinleme becerilerini gerekli ve ilgili yerlerde yapamıyorsa, danışmanın dirençlerini anlayıp müdahale edip yüzleşmesini nasıl sağlıyacağını bulamıyorsa sorunlar artabilir.

13. Terapistin bir çok terapi modeli içinden hangisini seçeceğine karar verememesi de yanlış ve yanılgıları artırabilir.

2. Danışandan kaynaklanan sık yapılan yanlışlar

Danışanın büyük bir beklenti ve inançla sürece başlaması ve karşı tarafa, terapiye veya terapiste farklı değişik anlamlar yüklemesi, hemen çözüme ulaşma içinde olması, değişimin kolay olacağını sanması, terapistin elinde sihirli değnek olduğunu düşünmesi, sanması yada öyle olduğuna inanması sürecin en önemli sıkıntılarından biridir.

Terapi sürecine yönlendirilmişse yada istemeyerek başvurmuş, gönüllü katılmamışsa, danışma sürecine ilişkin önyargılı, saplantılı, histerik yada tam tersi dayatmacı, oyalayıcı, sırf gelmek için gelmiş bir yaklaşım sergiliyorsa süreçte bir çok değişkenin olması muhtemeldir ve yanlışlara eksikliklere gebe bir süreç olma ihtimali vardır.

Danışanın kendi sorununa bakışında sorunlar varsa, kendini ifade etmede ciddi sorunları varsa, dirençleri yoğun şekilde yaşanıyor, karşı transfer gerçekleştiriyorsa bu durumda bir dizi yanlışı körükleyecek, sürecin planlanması ve sürdürülmesini sancılı bir hal aldıracaktır.

Danışanın dış yaşantılara aşırı odaklanması varsa, zamanında gelip gitmiyorsa, terapistten aşırı, tuhaf isteklerde bulunuyor ve bunu ısrarla sürdürüyorsa süreci zorlayacaktır.

Danışanın sorununa ilişkin farklı çözümler denemesi, ısrarla sürdürmesi, değişimden farklı bir algılama yaratması, değişime karşı direnci, danışmanın bulduğu çözüme karşı tutumunda olumsuz yaşantılar edinmesi, danışmanına aşk duyması süreçten koparabilecek olay ve durumlardır.

Danışmanın sürekli sorun odaklı yaklaşıma sahip olması, sorun varsa çözmeliyim bakışı sorunlarına yaptıklarına ilişkin önleyici ve koruyucu bir yaklaşım sergileyememesi yada yaşadığı sorunlarda ciddi bir ilaç desteği almasının gerekliliği veya danışanda bir çok terapi ve destek almış olmasına rağmen danışanda oluşmuş olan büyük bir isteksizlik, motivasyon ve değişime karşı direnç halinin korunması da süreci zorlaştıran diğer konulardan biridir.

Danışanın kültürel, dini inanışları da sürece karşı farklı duygu ve düşünceler içinde olmasını sağlayabilir ve bu da bir çok sorunu beraberinde getirebilir. Önyargılı olma, terapiyi sonlandırma, gereksiz bulma gibi.

Yardım alanların hayatlarına bir şekilde giren terapistin bu süreçte en aktif olması gereken kişi olduğunu unutmamak gerekiyor. Nihayetinde yanlışlıklar, hatalar, eksiklikler her zaman olacaktır. Önemli olan bu hizmeti alan kişiyle birlikte danışanın iyileşme haline ortak olabilmek adına onunla birlikte süreci yapılandırmak gerektiğini ve ortaya çıkacak her türlü yanlışın ondan veya uzmandan kaynaklansın bir şekilde çözüme kavuşturulması gerekliliğidir. Bunun yollarının araştırılması ve bulunmasıdır. Onların hayatlarına olumlu sonuçlar üreten her gayret, öneri ve durum değerlidir ve bunlar kuramlara, modellere uygun olmayabilir. Çünkü insandan bahsediyoruz. Ve insan sayısız, zengin teorik ve pratik deneyimiyle, tarihsel, ekonomik, toplumsal, politik, dinsel, sanatsal, kültürel özelikleriyle karşımızda durmakta ve etkileşime girmektedir.

Yukarıda sıraladıklarımız genel geçer, ortaya çıkma ihtimali olabilecek durumlardır. Daha da eklenebilir, artırılabilir. Terapistin birinci amacı da zaten sorunları onun adına çözmek değil kişinin hayattaki çözümleri daha etkin şekilde fark etmesine, bulmasına ve bunları yönetmesine ve yeni olasılıklardan faydalanarak bu soruları aşmasına yardım etmek olduğuna göre ortaya çıkma ihtimali olan her yanlış, sıkıntı, zorluk, problem veya sorun iki kişiye de daha önce farkına varmadığı, hayatın çok farklı yönleriyle yüzleşme, anlama imkanı sağlayan durumlardır ve bu açıdan çift taraflı öğreticidir. Yanlışların aşılması gerekiyorsa, çözülmesi gerekiyorsa birlikte bir yolda yürünerek bunun anlaşılacağının farkına varılması gerekecektir. Tüm bu hata ve yanlışlar aynı hayatta ki gibi ortaya çıkabilecek tesadüfi, bilinmeyen durumlar olabileceği gibi öğretici ve deneyim üreten bir öğrenme deneyimleride olabilir. Eğer bu işi gereği gibi yapmak istiyorsa tüm bunlar uzmanlaşma yolunda aşılması gereken, geçilmesi gereken köprüler, duraklar ve engellerdir.

Özet

Terapi süreci hayatın kendisi gibi sürprizlerle doludur. İçinde bir çok değişkeni bulunmaktadır. Bu değişkenlerin çeşitliliği ve zenginliği bir çok kuramın, modelin ortaya çıkamasını sağlamıştır. Bu kuramlar ve modeller teorik olarak birbirlerinin eksiklikleri, yanlışları ve açmazları üzerine birbirini bazen dışlayan bazen içeren farklı bilgi, anlayış ve deneyimlerden beslenmektedir. Haliyle iki kişi arasında ortaya çıkan bu yardım alma sürecinde teorik ve pratik bir çok meseleden ortaya çıkma olasılığı olan yanlışlar, hatalar var olabilir. Biz bu yanlışların bir çok kaynağı olabileceği olabildiğini düşünüyoruz. Yine de yanlışlıklar genel olarak üç taraflı sınıflandırılabilir.

a. Danışandan kaynaklanan nedenler

b. Terapistten kaynaklanan nedenler

c. Sürecin kendisinden kaynaklanan nedenler

Tüm bu nedenler çeşitlendirilebilir, her modelin yada kuramın kendine ait hata kaynakları olduğunu unutmamak gerekir. Burada sıralananlar geliştirlmesi gereken, kendini güncellemesi ve örneklerle açıklanması gereken durumlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu da kitabın içeriğini aşan bir konudur.

Etik ilkeler terapideki yanlışlıkları göstermesi açısından önemli ve değerlidir. Etik ilkelerin anlaşılması ve onlara uygun davranılması zaten terapi sürecinde danışanı ve terapisti bir çok yanlıştan ve hak ihlallerinden koruyacaktır. Sürecin daha bilimsel ve insancıl olmasını sağlayacaktır.

Kaynaklar

EGAN, Gerard. (2011). Psikolojik Danışma Becerileri. İstanbul: Kaknüs.MURDOCK, Nancy L. (2014). Psikolojik Danışma ve Psikoterapi Kuramları. İstanbul: Nobel.GLADDİN, Samuel T. (2015). Psikolojik Danışma, Kapsamlı Bir Meslek. İstanbul: Nobel.NELSON-JONES, Richard.(2015). Temel Psikolojik Danışima Becerileri, Yardımcının El Kitabı. İstanbul:Nobel.MEIER, Scott T, Davis Susan R.(2006). Psikolojik Danışma Temel Öğeler. İstanbul: Pegem.YALOM, D, Irvın. ( 1992). Grup Psikoterapisinin Teori ve Pratiği. İstanbul: Nobel Tıp Kitabevleri. Türk Psikologlar Derneği Etik Yönetmeliği (2004).Psikolojik Danışma ve Rehberlik Alanında Çalışanlar için Etik Kurallar. (2007)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir