Işık KARAKAYA*
Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), sosyal iletişim ve etkileşimde yetersizliklerin yanı sıra sınırlı ve tekrarlayıcı davranışların görüldüğü nörogelişimsel bir bozukluktur (APA, 2013). Son yıllarda OSB tanısı alan bireylerin sayısında ciddi bir artış yaşanmış, bu artış toplumda ve bilim dünyasında etiyolojik faktörlere dair tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Özellikle çevresel etkenler arasında sıkça dile getirilen konulardan biri de aşılar ile otizm arasında bir bağ olup olmadığıdır.
Otizmin Nörobiyolojik Temelleri ve Etyolojisi
Bilimsel veriler, OSB’nin tek bir nedene dayanmayan, çok etkenli bir yapısı olduğunu göstermektedir. Genetik faktörlerin yanı sıra nörokimyasal bozukluklar (serotonin, GABA, glutamat sistemleri), nöroanatomik yapı farklılıkları ve nöral hızda azalma gibi bulgular OSB’nin biyolojik temelini desteklemektedir (Tanıdır & Mutavallı Mukaddes, 2016). Çevresel etkenler arasında ise ileri ebeveyn yaşı, enfeksiyonlar, ağır metal maruziyeti, hipoksi, prematürite gibi faktörler sayılmakta; ancak bunların tek başına otizme yol açtığına dair yeterli kanıt bulunmamaktadır.
Wakefield’in Çalışması ve Ortaya Çıkan Panik
1998 yılında Andrew Wakefield ve arkadaşlarının The Lancet dergisinde yayınladığı makale, kızamık-kabakulak-kızamıkçık (MMR) aşısı ile otizm arasında bağlantı kurmuş ve bu yayın kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştır. Ancak sonraki yıllarda yapılan çalışmalar Wakefield’in çalışmasının hem metodolojik hem de etik açıdan sorunlu olduğunu ortaya koymuş ve The Lancet dergisi bu makaleyi resmen geri çekmiştir (The Editors of The Lancet, 2010). İngiltere Tıp Konseyi, Wakefield’in araştırma verilerini çarpıttığını ve ciddi bilimsel hatalar yaptığını açıklamıştır (U.S. Court of Federal Claims, 2009).
Aşılar ve Otizm Arasındaki İlişkiye Dair Bilimsel Bulgular
2000’li yıllardan itibaren yapılan geniş kapsamlı epidemiyolojik araştırmalar ve meta-analizler, MMR aşısı ile otizm arasında herhangi bir nedensel ilişki olmadığını net bir biçimde göstermiştir (Institute of Medicine, 2001; Taylor et al., 2014; Yoshimasu et al., 2014). Fombonne ve Chakrabarti (2001), DeStefano et al. (2004), ve Price et al. (2010) gibi araştırmacılar tarafından yapılan vaka-kontrol çalışmaları da bu sonucu desteklemiştir.
Thimerosal adlı civa bileşiği içeren aşıların otizme neden olabileceği iddiaları da incelenmiş ve bilimsel olarak çürütülmüştür (Kern et al., 2013; Geier et al., 2017). Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ise Thimerosal’in aşılar içerisinde kullanımının güvenli olduğuna dair açıklamalarda bulunmuştur.
Toplumsal Algı ve Regresyon Yanılsaması
Otizm tanısının çocuklarda genellikle 18–24. aylar arasında konulması ve bu dönemin aşı takvimiyle çakışması, ebeveynlerin aşılarla ilgili kaygılarını artırmıştır. Ancak korelasyon, nedensellik anlamına gelmemektedir. Regresyonla seyreden otizm türlerinde bile, yapılan çalışmalar aşıların bu süreci tetiklediğine dair bir bulgu ortaya koymamıştır (Goin-Kochel et al., 2016).
İnternette Yaygınlaşan Yanlış Bilgiler ve Etkileri
Anti-aşı hareketleri, bilimsel gerçeklerden çok komplo teorilerine ve dezenformasyona dayanmakta; sosyal medya platformlarında hızla yayılarak toplumsal bağışıklamayı tehdit etmektedir (Kata, 2009). Bu hareketlerin temel argümanları bilimsel verilerle desteklenmediği gibi halk sağlığı açısından ciddi tehlikeler yaratmaktadır.
Sonuç ve Öneriler
Otizmle aşılar arasında bilimsel olarak kanıtlanmış herhangi bir ilişki bulunmamaktadır. Aksine, aşılar toplum sağlığını korumak için geliştirilen en etkili önleyici tıbbi uygulamalardan biridir. Topluma doğru ve bilimsel bilgi ulaştırmak, ebeveynlerin kaygılarını bilimsel verilerle gidermek, yanlış inançların yayılmasını önlemenin temel yollarındandır.
Otizm tanısı alan bireylerin ve ailelerinin desteklenmesi, gerçek ihtiyaçlara odaklanarak yürütülmelidir. Aşı karşıtlığını hedef alan politikalar yalnızca halkı bilgilendirme düzeyinde değil; etik, sosyal ve bilimsel bir diyalog ortamı sağlayarak yürütülmelidir.
http://www.belgelik.dr.tr/toplumhekim/kayit_goster.php?Id=2844