Aşağıda, “Diagnostic Characteristics of Psychosis and Autism Spectrum Disorder in Adolescence and Adulthood: A Case Series” başlıklı makaleyi kendi perspektifimizle yeniden yapılandırdım.
“Her yanlış tanı, yanlış bir hayat öyküsüne neden olur.”
Giriş: Tanı Sınırlarında Yaşamak
Otizm ve psikoz tarihsel olarak iç içe geçmiş, ardından birbirinden ayrılmış ve sonrasında yeniden birlikte düşünülmeye başlanmış iki klinik yapı. Bugün DSM-5 ile birlikte otizm spektrum bozukluğu (OSB) ile şizofreni ve benzeri psikotik bozukluklar bir arada var olabilir kabul ediliyor. Ancak OTSİ olarak biliyoruz ki bu birliktelik çoğu zaman yanlış anlamaların, yanlış tanıların ve hatta ötekileştirmenin zeminini hazırlayabiliyor.
Tanı koymak kolay, anlamak zordur. Hele de bir bireyin hem otizm spektrumunda yer alması hem de psikotik deneyimler yaşıyor olması, derinlemesine bir değerlendirmeyi gerektirir. Aksi halde bir bireyin nöroçeşitli kimliği, “deli”, “tehlikeli”, “gerçeklikten kopuk” gibi damgalayıcı etiketlere kurban edilir.
Bireysel Olmayan Travmaların İzinde: Olgular Ne Anlatıyor?
1. Yanlış Şizofreni Tanısı – “Salatalık kadar şizofrenik”
64 yaşındaki bir adam, 15 yaşından beri paranoid şizofreni tanısıyla tedavi görüyor. Ama bu tanı, Asperger sendromunun Avrupa’da tanınmadığı bir döneme ait. Aile öyküsü, tekil ve sabit ilgi alanları, motor davranışlar ve sosyal izolasyon geçmişi incelendiğinde aslında tipik bir otizm profili beliriyor. Antipsikotik ilaçlar kesildiğinde hiçbir psikotik semptom gelişmiyor. Bu, birçok nöroçeşitli bireyin geçmişte psikoz çuvalına atıldığına dair güçlü bir örnek.
Tanı sistemleri geliştikçe, geçmişte yapılan hataların izini sürmeli ve bireyleri ilaçla susturmak yerine hikâyelerini anlamaya çalışmalıyız.
2. Otistik Pseudo-Psikoz – Filmi Gerçek Sanmak
17 yaşındaki bir birey “2012” adlı kıyamet filmini gerçek sanıp ailesine saldırıyor. “Dünya sona erecekse neden ders çalışıyorum?” diyerek öfkesini ifade ediyor. Somut düşünme, metaforları anlayamama ve literal anlamda yorumlama, otizmli bireylerde sık görülür. Bilgilendirme sonrası saldırganlık tamamen sona eriyor.
Bireyin anlam dünyasını tanımadan, davranışı “tehlike” olarak etiketlemek travmatize edicidir. Otistik düşünce biçimi “delilik” değil, farklı bir mantık sistemidir.
3. Reaktif Paranoid Psikoz – Rengin Hafızası
Akademik olarak son derece başarılı 24 yaşındaki bir kadın, ders konularını kıyafet rengiyle eşleştirerek hatırlıyor. Bu alışkanlığı nedeniyle alay ediliyor, ardından paranoid şizofreni tanısıyla psikiyatri servisine yatırılıyor. Oysa birkaç yıl sonra Asperger sendromu tanısı konuyor. Yüksek işlevli otizm, özellikle kadınlarda sıklıkla fark edilemiyor.
Toplumun “garip” gördüğü davranışlar, aslında bireyin kendini regüle etme biçimi olabilir. Uyumsuzluk değil, özgünlük olabilir.
4. Otizm ve Paranoid/Narsisistik Kişilik Eşliği
40 yaşındaki bir birey, yıllarca narsisistik ve paranoid kişilik bozukluğu tanısıyla izleniyor. Cinsellik içeren bazı tanımlamaları kamuya açık olarak itiraz ediyor. Bu davranışı “üst otoriteye başvurma” gibi narsisistik olarak okunurken, aslında otistik saflık ve mahremiyet algısındaki farklılıklara da işaret ediyor.
Nöroçeşitliliğin kendine özgü iletişim biçimi, “kişilik bozukluğu” değil, farklı bir sosyal farkındalık halidir. Etiketlemek yerine açıklamak gerekir.
5. Otizmin Şizofrenik Evrimi – Gözden Kaçan Çocukluk
30 yaşında kronik şizofreni tanısı konan bir birey, aslında çocukluğunda sabit ilgi alanları, sosyal zorlanmalar, tek başına oyunlar ve motor koordinasyon güçlükleri göstermiş. Ancak bu belirtiler zamanında otizm olarak fark edilmemiş ve yalnızca psikotik belirtiler öne çıkarılmış.
Şizofreni ve otizm arasında çizilen sınır, bazen geç çocuklukta silikleşebilir. Bu yüzden çocukluk öyküsü tanıdan daha önemlidir.
6. Duygudurum Psikozu – Uçmayı Deneyen Genç
Ağır öğrenme güçlüğü olan, konuşmayan bir birey, ergenlikte saldırganlık, uykusuzluk, hiperseksüalite ve “uçma denemeleri” gösteriyor. Antipsikotikler fayda etmeyince lityum ve klonazapinle iyileşiyor. Tanı: Bipolar bozukluk + ASD.
Zihinsel engel, duygudurum bozukluklarını dışlamaz. Otistik bireyler de manik depresif bozukluk yaşayabilir. Tanılar engelin arkasına saklanmamalı.
Klinik Değerlendirme: Ne Yapmalı, Ne Yapmamalı?
Anamnez şarttır: İlk yıllardaki gelişimsel öykü, dil kullanımı, sosyal iletişim ve duyusal davranışlar ayrıntılı biçimde sorgulanmalıdır.
Psikotik belirtilerin bağlamına bakılmalıdır: Otistik bireyler, mecazları anlamakta zorlanabilir. Somut düşünceler, “sanrı” gibi algılanabilir.
Schneider’in birinci dereceden semptomları (düşünce yankısı, dış sesle yanıt alma, düşünce yayılması vb.) özgül şizofreni göstergeleridir.
Testlere körü körüne güvenilmemelidir: ADOS ve MMPI gibi testler, bazı otistik bireylerde yanlış pozitif sonuçlar verebilir. Özellikle sosyal etkileşimdeki zorluklar psikoz gibi yorumlanabilir.
RAADS gibi ölçekler destekleyici ama tek başına belirleyici değildir. Kapsamlı bir klinik değerlendirme şarttır.
Sonuç: Etiket Değil, Anlayış
Tanı, bir çerçevedir ama kader değildir.
Otizmli bireylerin hayatları boyunca yanlış tanılara, gereksiz ilaç yüklemelerine ve ilişkisiz psikiyatrik etiketlere maruz kalmaması için; tanıdan çok kişilik, bağlam ve hikâye dinlenmelidir.
Bir birey film sahnesine gerçek gibi tepki veriyorsa, bu bir psikoz değil, farklı bir anlamlandırma biçimidir.
Eğer bir birey sürekli aynı konudan bahsediyorsa, bu “takıntı” değil, derin ilgi alanıdır.
Ve eğer bir birey yalnız kalmayı tercih ediyorsa, bu sosyal izolasyon değil, duyusal korunmadır.