Otizm tanısı klinik olarak evrensel ölçütlerle yapılmaya çalışılsa da, davranışların yorumlanması kültürel bağlamdan bağımsız değildir. Lichtensztejn Tafla ve arkadaşlarının (2024) yayımladığı makale, tam da bu kültürel eşdeğerlilik sorununu derinlemesine ele alıyor ve OTSİ’nin vurgu yaptığı temel noktaları bilimsel verilerle destekliyor.
Kültür, Tanının Görünmez Değişkeni
Makale çok net bir uyarıda bulunuyor: DSM-5-TR ve ICD-11 gibi standartlar, davranışların kültürel anlamlarını her zaman hesaba katmıyor. Yani Batı’da ‘sosyal iletişim bozukluğu’ olarak tanımlanan bir davranış, başka bir kültürde ‘uygunluk’ olarak görülebilir. Örneğin:
- Göz teması kurmamak, Batı kültüründe otistik bir özellik sayılabilir.
Ancak birçok Asya kültüründe bu saygı göstergesidir. - Spontane konuşma becerisi Batı’da sosyal yeterlilik sayılırken, bazı kültürlerde ölçülülük ve sessizlik daha erdemli kabul edilebilir.
Bu farklar, tanının objektifliğini tehdit eder.
Tanının Kime Göre? Neye Göre?
Yazarlar, tanının sadece gözleme değil; ebeveynlerin, eğitimcilerin ve klinik uzmanların kültürel beklentilerine dayandığını vurguluyor. Bu da şu riskleri doğuruyor:
- Ebeveynlerin çocuk gelişimi konusundaki beklentileri kültüre göre değiştiği için, bazı semptomlar abartılabilir, bazıları göz ardı edilebilir.
- Değerlendirme araçları, doğrudan çeviri ile değil, kültürel olarak yeniden yorumlanarak adapte edilmelidir. (International Test Commission, 2017)
Bu Neden OTSİ için Önemli?
OTSİ’nin savunduğu şu ilkeler, bu makalenin ana tezleriyle birebir örtüşüyor:
| OTSİ İlkesi | Makale Bulgusu |
|---|---|
| Tanıdan önce anlayış gerekir. | Kültürel anlamlar tanı kararını etkiler. |
| Tanı, ifade hakkının bir aracı olmalı. | Sosyal iletişim normları kültüre göre değişir. |
| Erişim hakkı, yalnızca tanıyla başlamaz. | Tanının kendisi adil değilse erişim de adil olamaz. |
| Farklılık patoloji değil, çeşitliliktir. | Bazı ‘semptomlar’ sadece kültürel davranış biçimleridir. |
Bu bağlamda OTSİ’nin önerdiği “kültürel bağlam duyarlılığı olan tanı protokolleri”, bilimsel olarak da meşrulaşmış oluyor.
Tanı sistemleri ne kadar küresel standartlarla çalışırsa çalışsın, kültürel kodların etkisinden kaçamaz. Lichtensztejn Tafla ve arkadaşlarının (2024) yürüttüğü araştırma, otizm tanısının “kime göre, neye göre” sorusunu sormamız gerektiğini gösteriyor. Göz teması, spontane konuşma, ya da grup içindeki davranış biçimleri; bir kültürde “semptom” sayılırken başka bir kültürde “uygun davranış” olabilir. Bu nedenle otizm tanısında yalnızca araçların çevirisi değil, anlamın da çevrilmesi gerekir. OTSİ olarak biz, tanıdan önce anlayışın, ölçütten önce kültürel duyarlılığın inşa edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Otistik bireylerin yaşadıkları toplumun kültürel değerleriyle çelişmeden, kendi özgün iletişim biçimleriyle var olabilmeleri bir lütuf değil, haktır.
Kaynak : https://journals.sagepub.com/doi/10.1177/27546330241226811