Otizm uzun yıllardır tıbbi bir “bozukluk” olarak ele alındı. Davranışsal belirtiler sınıflandırıldı, normalden sapmalar olarak tanımlandı ve otistik bireylerin “normale” uyum sağlaması beklendi. Ancak son yıllarda bu bakış açısı değişiyor. Yeni bir yaklaşım, otizmi bir hastalık değil, insan beyninin doğal çeşitliliğinin bir parçası olarak görüyor. Bu yaklaşımın adı: Nöroçeşitlilik.
Nöroçeşitlilik Ne Demek?
Nöroçeşitlilik, insanların düşünme, hissetme, algılama ve iletişim kurma şekillerinde doğal farklılıklar olduğunu savunan bir bakış açısıdır. Bu fikir, tıpkı insanların fiziksel olarak farklı olmaları gibi, beyinlerinin de farklı çalışabileceğini kabul eder. Otizm, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB), disleksi gibi durumlar bu çerçevede birer farklılık olarak görülür.
Bu terimi ilk kez 1990’ların sonunda otistik sosyolog Judy Singer kullandı. Singer, otizmin bir eksiklik değil, toplumsal çeşitliliğin bir parçası olduğunu savundu. Yani otistik insanlar “bozuk” değil, sadece farklı bir şekilde dünyayı deneyimliyor.
Otizm Bir Kimliktir
Otistik bireyler genellikle dünyayı daha detaylı, daha mantıklı veya daha duyusal bir biçimde algılar. Bu farklılıklar onların deneyimlerini zenginleştirebilir, ancak çoğu zaman çevrenin beklentileriyle çatışır. Toplum, otistik bireylerden “nörotipik” (yani çoğunluk gibi davranan) olmalarını bekler. İşte sorun da burada başlar: Sorun otizmde değil, toplumun esneklik göstermemesinde yatmaktadır.
Nöroçeşitlilik yaklaşımı bize şunu söyler:
“Otistik bireyleri değiştirmek yerine, onların farklılıklarını anlamalı ve kabul etmeliyiz.”
Otizmli aktivist Jim Sinclair bu durumu şöyle açıklamıştı:
“Otizm bir kişinin üzerinden soyulup atılabilecek bir şey değildir. Otizm, o kişinin kimliğidir. Otizm olmadan ben, ben olmam.”
Tıbbi Model mi, Sosyal Model mi?
Otizmle ilgili yaklaşımlar genellikle iki model etrafında şekillenir:
- Tıbbi Model: Otizmi bir hastalık olarak görür. Belirtileri azaltmayı, bireyin “normalleşmesini” hedefler.
- Sosyal Model: Otizmi bir farklılık olarak görür. Asıl sorunun bireyde değil, bireyin ihtiyaçlarını karşılamayan toplumda olduğunu savunur.
Nöroçeşitlilik hareketi, sosyal modele daha yakındır. Bu yaklaşım, otistik bireylerin kendilerini tanımalarını, güçlü yönlerini keşfetmelerini ve kendilerini ifade etmelerini destekler. Aynı zamanda, toplumu da daha kapsayıcı hale getirmeyi amaçlar.
Peki Ya Destek?
Nöroçeşitlilik, otizmli bireylerin desteğe ihtiyaç duymadığını söylemez. Aksine, ihtiyaçların bireysel olduğunu kabul eder ve destekleri bireyin tercihleri doğrultusunda düzenlemeyi önerir. Örneğin:
- Bir çocuk yüksek sese karşı hassas olabilir. Bu durumda, onu daha sessiz bir ortama almak bozukluğunu değil, duyarlılığını kabul etmek anlamına gelir.
- Bir genç göz teması kurmakta zorlanabilir. Onu zorlamak yerine, başka yollarla iletişim kurmasına izin vermek daha insancıldır.
Destek, birini “normal” yapmaya çalışmak değil, onun yaşam kalitesini artıracak koşulları sağlamaktır.
Sonuç: Otizmi Kucaklamak
Otizmi anlamak için önce bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor. Otizm, insanların dünyayı farklı şekilde deneyimlemesidir. Bu deneyim, eksik ya da fazla değil; sadece farklıdır. Nöroçeşitlilik bize bu farklılıkları anlamayı, onurlandırmayı ve kutlamayı öğretir.
Otistik bireyleri anlamanın en iyi yolu, onları dinlemektir. Onların deneyimlerinden, hikâyelerinden ve ihtiyaçlarından öğrenmektir. Böylece daha adil, daha kapsayıcı ve daha anlayışlı bir toplumun temellerini atabiliriz.
Unutmayalım: Farklılık, eksiklik değildir. Farklılık, zenginliktir.
kaynak:Otizm ve Nöroçeşitlilik: Bozukluk Değil, Farklılık