
Otizm hakkında okuduğunuz haberler gerçekten doğru mu, yoksa toplumsal bilinçdışımızın bir oyunu mu? New York Times’ın 40 yıllık otizm arşivini psikanalitik bir mercekle incelendiği bu makale bize ilginç bir bakış sunuyor. .
“Normallik” takıntısının, medyanın “yetenekçi” (ableist) diliyle nasıl birleşip otizmli bireyleri “tamir edilmesi gereken kurbanlar” olarak çerçevelediğini ortaya çıkaran makale yazarı Alshaba Billawalla medyanın bu trajik ama bir o kadar da sinsi normalization (normalleştirme) anlatısını ve nöroçeşitlilik gerçeğinin neden ısrarla görmezden gelindiğini müthiş bir şekilde açıklamış.
Bir psikoterapist olarak odama giren her bireyin, sadece kendi kişisel tarihini değil, aynı zamanda içinde yaşadığı toplumun görünmez mitlerini, korkularını ve önyargılarını da beraberinde getirdiğini bilirim. Bizler, rüyaları ve dil sürçmelerini analiz ederken aslında ruhun derinliklerindeki bastırılmış çatışmaların izini süreriz.
Ancak bazen, bu bastırılmış çatışmalar bireysel değil, kolektif düzeyde patlak verir. İşte o zaman analiz masasına bir bireyi değil, koca bir toplumu ve onun en güçlü sesini, yani medyayı yatırmak gerekir.
Bu blog yazısında, tam da bunu yapacağız. Önümüzde, İsviçreli psikiyatrist Eugen Bleuler’in 1911’de terimi ilk tanımladığı zamandan (metindeki referansa göre 1973’teki ilk NYT makalesinden) 2012 yılına kadar New York Times’da (NYT) çıkan otizm haberlerini konu alan muazzam bir “vaka analizi” duruyor. Bu çalışma, medyanın otizm hakkında ne söylediğini değil, aslında neyi bastırdığını, hangi kolektif korkularımızı otizmli bireyler üzerine yansıttığını (projection) ortaya koyuyor.
Psikanalitik bir perspektifle, NYT’nin 40 yıllık otizm anlatısı, kolektif ruhumuzun trajik bir portesidir.
Kolektif Gölge: “Normallik” Takıntısı ve Tıbbi Model Tiranlığı
Psikanalizin en temel kavramlarından biri “Gölge”dir (Shadow). Gölge, egonun (bilincin) kabul edemediği, bastırdığı, “kötü” veya “eksik” gördüğü tüm yönlerini içerir. Toplumların da gölgeleri vardır. Modern, endüstriyel toplumun kolektif gölgesi, “verimsizlik”, “irrasyonellik”, “bağımlılık” ve “norm dışılık” korkusudur.
NYT’nin otizm söylemini analiz eden bu çalışma, tam da bu gölgenin medyaya yansımasını gösteriyor. Bulgular, NYT’nin otizmi ezici bir çoğunlukla (makalelerin %49’u semptomlara, %24’ü doğrudan yetenek eksikliğine odaklanıyor) Tıbbi Model (Medical Model) merceğinden çerçevelediğini ortaya koyuyor.
Tıbbi model, psikanalitik anlamda, egonun kolektif gölgeyle başa çıkma mekanizmasıdır. Otizmli birey, toplumun “normallik” idealine bir tehdit olarak algılanır. Tıbbi dil (eksiklik, tedavi, çare arayışı), bu tehdidi ehlileştirmenin, onu “bozuk bir mekanizma” olarak etiketleyip “tamir etme” vaadiyle kontrol altına almanın yoludur.
Metindeki muazzam analiz, bu mekanizmanın nasıl işlediğini “Yetenekçilik” (Ableism) kavramıyla birleştirerek gösteriyor. Medya, “normal” insan yeteneklerini (sosyal olma, normal konuşma vb.) mutlak bir “ihtiyaç” aşamasına yükseltir. Otizmli birey bu yeteneklere sahip olmadığında, medya onun olduğu haliyle var olma hakkını değil, eksikliğini haberleştirir. Bu, kolektif ruhumuzun, kendi “eksiklik” ve “kontrolü kaybetme” korkusunu otizmli bireylere yansıtarak kendini rahatlatma çabasıdır.
Kayıp Sesler: Bastırılan Özne ve Konuşan Ebeveyn
Psikanaliz, öznenin kendi arzusunu ve sesini bulma sürecidir. Ancak NYT anlatısında, otizmli bireyin sesi neredeyse tamamen bastırılmıştır (repression). Metindeki bulgulara göre, kişisel hikayelerin çoğu ebeveynler, uzmanlar veya koçlar tarafından anlatılır. Otizmli birey, kendi hayatının öznesi değil, başkalarının anlatısının nesnesidir.
Bu durum, psikanalitik bir “yer değiştirme” (displacement) örneğidir. Toplum, otizmli bireyin irrasyonel veya kavranamaz görünen dünyasıyla doğrudan yüzleşmekten korkar. Bu korku, ebeveynlerin trajik hikayelerine veya uzmanların soğuk tıbbi diline kaydırılır. Ebeveynin yas tutan sesi, toplumun kolektif suçluluk duygusunu ve “normallik” idealinin kırılmasından duyduğu acıyı temsil eder. Otizmli bireyin kendi sesi ise, bu trajik anlatıyı bozma potansiyeli taşıdığı için bastırılır.
Nöroçeşitlilik: Bastırılanın Geri Dönüşü ve Egonun Direnci
Psikanalizde bastırılan her şey, eninde sonunda “geri döner” (return of the repressed). 1990’lardan bu yana yükselen Nöroçeşitlilik (Neurodiversity) kültürel konsepti, tıbbi modelin bastırdığı bu öznel sesin ve kabul arzusunun geri dönüşüdür. Nöroçeşitlilik, otizmi bir “eksiklik” değil, insan çeşitliliğinin doğal bir formu olarak görür; kabule ve erişilebilirliğe odaklanır.
Ancak NYT analizi, kolektif egonun (medyanın) bu yeni anlatıya karşı muazzam bir direnç (resistance) gösterdiğini ortaya koyuyor. “Neurodiversity” terimi 40 yıllık NYT arşivinde sadece iki kez (Harmon, 2010; Harmon, 2011a) yer bulabilmiştir. Makalelerin sadece %12’si bu bakış açısına uygun sentetik ifadeler içerirken, haklar (%2) ve ayrımcılık (%6) tartışmaları marjinal kalmıştır.
Kolektif ego, kendi “normallik” takıntısını sarsacak bu radikal kabul fikrini sindiremez. Nöroçeşitlilik, toplumun otizmli bireyi “tamir etme” sorumluluğunu bırakıp, kendini (çevreyi, istihdam haklarını, eğitim sistemini) değiştirme sorumluluğunu almasını talep eder. Bu talep, kolektif egonun narsisistik bütünlüğüne bir tehdit olarak algılandığı için dirençle karşılanır.
Sonuç: Trajik Tuluattan Bütünleşmeye Doğru
NYT’nin otizm anlatısı, kolektif ruhumuzun gölgesini yansıtan trajik bir tuluattır. Medya, otizmli bireyleri “tamir edilmesi gereken kurbanlar” olarak çerçeveleyerek, modern toplumun “normallik” takıntısını ve kontrol arzusunu meşrulaştırır. Bu dil, sağlığın sosyal belirleyicilerini (istihdam, eğitim, ayrımcılık) ihmal eder, otizmli bireylerin sesini bastırır ve onların toplumsal kabulünü zorlaştıran bir “yetenekçi” yapı üretir.
Psikanalitik bir profesyonel olarak, bu analizin kolektif ruhumuz için hayati bir “içgörü” (insight) sunduğunu düşünüyorum. Bizler, kendi gölgemizle yüzleşmekten korktuğumuz için otizmli bireyleri marjinalleştiriyoruz. Gerçek bir ruhsal bütünleşme (integration), toplumun kendi “normallik” kibrini kurban etmesini (sacrificum intellectus) ve otizmli bireyleri, kendi kuyruğunu ısıran bir Ouroboros gibi, insan çeşitliliğinin ebedi ve kabul edilmesi gereken dairesel bütünlüğünün bir parçası olarak görmesini gerektirir.
Medyanın trajik masalı bittiğinde, belki o zaman otizmli bireylerin kendi seslerini duyabilir ve onların hayatlarını bir “eksiklik” değil, bir “farklılık” olarak kutlayabiliriz.
New York Times’da Otizm Söylemi (1973-2011): Tıbbi Anlatının Hakimiyeti ve Yetenekçilik Merceği Üzerine Eleştirel Bir Analiz – Alshaba Billawalla
Özet
Bu çalışma, 1973-2011 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri’nin en etkili gazetelerinden biri olan New York Times’da (NYT) otizm konusunun nasıl ele alındığını tema ve içerik analizi yöntemleriyle incelemektedir. Akademik literatürde ve kamuoyunda otizme yönelik muazzam ilgiye rağmen, medya analizinin yetersizliğinden yola çıkan araştırmacılar, 198 makaleyi “yetenekçilik” (ableism) ve yetenek beklentileri çerçevesinde analiz etmiştir. Bulgular, NYT’nin otizm söyleminin ezici bir çoğunlukla tıbbi model (eksiklik, tedavi, çare arayışı) üzerine kurulduğunu göstermektedir. Makalelerin %49’u semptomlara, %43’ü istatistiklere odaklanırken; otizmli bireylerin hakları (%2) ve ayrımcılık (%6) konuları marjinal kalmıştır. Analiz, NYT okurlarının otizmin ne olduğu konusunda sınırlı ve çarpık bir bilgiye maruz kaldığını, otizmli bireylerin seslerinin büyük ölçüde dışlandığını ve baskın olumsuz tıbbi anlatının bu bireylerin karşılaştığı toplumsal sorunları derinleştirdiğini ortaya koymaktadır.
Makalenin Eleştirel Analizi ve Mantıksal Yapısı
Aşağıdaki analiz, talep edildiği üzere, yazarın (analisti yapanın) kendi varsayımlarını her adımda sorguladığı döngüsel bir akıl yürütme süreciyle yapılandırılmıştır.
Adım 1: Metnin Temel Sorununu ve Varsayımlarını Anlamak
Soru: Metin hangi temel iddia üzerine kurulu? Bu iddianın dayandığı varsayım geçerli mi?
Analiz: Metnin temel iddiası, NYT’nin otizm temalı haber başlıklarında tıbbi odaklı, “yetenekçi” (normal yetenekleri esas alan ve aksini eksiklik gören) bir dil kullandığı ve bunun otizmli bireylere zarar verdiğidir.
- Kendi Kendini Sorgulama: Bu iddia, medyanın gerçekliği sadece yansıtmayıp, onu inşa ettiği varsayımına dayanır. Bu varsayım geçerli mi? Evet, iletişim çalışmalarında medyanın gündem belirleme (agenda-setting) ve çerçeveleme (framing) rolleri literatürde sağlam bir yere sahiptir. Medya, bir konuyu ele alış biçimiyle kamuoyunun o konuyu nasıl yargılayacağını etkiler.
Çıkarım: Dolayısıyla, metnin NYT söylemini analiz ederek toplumsal bir etkiyi ortaya çıkarma çabası meşru bir zemine oturmaktadır.
Adım 2: Metodolojik Çerçevenin Değerlendirilmesi
Soru: Araştırmacıların kullandığı yöntem (başlığında ‘otizm’ geçen makalelerle sınırlama) iddialarını kanıtlamak için yeterli mi? Bu tercihin arkasındaki varsayım nedir?
Analiz: Araştırmacılar, 2487 hit alan anahtar kelime aramasını çok geniş buldukları için analizlerini sadece başlığında “otizm” geçen 205 (sonrasında elenenlerle 198) makale ile sınırlamışlardır.
- Kendi Kendini Sorgulama: Bu tercih, “bir konunun ana odağının başlıkta yansıtıldığı” varsayımına dayanır. Bu varsayım geçerli mi? Haber sosyolojisi açısından başlıklar en yoğunlaştırılmış anlamı taşır, ancak geçerliliği kısıtlıdır. Metnin “Sınırlamalar” bölümünde araştırmacıların kendileri de bunu itiraf etmektedir: “Otistik” gibi diğer terimlerin kullanıldığı veya otizmin metin içinde geçip başlıkta yer almadığı makaleler dışarıda kalmıştır. Bu durum, özellikle “Nöroçeşitlilik” (neurodiversity) gibi daha modern ve hak temelli kavramların başlıkta yer almasa da metin içinde tartışılıyor olma ihtimalini doğurur.
Eleştirel Sonuç: Yöntem, NYT’nin en görünür (manşet) söylemini yakalamak için sağlamdır ancak NYT’deki otizm tartışmasının tamamını kapsadığı iddiası için zayıftır. Bulgular (örneğin nöroçeşitliliğin azlığı), bu metodolojik kısıtlamanın bir sonucu olabilir. Mantıksal yapıyı kurarken bu kısıtlılığı akılda tutmak gerekir.
Adım 3: “Yetenekçilik” (Ableism) Lensi ve Bulguların Yorumlanması
Soru: Bulgular (eksik yeteneklere odaklanma), “yetenekçilik” teorisiyle tutarlı mı? Bu teorinin uygulanmasındaki varsayımlar nelerdir?
Analiz: Bulgular çarpıcıdır: Makalelerin %24’ü doğrudan yetenek eksikliğinden bahsederken, yetenek beklentilerini içeren (sosyal olma, normal konuşma vb.) alıntılar %66 gibi yüksek bir orandadır. Buna karşılık haklar ve ayrımcılık tartışmaları yok denecek kadar azdır.
- Kendi Kendini Sorgulama: Bu bulguların olumsuz yorumlanması, “tıbbi modelin doğası gereği dışlayıcı olduğu ve nöroçeşitlilik modelinin ahlaki açıdan üstün olduğu” varsayımına dayanır. Bu varsayım geçerli mi? Engellilik çalışmaları literatüründe tıbbi modelin bireyi “tamir edilmesi gereken bozuk bir mekanizma” olarak görmesi eleştirilir. Ancak, mantıksal sağlamlık açısından şunu da sormalıyız: Tıbbi Anlatı her zaman kötü müdür? Ağır desteğe ihtiyacı olan bireyler için tıbbi çözümler (tedaviler, terapiler) hayati önem taşıyabilir. Metin, tıbbi anlatıyı neredeyse tamamen olumsuzlamaktadır.
- Derinleştirilmiş Sorgulama: Metin, NYT’nin otizmli bireyleri “normale” döndürmeye (normalization) odaklandığını, erişilebilirlik ve kabule odaklanmadığını iddia ediyor. Bu iddia, “toplumun bireye değil, bireyin topluma uyması gerektiği” şeklindeki baskın kültürel varsayımın medyaya yansıdığı iddiasına dayanır. Bulgular bu iddiayı desteklemektedir. Tıbbi modelin hakimiyeti, kaynakların çevreyi değiştirmek (erişilebilirlik) yerine bireyi değiştirmeye (tedavi) harcanmasını meşrulaştırır.
Mantıksal Yapı İçin Sonuç: Bulgular, NYT’nin otizmi bir toplumsal haklar sorunu olarak değil, bir tıbbi sorun olarak çerçevelediğini kesin olarak göstermektedir. Bu çerçeveleme, yetenekçilik teorisiyle tutarlıdır ve otizmli bireylerin toplumsal kabulünü zorlaştıran bir iklim yaratır.
Adım 4: Kayıp Sesler ve Temsiliyet Sorunu
Soru: “Otizmli bireylerin seslerinin eksik olduğu” iddiası sağlam mı? Hangi varsayıma dayanıyor?
Analiz: Metin, kişisel hikayelerin çoğunun ebeveynler veya uzmanlar tarafından anlatıldığını, otizmli bireylerin kendi adına konuştuğu makale sayısının (2011’e kadar) neredeyse hiç olmadığını belirtmektedir.
- Kendi Kendini Sorgulama: Bu eleştiri, “Özne hakkında, özne olmadan karar verilemez/konuşulamaz” (Nothing about us without us) varsayımına dayanır. Bu varsayım geçerli mi? Hak temelli perspektifte bu temel bir ilkedir. Ancak, mantıksal bir karşı argüman olarak, incelenen dönemin (1973-2011) büyük bölümünde otizmin ağır bir iletişim bozukluğu olarak algılandığı ve “kendi adına konuşma” imkanının teknolojik veya algısal olarak kısıtlı olduğu düşünülebilir. Araştırmacılar bu tarihsel bağlamı (özellikle erken dönemler için) yeterince dikkate almamış olabilir mi?
- Yeniden Sorgulama: Metin, 2011’de bile bu seslerin hala eksik olduğunu gösteriyor. Bu durum, kısıtlılığın sadece biyolojik değil, medyanın tercihleri ile ilgili olduğu iddiasını güçlendirir. Medya, “trajik kurban” veya “süper yetenekli savant” stereotiplerine uymayan, kendi haklarını savunan sıradan otizmli bireylerin anlatılarını haber değeri açısından düşük buluyor olabilir.
Sonuç: Mantıksal yapı, medyanın temsiliyet konusundaki bu başarısızlığının, otizm hakkındaki bilginin tekelini tıp camiasına ve ebeveynlere verdiğini, esas özneleri ise pasifize ettiğini vurgulamalıdır.
Adım 5: Sağlığın Sosyal Belirleyicileri (SDOH) ve Genel Çıkarımlar
Soru: Metnin “Sosyal Belirleyiciler (eğitim, istihdam vb.) eksik” iddiası ile “Tıbbi odak hakim” iddiası nasıl birleşiyor?
Analiz: Metin, NYT’nin otizmli bireylerin işsizlik oranları, eğitim durumları veya barınma sorunları gibi somut yaşam koşullarına (SDOH) dair veri sunmadığını, bu konuları ele aldığında bile tıbbi bir dille çerçevelediğini (örn: okulda “tedavi” talebi) belirtmektedir.
- Kendi Kendini Sorgulama: Bu analiz, “sağlığın sadece biyolojik değil, sosyal bir olgu olduğu” varsayımına dayanır. Bu varsayım geçerli mi? Evet, Dünya Sağlık Örgütü ve modern halk sağlığı bilimi bunu kabul eder.
Birleştirici Mantıksal Çıkarım: Metnin en sağlam mantıksal kurgusu burada oluşur:
- NYT otizmi tıbbi bir “eksiklik” olarak çerçeveler (Varsayım: Birey bozuktur).
- Bu çerçeve, çözümü “tedavi ve normale döndürme” olarak sunar (Varsayım: Çözüm tıptadır).
- Sonuç olarak, bireyin hayatını doğrudan etkileyen sosyal ve politik çözümler (istihdam hakları, ayrımcılıkla mücadele, erişilebilir eğitim) gündemden düşer veya görünmez kılınır.
- Bu durum, otizmli bireylerin marjinalleşmesini sürdüren “yetenekçi” toplumsal yapıyı besler.
Sonuç ve Eleştirel Değerlendirme
Bu analiz, sağlanan metnin, medyanın otizm söylemini “yetenekçilik” merceğinden eleştirirken tutarlı ve veriyle desteklenen bir argüman sunduğunu göstermektedir. Araştırmanın metodolojik kısıtlamalarına (sadece başlığa ve tek gazeteye odaklanma) rağmen, ulaşılan sonuçlar –tıbbi modelin ezici hakimiyeti, hak temelli dilin ve otizmli bireylerin seslerinin yokluğu– mantıksal bir bütünlük içinde sunulmuştur.
Metnin en büyük gücü, medyadaki dilin (tıbbi anlatı) somut toplumsal sonuçlarla (sosyal belirleyicilerin ihmali, kabulsüzlük) ilişkisini kurabilmesidir. En büyük zayıflığı ve varsayımsal riski ise, incelenen 40 yıllık süreçteki algı değişimlerini (özellikle nöroçeşitlilik hareketinin yükselişini) başlığa odaklanan yöntem nedeniyle yeterince hassas yakalayamamış olma ihtimali ve tıbbi modeli tamamen olumsuzlayan bazen tek boyutlu yaklaşımıdır.
Buna rağmen, makale, medyanın otizm konusunda kamuoyunu bilgilendirmekten ziyade, mevcut önyargıları ve dışlayıcı yapıları yeniden ürettiğine dair sağlam bir eleştirel pozisyon inşa etmektedir.
- Makale Başlığı: Analyzing the discourse surrounding Autism in the New York Times using an ableism lens
- Yazarlar: Alshaba Billawalla & Gregor Wolbring
- Yayınlandığı Dergi: Disability Studies Quarterly (DSQ), Vol. 34, No. 1 (2014)
- DOI:
10.18061/dsq.v34i1.3348
🔗 Orijinal Makale Linki:
Disability Studies Quarterly (DSQ) – Makale Sayfası
📄 Doğrudan Tam Metin / İndirme Linki:
Yasal Uyarı : Bu içerik yalnızca kanıta dayalı bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Tıbbi tanı, tedavi veya kişisel
terapi planı yerine geçmez. Çocuğunuzun eğitim ve gelişim planı için mutlaka yetkili çocuk psikiyatristleri ve lisanslı
uzmanlara danışınız.


