Bruno Bettelheim
Anne-babanın verdiği eğitim, çocukların gelişiminde ve ilerdeki yaşamlarında ne olacakları hususunda önemli ölçüde
etkili olmaktadır. Özellikle çocuklarının davranış ve gelişiminden yeterince memnun olmayan ve gelecekleri
için endişeye düşen anne-babalar bundan dolayı uzman kişilerin öğütlerini arayıp araştırmaktadırlar. Anne-babanın,
çocuklarının gelişiminde ve geleceklerinin belirlenmesinde bir şekilde uyguladıkları eğitimin büyük etkisi vardır.
Çocuklarının gelecekleri hakkında endişeye kapılan, onların davranışlarını yeterince akılcı bulmayan, çocuklarının
doğru yolu bulmada hangi tarzda davranmaları konusunda emin olmayan, onları mutsuz mu yapacakları onların
sert tepkileriyle karşı karşıya kalıp kalmayacaklarını bilemeyen anne-babaların doğal olarak uzman kişilerden
öğütler aramalarını anlayışla karşılıyoruz
Ama bunun yanında, geçen son senelerde, çocuk eğitimi uzmanlarının tavsiye ve öğütlerini, onların kitap ve gazetelerdeki
köşe yazılarında aramalarının daha önemli sebepleri de bulunmaktadır. Birçokları, yaşamı çok basit bir
oyunmuş ve sadece belli kuralları varmış gibi gösteren How-to (Nasıl Yapmalı) metodundan severek yararlanmaktadır.
Hem Behaviorizm* hem de Freud’un teorilerindeki genel geçerlik, bu teorinin işlevliğine katkıda bulunmuştur.
Kendiliğinden başarının gelebilmesi için, bazı belli açıklanmış kuralların uygulanması gerekmektedir.
How-to metodunu savunanlar, iyi bir yapılanma ve doğru alınmış kararlar vasıtasıyla çok karışık gibi görünen
sorunların bile çözülebileceğini iddia etmektedir. How-to metodu ile ilgili kitaplar birçok alanda desteklenmekte ve
birçokları bu kitapların bize sunduğu öğütleri tereddüt etmeden kabul etmektedir. Çocuklarımızı büyütürken nelere
dikkat etmemiz gerektiği üzerine bize öğütler veren belki bir kütüphane dolusu kitap piyasada mevcuttur. Çocuk
eğitiminde genelde başarısız olmaktan çekinilmesi ve hata yapmamaya özen gösterilmesi doğal olarak bizi hayrete
düşürmüyor.
Bunun yanında toplumlarda sadece bir yolun doğru, diğerinin ise yanlış olacağı ve yalnızca bu doğru yol seçilirse
başarıya ulaşılacağı gibi bir görüş tarzı hakimdir. Bazı içinden çıkılması zor durumlarda, kullanmış oldukları
metodun yanlış olduğunu fark edip, bunu veya şunu yapmış olsaydık başarı kaçınılmaz olurdu gibi düşüncelere
kapılabilmektedir.. Karışık bir makinenin montajını beceremediğimizde, ilk olarak montaj talimatnamesini okur danışırız.
Buna rağmen sık sık yanlış yaptığımız da olur. Tekrar talimatnameyi gözden geçirip yanlışlarımızı düzelttiğimizde,
başarıya doğru adım adım ilerlediğimizi görürüz.
Çocuk eğitiminde How-to kitaplarına yönelen anne babalar, aslında bilinçsiz olarak, samimi insan ilişkileriyle
bir makinenin montajında kullanılan teknik arasındaki paralelliği bulmaktadırlar. Birçoklarımız kolayca “benim
çocuğum aslında çok daha fazlasını yapabilirdi, çok daha fazla yeteneklere sahipti” demektedirler. Bu da bizim yine,
daha iyi öğütler aramamıza neden olmaktadır. Sadece çocukların varlıklarından memnuniyet duyan, onların
öncelikle sağlıklı olmalarına önem veren anne-babalardan, çocuklarının gelişiminin iyi ya da kötü olduğu
konusunda konuştuklarını genelde duymayız. Aldıkları eğitim tedbirlerinden arzu ettikleri sonucu alamayan annebabalar,
hem kendilerini hem de çocuklarını mutsuz kılmaktadırlar. Varılan sonuç kullandıkları teknikte bir hata
olabileceğidir. Şayet yanlış bir metod denememiş olsalardı istedikleri neticeyi elde edebileceklerdi. Böylece yeni
öğüt ve tavsiyeler bulabilmek için eğitim kitaplarının içine yeniden dalacak ve araştıracaklardır
Behaviyorizm; felsefi bakımdan pragmatizme (faydacılık) dayan.an modern bir psikoloji akımı. Psikolojik gönÜngüleni organizmanın
davranışlarına indirgeyen Behaviyorizm, davranış ve bilinci özdeşleştirerek, uyarma ve refleks arasındaki ilişkisi bilincin tek temeli olarak görür.
İlk olumsuz tecrübe anne-babaların artık çocuklarıyla nasıl başa çıkabilecekleri konusunda, kafa yormalarına
gerek kalmadığı ve her şeyi tesadüflere bırakabilecekleri anlamına gelmemelidir. Onları yaşama bağlayan değer
yargıları ve kendi davranış biçimleriyle anne-babalar, çocuklarına, belli bir yol göstermiş olacaklardır. Ama hiçbir
zaman şu kanıya varmamaları gerekmektedir: “Bu hiç şüphe götürmez en sağlam metoddur. Doğru tatbik edildiği
takdirde arzu ettiğim sonuca varacağım.” Çocuklarımız için yapmamız gereken şey bizimle çocuğumuz arasında
oluşan ilişkide ve istisnai durumlarda hislerimiz ve anlayışımızın oluşmasıdır.
Herhangi bir ulaşım aracı beklerken, insan, yaratıcı hareket etmesini sağlayan duygularını kaybetmektedir.
Pirsig “Zen ve Motosiklet Bakım Sanatı” isimli kitabında çok güzel açıklamalarda bulunmuştur. Burada bize söylemek
istediği şey, herhangi bir makinenin kullanımında çalıştırma kılavuzuna başvurduğumuz gibi, her zaman iyi
sanılan öğüt ve tavsiyelere yönelmemizin yanlış olacağıdır. Bizim için esas olan insan ilişkisidir ve bu olmadığı
taktirde kaybımız kazancımızdan çok daha büyük olabilecektir. Dolayısıyla sadece bu tavsiyelere uyduğumuz zaman
ilişkilerimize insani açıdan anlam veren kendiliğindenlik, gerçek bir doyum oluşmadan bir şekilde gasp edilmiş
olabilir. Herhangi bir makineyi monte etmek, planına uygun hareket ettiğimiz sürece, basit gibi görünmektedir.
Verilen direktifleri yerine getirdiğimiz sürece, olumlu bir şeyler elde edeceğimiz yolunda beklenti içinde oluruz. Talimatları
anlayamamak veya takip edememek gibi herhangi bir tedirginliğimiz olamaz. Beklediğimizden daha
zorlanıp bu işin devamından bıkıp usanırsak yahut cesaretimizi kaybedersek, en çok paramızı israf etmiş yahut
sonucta kendimizi yormuş olacağımızı biliriz. Beceremediğimiz iş için bir başkasını tutar ve işi yaptırırız. Yahut bir
müddet ara verir ve daha sonra yeniden devam ederiz
Herhangi bir sorun ile karşılaştığımız zor bir durumda, çocuğumuza nasıl davranacağımız konusunda annebaba
olarak duygularımızı karşılaştırmak ne kadar zordur! Ama ne kadar zor durumda olursak olalım artık harekete
geçmemiz gerekmektedir. Çocuğun kişiliğinin gelişiminde, kendisi ve dünya ile ilgili doğru, olumlu yaklaşımları ve
güvenilir yolu bulması için çaba gösteririz. Burada çocuğa yardım ederken, diğer taraftan kendi ihtiyaçlarımızı da
gidermemiz gerekmektedir. Bu da bizi duygusal anlamda yoracaktır. Bir makineyi doğru şekilde monte edemediğimizde,
değer yargılarımız herhangi bir zarara uğramayacaktır. Ama anne-baba olarak bizim korkumuz, çocuk
eğitimindeki meselelerin çözümünde doğru yolu bulamayacağımız, dolayısıyla başarısızlığa uğrayacağımızdır. Bu
sebepten dolayıdır ki, belli bir huzursuzluk ve korkuyla kitaplara danışmakta, onlardan belli bilgiler almaya çalışmaktayız.
Şüphemiz ve çaresizliğimiz ne derece büyürse, o derece hızlı çözüm arayışları içine gireriz. Kaygılarımız
arttığı ölçüde, bazı şeyleri özenli, dikkatli ölçüp biçebilme yeteneğimiz de o ölçüde azalacaktır. Bu konuda uzman
bir kişiye danışmamız gerektiğini bilir ve bunu isteriz. Çocuklarını ilgilendiren konularda hata yapmak istemediklerinden,
anne-babalar kitaplardan alacakları öğütlere güvenmeye hazırdırlar, Kitaplardaki direktiflerin doğruluğuyla
bu güvenin bağı nispeten azdır. Böyle bir durumda zaten belli kitaplara yönelmekte ve belli kitapları da dışlamakta
uzlaşırız. Ne var ki böyle bir uzlaşma mümkün değildir. Zira sorunun sadece kendimizin üstesinden gelmesi
gerektiği, içimizin derinliklerinden geçer.
Belirli öğütlere uymakla, gerçekten doğru yapıp yapmadığımız, ya da bunların çocuğumuzu daha zor bir duruma
sürükleyip sürüklemeyeceği konusunda haklı olarak kendimize sık sık sorular yöneltiriz. Herhangi bir sebepten
dolayı bu tavsiyeleri yerine getiremeyecek durumda olabilmemiz olasılığı, kendimize bu soruları yöneltmemize
sebep olmaktadır. “Ya her şey daha kötüye giderse!” Tabii ki karmaşık durumlarda bu öğüdün nasıl
anlaşılacağına, öğüde uygun koşullarda uygulanıp uygulanmadığına bağlıdır. Doğaldır ki burada birçok tuzak
vardır.
En iyi öğüt sorunun geçmişini bilen, en ince ayrıntılara kadar değerlendirilmiş olanıdır. Çocuk eğitirken anne ve
babalar hiçbir zaman bu tür öğütleri kitaplarda bulamayacaklardır. Bize sunulan tavsiyeler en ince noktasına kadar
özenle analiz edilmiş olabilir. Ama biz yine de bunları açıklandığı gibi uygulamayız. Bu temelde var olan zorlukları
belki daha da kötü bir duruma getirecektir. Çünkü artık sorun hakkında kaygı duymayacağız, tersine, sunulan
öğütleri yerine getirmekten aciz olduğumuzu düşünmeye başlayacağız. Bu da’ önüm:Üze konan her türlü öğüte
uymamız için yeterli sebep olacaktır. “Bu şekilde kötü iş görmektense, kendi tarzımıza göre çocuklarımızı
yetiştirmek çok daha yararlı ve doğru olacaktır.”
Belli bir süre sonra geriye dönüp baktığımızda, çocuk eğitiminde bize sunulmuş olan iyi öğütlere karşı bilinçsizce
kesin bir şüphe beslediğimizin farkına varırız. Aslında danışmak isteğimiz sorunun geçmişe dayalı uzun bir
hikayesi olduğunu yüreğimizin derinlerinde çok iyi bilmekteyiz. Bu meseleler yoktan var olmamıştır. Anne-baba ve
çocuk arasında geçen birçok küçük ayrıntının sonucudurlar
12
Çocukken ailemizin böylesi sorunlara nasıl yanaştıklarını bazen hatırlarız. Onların hangi metodlarından hoşlandığımız,
hangilerini de beğenmediğimiz ya da en azından metodlarının üzerimizde derin bir iz bıraktığı aklımıza
Çocukken ailemizin böylesi sorunlara nasıl yanaştıklarını bazen hatırlarız. Onların hangi metodlarından hoşlandığımız,
hangilerini de beğenmediğimiz ya da en azından metodlarının üzerimizde derin bir iz bıraktığı aklımıza
gelir. Davranış şekillerini benimseyip benimse~ediğimizi ya da hala onaylamadığımızı düşünürüz. En azından eski
deneyimler şu an önümüzde duran sorunlara karşı davranışımızı etkilemektedir
Ayrıcalıklı bir durumda, sorunun çözümünde rol oynayabilecek bütün sebepleri tanıyabilen,
değerlendirebilen ve bu meyanda kitap yazan hiçbir yazar yoktur. Bize verilen öğütlerin genelde benzer
durumlarda uygulandığına inanmak istiyoruz. Öğüdün durumumuza uygun olup olmadığım kesin olarak
bilmeyişimiz bizi kaygılandırmaktadır. Yarım olarak anladığımız ya da tam olarak uygulayamadığımız bu
öğütler bizim ve çocuğumuz için birçok kötü sonuçlara sebep olabilecektir. Bundan dolayı öğüdün doğruluğu
veya yanlışlığı konusunda, bize öğüt ve tavsiyelerde bulunan yazarın herhangi bir endişesinin olmadığının
da bilincindeyizdir.
Burada nasıl yapmalı metodunun direktifleri ile bir makinenin montajının yapılması arasındaki karşılaştırma
önümüze konmuştur. Uygulamamız gereken montaj talimatnamesi bize hatalı, anlaşılmaz ve önemsiz
görünüyorsa, veya bizi gerçekten yanıltıyorsa yapacağımız şey onu bir kenara bırakmaktır. Bundan sonra bu
talimatnameye baş vurmayıp daha iyi bir talimatname edinmeye çalışırız. Yanlış bir zamanda giriştiğimiz,
yeterince açık ve anlaşılır olmayan öğütlerin sonucunu çocuğumuzun uğradığı zararları tekrardan düzeltmek
çok daha zordur. Uyguladığımız bu öğütlerden bu yana biz ve çocuğumuz arasında olup biten olaylar, genel
durumu değiştirmişse, artık atmış olduğumuz adımı geri almamıza imkan olmadığı gibi her şeye baştan
başlamamız da olanaksızdır. Başkalarının gereksinim duymadığı montaj talimatnamesini etüt etmemizden
kaynaklanan bir üzüntümüz olamaz.Ama buna karşın çocuğumuza nasıl davranmamız gerektiğini ve bunu
başkalarının daha iyi becerdiğini öğrendiğimizde, cesaretimizin kırıldığını, ümitsizliğe kapıldığımızı fark
ederiz. Çocuğumuzun belli yiyeceklere karşı isteksizliği, temizlik konusunda eğitim gibi diğer ailelerde genelde
olmayan sorunları neden biz okuma gereksinimi duyuyoruz? Bunun yanında bizim yaşadığımız
zorlukların başka ailelerde de var olduğunu biliyoruz. Diğer anne-babalarla yaptığımız sohbetlerde, onların
böylesine zorlukları yaşamadığını öğreniyoruz. Birinden çocuğunun geceleri deliksiz uyuduğunu, bir
başkasından artık altını ıslatmadığını, üçüncüsünden de küçük kardeşini çok sevdiğini duymaktayız. Her
çocuğun belli sorunlarda yardıma ihtiyacı olduğu, bu sorunların bazı çocuklarda yaşanmadığını annebabalardan
öğrenmekteyiz
.
Bunun dışında birçok anne-baba çocuklarının davranışlarından dolayı danışmaya gereksinim duymaktan
rahatsız olabilmektedirler. Bazı anne-babalar böylesi zor bir durumda akıl danışmamalıydım ya da bu can
sıkıcı sorunu ben de çözebilirdim gibi duygulara kapılmaktadırlar. Başka çocuklar bunu kendiliğinden
beceremiyorsa, varsın benim çocuğum da yapamasın. Bu tip sorunları başka çocuklar yaşamazken benim
çocuğumun bu sorunlarla boğuşmasının sorumlusu ben miyim acaba? Bu türden korkular gerekli olan
öğütleri anlayıp doğru uygulamamızı zorlaştırmaktadır.
Ne yazık ki çocuk eğitiminde sunulan güzel öğütlere karmaşık ve olumsuz duygularla yanaşmaktayız. İşin
sonunda fark edip tekrardan düzeltemeyeceğimiz veya alıştığımız tarza aykırı gelebilecek eğitim
metodlarından ürkmekteyiz. Yine bize teklif edilmiş davranış tarzının ve uyduğumuz öğütlerin sonucunda
çocuğumuzun bize karşı çıkmasının zorumuza gitmesinden çekinmekteyiz. Kitaptaki tavsiyelere göre
davrandığımız sürece çocuğumuzun büyükanne ve büyükbabasının veya eşimizin sert eleştirileriyle karşı
karşıya kalmaktan, dolayısıyla ister istemez ailevi anlaşmazlıklara varmaktan endişe duymaktayız. Bundan
dolayıdır ki bize sunulan, ama doğruluğundan kesin olarak emin olamadığımız ve uygulanması güç ve başkalarının
bizi eleştirmesinden ürktüğümüz öğütlere karmaşık duygularla yanaşmaktayız.
Çocuk eğitiminde kitaplara danışmaya karar veren aileler yaşadıkları sorunlar üzerinde birtakım çözüm
yolları düşünmüşlerdir. Eğer onlarla konuşsaydık bize bütün yolları denediklerini, bütün olasılıkların üzerinde
düşündüklerini söyleyeceklerdir. Kabus, temizlik eğitimi veya küçük hırsızlıklar gibi önemli konularda kafa
yorup, bu işin içinden en iyi şekilde çıkabilmenin yollarını araştırmışlardır. Tabii ki başkalarının düşüncelerine
de kulak kabartmayı ihmal etmemişlerdir
13
Her türlü soruna farklı şekilde yanaşılabileceğini bilmekteyiz: Denemiş olduğumuz metoda uyan tavsiyelerden
çıkacak sonuçları küçük bir ümitle beklememiz gayet doğaldır. Bu tavsiyeler durumumuza uygun düşüyorsa,
memnuniyetimiz de o derece büyük, eğer durum tam tersi oluyorsa hayal kırıklığımız da o oranda büyük olacaktır.
Akılcı bir şekilde öğütlerden faydalanma yeteneğimizi, fikirlerimiz başkaları tarafından beğenilmeyince kızdığımızdan
dolayı kaybetmekteyiz. Hatta hiddetimizi uzmanlardan çıkartmak için onlara ait uyguladığımız metodların
başarısızlığa uğramasını bile isteyebiliriz. Sadece biz anne-baba olarak çocuğumuz için neyin iyi neyin kötü olduğunu
bildiğimize ve baştan itibaren haklı olduğumuza dair herhangi bir onayı ararız.
Gerçekten de çocuk eğitimindeki düşünce ve kanaatlerimizin küçük bir ümitle dahi olsa kitaplardaki fikirlere
uygun düşmesini arzu ederiz. Çevremizdeki komşu, arkadaş ve akrabaların, anne-babaların uyguladıkları metodlara
karşı aykırı fikirler yürütmeleri de onlardan kuşku duyulmasına sebep olabilmektedir.
Tabii ki çocuk eğitimi üzerine olan kendi bakış açılarının herhangi bir uzman tarafından onaylanması onlar için
en büyük teselli olmaktadır. “The Lacon” adlı kitabında C.Colton şöyle demiştir: “Biz aslında herhangi bir
öğütarayışında değiliz, biz sadece kendi fikirlerimize bir onay aramaktayız. “
Gazete ve dergilerdeki tavsiyeleri kabul eden ve onları uygulayan anne-babalar kendilerine karşı samimi
davranıldığında, bunların içindeki birçok fikirleri kabul etmeyeceklerdir. Biz şimdi herhangi bir kütüphaneden çocuk
eğitimi ile ilgili kitap arayan anne-babaları gözlemleyebiliriz. Çocuk eğitimi ile ilgili bütün bu kitaplar belli uzmanlar
tarafından kaleme alınmasına rağmen, bu yazarların bazıları aileler tarafından uzman olarak kabul edildiği halde,
bazıları kabul edilmemektedir. Bir de genellikle çocuklar ve çocukların gelişimi üzerine uzmanlar vardır. Söz
konusu çocuk ve anne-baba arasında gelişen olaylar sonucunda eğer kime güveniliyorsa o aynı zamanda onlar
için iyı bir uzman da sayılabilir.
Bazen son derece açık gibi görünen öğütlerin uygulanmasında zorluklar çekeriz. Bu tabii ki sadece kitaplardan
öğrendiğimiz öğütler için geçerli değildir. Bu hepimizin bildiği, dikkat etmemiz gereken sorunlarda da olabilmektedir.
Örneğin tehlikeli maddeleri çocuklarımızın ulaşamayacağı yerlerde saklamamız gerektiği, aşağı yukarı bütün
kitaplarda yazılıdır. Ama buna rağmen her gün birçok çocuk herhangi bir tehlikeli maddeyi yuttuğu için hastanelere
sevk edilmektedir.
Farklı düşüncede olsalar dahi, anne-babalar, bazı uzmanların kendilerini teskin eden öğütlerini seve seve uygulamaktadırlar.
Çocuğun sesi kısılana kadar bağırtılıp yerden kaldırılmaması, okşanmaması gibi öğütler genelde
en çok uygulanan metodlardır. Bu şekilde davranmanın anne-babaya daha rahat gelmesiyle bir ilgisi yoktur. Çünkü
çocuğun yakınmaları onlar için oldukça can sıkıcıdır.
Çocuğunu yerden kaldırmakla ona kötülük yapacağını düşünen anne-babalar kendilerini kandırmaktadırlar.
Ama hemen sonra çocuğun bağırıp zıplamasından rahatsız olup çocuğu yerden kaldırmalarıyla, ona gelecek
faydayı zedelemiş olacaklardır. Çünkü bu işi kızarak yapmaktadırlar. Dolayısıyla, anne-baba, çocuklarım yerden
kaldırmakla yanlış bir iş yaptıkları kamsına varacaklardır. Kendi çocuğumuz dahi olsa kızdığımız birisini teselli
etmemiz zordur. Genelde isteksiz olarak uygulanan bir metod tam tersi bir etki yapmaktadır.
Kendi çocuklarına çok garip davranan anne-babalara çok sık rastladım. Çocuklarına niye böyle
davrandıklarını, bu fikre nasıl geldiklerini sorduğumda, bana bunun en iyi metod olduğunu ve bunu bir yerde
okuduklarını veya birisinden duyduklarım söylediler. Bundan, hoşlarına gidecek bir fikre rastlayana kadar konuyla
ilgili kitapları arayıp taradıkları ve buldukları birtakım yanlış öğütleri zamansız uyguladıkları sonucu ortaya
çıkmaktadır.
Anne ve baba olarak çocuklarımıza nasıl davranmamız gerektiği hususunda kuvvetli bir istek olmaksızın kitaplara
yönelmek oldukça güçtür. Bu istek anlayışı, özellikle de gerekli olan eleştirel bakışı zedelemektedir. Öğütlerin içine
başka unsurların sızmasını nasıl önleyebiliriz? Bir kere böyle öğütler uğruna çok uğraş vermişsek bunları tekrardan
kafamızdan çıkarmak son derece zordur. Dolayısıyla bunlarla uğraşmak zorundayız. Ya kabul edeceğiz ya
da reddedeceğiz. Ya bunları kısmen benimseyeceğiz ya da üzerinde biraz dahi olsa düşüneceğiz.
14
Çocuğumuzun problemlerinden – kız kardeşine olan kıskançlığından, köpek ya da okul korkusundan, çok az
yemek yemesinden ya da yemek yemeyi sürekli reddetmesinden, yatağım ıslatmasından, v.b. – çıkmaz sokağa
girmişsek, artık bu, akıl danışmak zorundayız demektir. Çevremizden aldığımız öğütler hakkında, soğukkanlılıkla
düşünüp taşınmamız için, bize doğru karar almamıza olanak sağlayacak zamanımız azdır. Çoğumuz hala okula
gitmeyi reddettiği, köpeklerden hala korktuğu, yemek yemeği sürekli istemediği, devamlı ona tehlike getirebilecek
işlerle uğraştığı için kendimizi baskı altında hissederiz. Çocuğumuz bizden yardım istemese dahi, biz yardım
etmeyi kendimize görev sayarız. Bu da olumlu öğütlere karşı nesnel bir tavır almamızı zorlaştırarak üzerimizde bir
baskı hissetmemize neden olur. Çocuğumuzun davranışlarında bir anlık normalleşme görülse dahi, daha önceki
deneyimlerimizden yola çıkarak bu tip sorunlarla tekrardan karşılaşabileceğimizi bildiğimizden, bu problemin
üstesinden nasıl gelebileceğimiz üzerine kafa yorarız. Bu noktada öğüt arayıp, uygulamaktan başka geriye
yapacak fazla bir şey kalmamaktadır. Öğütleri uyguladığımız da göreceğiz ki hallerinden bazıları endişemizi
artıracak bazıları da bizi şaşırtacaktır. Buradan çıkaracağımız sonuç bu doğru öğüdü bizim özel sorunumuzda
nasıl kullanabileceğimize, tarafsız karar veremeyişimizdir.
Birçok kitapta çocuğumuza karşı nasıl anlayışlı, sabırlı ve özellikle de sevgi dolu davranmamız konusunda
öğütler okumaktayız. Bizler de ideal olmasa da en azından iyi birer anne-baba olmaya çaba sarf ederiz. Ama
bunun yanında çocuğumuzun yapılmaması gereken bir şeyi yapmaya çalıştığı anlarda, kendimizi ve sabrımızı
kaybediyor, yani mantıklı davranmamız mümkün olmayabiliyor. Dolayısıyla çocuğumuzun neden bu kadar garip
davrandığını kavrayamıyoruz. Duygularımızı hiçe sayıp önem verdiğimiz bazı şeyleri tahrip ettiğini, kızdığımızı
görmezlikten gelip, kardeşini altına alıp hırpaladığım fark ettiğimizde, artık çocuğumuzu pek sevmediğimiz gibi bir
duyguya kapıldığımız da olur. Bazen de hiçbir suretle sinirlenmeden, çocuğumuzun yaptığı her türlü yaramazlığa
boyun eğeriz. Ama bunun yanında, çocuğumuzun yapmış olduğu davranışlar kendi yaşına uygun olsa da
sabrımızı tüketebilmektedir.
Genellikle bütün anne-babalar çocuklarım her şeyin üstünde severler ve onlardan büyük haz alırlar. Biz burada
çocuklarımızı nasıl kayıtsız şartsız sevdiğimizi ve bize ne kadar mutluluk verdiklerini vurgulamaya gerek duymuyoruz.
Ama bunun yanında kararsızlık taşımayan bir sevgiyi de düşünemiyoruz. Hatta bu ilk doğurduğu çocuğuna
karşı bir annenin duyduğu sevgi için de geçerlidir. Bu sevgi Freud’a göre dünyanın en doğal şeklidir. Çocuklarımıza
karşı beslediğimiz sevgide kızgınlık, yılgınlık ve hayal kırıklığı olmayıp, aynı şekilde onların bize beslediği
sevginin içinde de bu duygular yoktur.
Akla uygun düşünebilen anne-babalar yetiştirme esnasında düştükleri zor durumların çocukların büyüme sürecinin
bir parçası olduğunu bilmektedirler. Çocuklarının kendi fikirlerini ve değer yargılarını geliştirmesini arzu
etmektedirler. Ama çocuğun değer yargılarının gelişmesi sırasında , bizim yaşantımızın ters takla olup tamamen
bozulduğunu gördüğümüzde, ne yazık ki bu akılcı anlayış tarzı bize yardım etmede sınırlı kalmaktadır. Böylesi
durumlarda bize yardımcı olabilecek en iyi metod “acaba biz de çocuğumuzun şu an yaptığı gibi mi davranırdık?”
sorusunu kendimize sormamızdır. Mutlaka çocukluğumuzda anne-babamızın sabrını taşırdığımız, onlara karşı
geldiğimiz veya bize sundukları yaşam tarzını sesli sessiz protesto edip isyan ettiğimiz zamanlar olmuştur. Şayet
böylesi durumlarda belleğimizi zorlayıp geri dönmeyi becerebiliyorsak çocuklarımızı kolayca anlayabiliriz
Sözgelimi genç bir kızın annesiyle bir tartışmaya girişip arkasından annesine küfür etmesiyle sonuçlanan bir
olayı ele alalım. Anne günlerce bu olayı hazmedemeyecek ve kızına kırılacaktır
Daha sonra bu küçük küfürleşmenin onu neden bu kadar derinden yaraladığını kendi kendine soracaktır. Bunun
sadece tatsız bir olay olduğunu, böylesi sert bir tartışmanın bu şekilde sonuçlanmasının ilk olmadığını, yalnız daha
önce böyle derinden yaralanmadığını düşünecek ve kendisinin de sigara içtiği için ailesi tarafından azarlandığında,
anne-babasına sayıp sövdüğünü bununla onları rencide etmek istediğini, çünkü onların da onu incittiğini
anımsayacaktır
Geriye dönüp geçmişi hatırladığında, öfke krizlerinin anne-babası için pek önemli olmayacağını; çocuklarının,
duygularını dikkate almadan yalnızca kendi arzularını yaptırmak istediklerini düşünmekle, onlara karşı haksızlık
ettiği’ni anlayacaktır. Ama kızıyla olan ilişkisinde en önemlisi, kızının şu an ne kadar derinden yaralanmış olduğunu
anlamasıdır. Artık kızına karşı kırgın değildir; kırgınlığın yerini acıma duygusu almıştır.
15
Eğer buna benzer olaylarda belleğimizi zorlayıp geriye dönmeyi becerebiliyorsak, çocuğumuza karşı öfkemizin
kaybolacağını, onun yerini hoş bir sempatinin alacağını göreceğiz. Kendi çocukluğumuza dönük hatıralarımız bizi
daha fazla sabırlı ve anlayışlı yapmaktadır. Olaylar karşısında çocuklarımızın gösterdikleri inatçılık ve ısrarcılıklarına
rağmen eskiden bizim duyduğumuz acıların aynısını yaşadıklarını kafamıza sokarsak, çocuklarımızı yeniden
sevebiliriz. Bunun için sadece okumamız yeterli olmayıp, geçmişteki olayları ve buna bağlı aynı duyguları
yaşamamız, hatırlamamız gerekmektedir.
Böylesi zor durumlarda anne-babalar sadece kendilerine sunulan öğütlere bağlı kalıyorlarsa, gönülden
duygularıyla hareket edemediklerinden bu davranışları çocuklarına karşı yapay bir etki yapacaktır. Bundan dolayı
çocuk anne ve babasını yarı insani olarak kabul edecektir.
Sevgimizden dolayı endişe duyarsak çocuğumuza o derecede sevgi dolu davranmamız zor olacaktır.
Çocuğumuza gönülden bağlılığımız bizi bir o kadar çabuk incinebilir kılmakta ve böylelikle sabrımızı ve
anlayışımızı da kolay kaybedebilir hale getirmektedir.
Onlarda keşfettiğimiz birtakım olumlu karakteristik özellikler bizi doğal olarak mutlu yapmaktadır. Ama ne yazık
ki olumlu yanlarının dışında olumsuz yanları bazen daha ağıt basabilir. Hiçbir zaman onaylamadığımız kendi
kişiliğimiz e ait olmayan davranışları çocuğumuzda gördüğümüzde huzursuz olmaktayız. Karşı koyduğumuz birtakım
yönsemelerle karşılaştığımızda, sabırlı, anlayışlı ve sevgi dolu davranmak bize yardımcı olamamaktadır. İçimizde
savaştığımız ve hala savaşmak zorunda olduğumuz şeylere sinirlendiğimizi kendimize anlatabiliyorsak,
göreceğiz ki çocuğumuzdan çok biz sinirleniyoruz. Bundan sonra problemin ilk olarak bizde, ikinci olarak da
çocuğumuzda olduğunu anlayabileceğiz. Kendi duygusallığımız olayın dışında olduğu sürece gerçekten de
çocuklarımıza karşı akıllı, sabırlı ve anlayış dolu davranabiliyoruz. Ama çocuğumuzu ilgilendiren bazı konularda
sinirlerimiz gerilmektedir. En kötüsü de yeterince akılcı olduğumuzu, duygularımızda tarafsız davrandığımızı
düşünmemizdir. Gerçekte bu böyle değildir. Böyle olmadığı aşağıda vereceğimiz şu örneklerle anlatılabilir:
Kültürlü bir çiftin en büyük arzusu, oldukça geç sahip oldukları oğullarının, toplum içinde bilgili, saygıdeğer bir
şahsiyet olarak anılmasıydı. Oğullarının okuyarak bir yere varmaktan başka şansının olmadığına inanmışlardı.
Sonuçta yaşı küçük olduğundan, ilk zamanlar çocuksu davranışlarını pek önemsememişlerdi. Okul ona zor gelmemesine,
sınıfını kolayca geçmesine rağmen, genç, okula olan ilgisini zamanla yitirdi. Anne-babası oğullarının
spora olan ilgisine, okulu ihmal etmesine kızmaya başlamışlardı. Artık ona ciddi ciddi sitem etmeye ve okula olan
ilgisizliğinden ne kadar mutsuz olduklarını söylemeye başladılar. Özelikle,.oldukça tanınmış bir bilim adamı olan
babası, oğlunun, geleceğinden endişe duyduğundan, onun ilgi alanını değiştirmek için oldukça ağır baskılar
uygulamaya başlamıştı. Ne yazık ki herhangi bir başarı elde edemedi. Daha önce iyi bir ilişkileri olan baba ile oğul
zamanla birbirine yabancılaştılar.
Çocuğun babasıyla bilim alanında rekabet etmekte şansının olmadığına, bundan dolayı kitaplardan bir şey
öğrenmenin anlamsızlığına inanmasını, ne baba ne de oğlu kavrayabilmişti. Çocuk böylelikle babasıyla
yarışmayacağı başka bir sahada kendini kanıtlamak için uğraş vermekteydi. Bu da babasının hiç ilgisinin
olmadığı spor alanı oldu. Genç okula olan ilgisizliğinin bu olabileceğini bilmiyordu. Geleceği hakkında endişe
duyan anne ve babasının eleştirilerine maruz kaldı. Delikanlının anne-babasından beklediği şey aslında ona
tamamen güvenmeleri ve böylelikle onun da onlara güvenmesiydi. Aralarında oluşan güvensizlik, delikanlının
kendinden ve yaptığı her şeyden kaygı duymasına sebep oldu. Bütün bu olanlar onu derinden yaraladı. Ailesinin
ondan talep ettiği her şeyi yapması veya istedikleri şey olması artık olanaksızdı. Anne-babasının bir kopyası
değil, ailesi hiç arzu etmese de kendi şahsiyetine kavuşmak istiyordu.
Anne-babası oğullarının şu anki spor hevesinden vazgeçeceğine, yeniden öğrenmeye başlayacağına
inanmışlardı. Her şey tekrardan yoluna girdiğinde oğullarının ve kendi aralarında oluşan bütün olumsuzlukların yok
olacağına gönülden inanmaktaydılar. Çocukluğundan bu yana anne-babasını çok seven bu delikanlı şimdi
şaşkındı. Her zaman benim için iyi düşünen ailem, şimdi neden benim yaptıklarımı iyi bulmuyor. Neden bana karşı
böyle kıncı oluyordu? Genç kendi içine kapandı ve onların hoşnutsuzluklarını kendine dert etmemeye başladı.
Küskünlüğünü, hayal kırıklığını gizlemek için anne-babasına açık bir şekilde karşı geliyordu artık. Evdeki bu durum bu üç
kişi için dayanılmazdı. Genç, zamanının büyük bir kısmını arkadaşlarıyla geçiriyor, sporla ilgileniyorlardı. Ailesi arzu
ettikleri yoldan ayrılan, evden uzaklaşan oğullarının durumuna daha da üzülür oldular.
16
Baba başkalarına akıl danıştığında ona, bunun geçici bir dönem olabileceği, delikanlı olgunlaştıkça aileye ait iyi
değer yargılarını tekrardan kazanacağı, bunun için endişelenmemesi gerektiği yolunda öğüt verildi. Ama bu öğütlere
kulaklarını kapayan ve endişeye kapılan baba sonunda oğlunun yaşam tarzını nasıl değiştirebilirim, diye bir
terapiste başvurdu. Terapist, babanın çocukluğuna, onun kendi babasıyla olan ilişkisine yönelerek incelemeye koyuldu.
Terapinin sonuna doğru baba geçmişte babasıyla kendisi arasında olup biten olayları, şu an oğlunun davrandığı
gibi o zamanlarda da kendisinin babasına karşı böyle davrandığını hatırladı. Babası firmalarının işletmesini
üzerine almasını istemişti. Buna karşı o da ayaklanmıştı. Çünkü bambaşka bir alanda kariyer yapmak istiyordu ve
sonunda bilim adamı olmuştu. Uzun bir süre ikisi arasında bir yabancılaşma olduysa da baba kendi arzularının
oğlunda mevcut olmadığını anlayınca onun başarısından gurur duymaya başlamıştı.
Çaresizlik içinde kıvranan baba, oğluyla ve kendi babasıyla olan ilişkilerindeki paralelliği kavrayınca, artık oğluna
karşı olan tutumunu değiştirmesi gerektiğini anladı. Oğlunun, kendisiyle rekabet edemeyeceği, kendi ayakları
üzerinde durabileceği bir yol aradığını gördü. Şu ana kadar bilinç dışında kalan bu değişimi baba geç de olsa fark
etti. Babasına ait işletmeyi zaten bundan dolayı üzerine almamıştı. Çünkü onun başarısı altında ezileceğinden
emindi ve korkuyordu. Oğluna karşı son derece anlayışlı olmasına rağmen, onun yaşam tarzını kabullenemiyordu.
Ta ki oğlu ve kendi yaşamı arasındaki paralelliği yakalayıncaya kadar.
Çocuğun anne-babanın izinden gitmesi gerektiği arzusu, ailenin onun üzerinde sadece üstünlüğü koruma çabasından
ileri gelmemektedir. Daha çok çocuklarıyla olan ilişkilerini aynı şekilde devam ettirme isteklerinden kaynaklanmaktadır.
Anne-babanın bu iktidar ve kudreti, çocuğa büyük bir emniyet ve mutluluk duygusu garanti etmektedir.
Çocuk, kendi ihtiyaçlarını anında yerine getiren anne ve babasını sever ve onlara hayran olur. Daha
ileriki zamanda çocuk yaşamını ailesinin arzularına göre yönlendirir ki, bu da anne-baba çocuk ilişkisinde eski,
yerleşmiş önemli bir husustur. Ailenin çocuk üzerindeki güvenirliği ve kudreti yaşam içindeki her türlü sorunun
üstesinden gelir. Bu kudret bebeklik ve erken çocukluk çağının çok önemli bir kısmını oluşturur. Ama aile
tarafından çocuğun baba mesleğine el atması gerektiği isteği tamamıyla egoistçe bir düşüncedir. Baba mesleğinin
çocuk için en iyi meslek seçimi olabileceği fikri bilinçsizce zihinlerde dolaşır, zamanla yerini bilinçli bir karara
bırakır.
Durumu daha da karmaşık yapan gerçekse, yetişkin gencin artık kendi bağımsızlığını kazanma arzusunun
zamanının gelmiş olmasıdır. Bu arada baba yaşlanmıştır ve artık eski gücünün kalmadığını hissettiğinden
birtakım endişelere kapılmaktadır. Çocuğunun bağımsızlığını kazanma çabalarını kendi varlığını devam
ettirmede bir tehdit olarak görür ve böyle hisseder. Eğer kendi erdem ve üstünlüklerini en azından mesleki
deneyimleri tarafından iş alanına yansıtabilse, bu tehditler o kadar fazla etkili olmayacaktır mutlaka.
Pamuk Prenses masalında kraliçenin artık eski güzelliğinin, çekici dişiliğinin yavaş yavaş kaybolması, bunun
yanında kızının şekillenip güzelleşmesi kızını kıskanmasına neden olmuştur. Kral Saud ve David hikayesinde
de, genç haleflerin çalışkanlık ve gücüne karşı duyduğu kıskançlığı görmekteyiz. Bu iki hikayede de kral ve
kraliçenin kendi çocuklarını imha etme girişimleri vardır. Çünkü artık kendi zamanlarının dolduğu bilincine
varmışlardı. Yaşlılık başlamış ve artık onlardan haracını istemektedir. Çocuklarının büyümesine, gelişmesine
bunun yanında kendi yaşlılıklarının başlamalarını görmelerine rağmen modern ailelerin reaksiyonları, çocukları
gibi genç, kuvvetli, çekici olma deneyimleridir. Avrupa kültüründe yaşlanmaya karşı bir korku vardır. Bunun
yanında eski Çin’de bu olay tam tersidir. Burada insanlar yaşlandıkça, saygınlıkları da o derecede artar.
Çocuklarının başarılarına karşı anne-babaların kıskançlık duymaları için hiçbir sebep yoktur. Bu bakımdan
çocuklarıyla hiçbir alanda yarışa kalkışmazlar. Çocuklarının gelişmesiyle beraber onlara karşı giriştikleri
rekabeti sürekli kendi varlıkları için bir tehlike olarak yaşarlar.
Eskiden kendi yerlerini alacakları korkusundan, kızlarının yavaş yavaş gelişen cinselliğini baskı altında tutan
anneler, zamanımızda büyük bir olasılıkla bütün dişiliklerini, kadınsı çekiciliklerini kullanarak kızlarıyla yarışa
tutuşmaktadırlar. Babalar ise vücut geliştirme salonlarına giderek oğullarıyla rekabete girmektedirler.
Artık anne-babalar çocuklarının abileri veya ablaları gibi görünmektedir. Bu genç kalma yarışına rağmen,
anne-babalar çocukları üzerindeki otoritelerini de ellerinde tutmak istemektedirler. Aradaki kuşak farkından
kaynaklanan anne-babanın çocuğu üzerindeki otoritesi bu rekabeti olumsuz yönde etkilemektedir. Çocuğun
kendini güvenilir hissedebilmesi için anne-babasına güvenmeye ihtiyacı vardır. Onları kendisine rakip değil,
tam tersi, saygıdeğer kişiler olarak görmek ister.
17
Anne-babaların arzuları dışında, çocuklarının kendi yaşamlarım saptamak istemeleri birçok anne-baba
tarafından oldukça zor kabul edilmektedir. Çocuklarının yaşamını paylaşmak isteyen anne-babaların bir
yandan çocukları gibi çekici, hareketli olmak istemeleri, diğer taraftan da yaşam deneyimlerine çocuklarının
saygı göstermelerini beklemeleri, psikolojik açıdan işi daha da karıştırmaktadır. Bilinçsiz olarak giriştikleri
rekabetin gerçek görünümlerini teşhis edemedikleri sürece bu durumda ne anne-baba ne de çocuk kazançlı
çıkacaktır. Şayet içimizde bu bilinç dışı gelişen kıskançlığı görmezlikten gelecek yetenekten yoksun kalıyorsaksözgelimi
çocuğumuz için seçeceğimiz mesleğin en iyi meslek olabileceği ~bi- buradaki akılcılığımız,
davranışlarımızın arkasına gizlenmiştir
Çocuğumuza karşı giriştiğimiz davranışlara, içimizde gelişen birtakım heyecanların sebebiyet verdiğini itiraf
edebiliyorsak, arzularımıza karşı gösterdikleri tepkileri de daha iyi hissedip anlayabileceğiz. Ateşli anlarda bazen
sabır ve anlayışımızı ortaya koymaktan yoksun olabiliyor, ama en azından duygularımıza kapılmadan bir şeyler
yapmayı becerebiliyoruz. Akılcı, mantıklı fikirlere sahip, davranışlarının en doğru olduğunu iddia edenler için tabi ki
söylenecek bir şey yoktur.
Genellikle, sadece birtakım iyi öğütlere başvurmayı yeğlemekteyiz, aynı zamanda o anki duygularımızı da dikkate
almaktayız. Bu birleştirmeler içimizi daha iyi dengelememizi sağlar. Bereket versin ki genelde yaşama ve kendi
özelliklerimize uygun şekilde davranmaktayız. Deneyimlerimizin davranışlarımızı belirlediğini kafamıza soktuğumuz
takdirde, nasıl ve ne yapabileceğimiz konusunda karar vermemizi sağlayan kaynaklara daha doğru ve daha çabuk
ilerleyebileceğiz. Çocuk, anne-babasının davranışları ve olaylara gösterdikleri tavırlarının gözlemi sayesinde
yanılmaz bir sezgi gücü kazanmış olur. Bu sezgiler doğrultusunda değer yargılarına, kanılarına uygun olarak
birtakım davranışlar içerisine girebilir ya da giremez. Çocuk ne kadar küçükse anne-babasına olan ilgisi de o kadar
büyüktür. (Tabii kendi gözlemlerinden çıkardığı sonuçlar, her zaman doğru olacak diye bir kural yoktur).
Anne-baba, doğru yapacağım, diye birtakım öğütleri körü körüne uygular ve bunun yanında çocuğun duyarlılığına
karşı bu öğütlerin doğru olup olmadığı hakkında sağlıklı bir şekilde düşünmezlerse, çocuk şaşkınlık içine
düşecektir ve anne-babanın alışılmamış bu davranışlarını belli bir güvensizlikle incelemeye koyulacaktır. Biraz
önce de belirttiğimiz gibi, genelde kitaplarda okuduğumuz öğütleri uygulamamız, soyut kavram ve sonuçlar
üzerinde çalışmamız gerekmektedir. İçinde bulunduğumuz özel durumlarda bu öğütler her zaman uygun
olmayabilir. Bu aynı şekilde akrabalarımızın veya arkadaşlarımızın en iyi niyetleriyle yaptıkları açıklamalar, çözüm
önerileri için de geçerli olacaktır. Bu kendi çocukları veya başka kişiler üzerinde geçirmiş oldukları deneyimler,
bizim durumumuza uygun düşmeyen deneyimler olabilir.
Her anne-baba ve her çocuk başlı başına olağanüstü kişiliklerdir. Aynı şekilde olaylar karşısında aldıkları tavırlar
ve yaşam hikayeleri de mükemmeldir. Çocuklarının nasıl olmaları ve nasıl davranmaları gerektiği konusunda
şayet anne-babalar sabit fikirlerden kurtulmayı becerebiliyorlarsa, aile içinde buna karşı çıkabilecek küçük çaplı
trajedileri de önlemiş olacaklardır.
“Zen ve Motosiklet Bakımı” adlı kitabın yazarı Robert Pirsig fikirlerinde tamamen haklıdır. Kitapta da belirttiği gibi
yanlış yapmaksızın eğitim konusunda bize verilen direktifleri mekanik bir şekilde takip etmek oldukça zordur. Bu
direktifleri uygularken duygular doğrultusunda hareket etme becerisi yitirilmektedir. Çocuk eğitiminde başvurulması
gereken tek yol dışardan alacağımız öğütler değil, aksine aynı zamanda kendi duygularımıza göre davranmamız
gerektiğidir. Pirsig, kitabında çocuğuyla beraber motosikletleriyle tarlalar arasında yapmış oldukları gezintileri
anlatmaktadır. Bu gezi babanın kendi kendini keşfetmesini sembolize etmektedir. Burada çocuğuyla ilgili bütün
problemleri kavramaya çalışmış ve sonuçta problemlerin kendi anlayışından kaynaklandığını fark etmiştir.Geri
dönerken kendi bakış açısıyla ilgili düşüncelerini değiştirmiştir.Onun gibi biz de kendimizi anlamak için çaba
göstermeliyiz. Bunun yaşamımıza getireceği fayda, çocuğumuz ile olan ilişkimizde daha açıklık sağlamasıdır.Hiç
kimse ki istediği kadar tecrübe olsun, bize bizden daha fazla yardımcı olamaz Şu ana kadar bizim bilincimizden
uzak duran bu anlayış tarzı doğrultusunda çaba gösterirsek bütün bu sorunların üstesinden geliriz. Bu anlayışa
erişmek için gösterilen bu gibi gayretler, anne, baba ve çocuğu engin bir kişiliğin oluşmasına götürür. Son olarak
söyleyebileceğimiz, hiçbir kitabın çocuk eğitimindeki genel sorunların çözümü için yeterli olmayacağıdır