Otizm uzun yıllar boyunca genellikle bir eksiklik veya hastalık gibi ele alındı. Bu bakış açısı, tıbbi model olarak bilinir. Tıbbi modele göre, otizm sanki bir arıza gibi düşünülür: nedeni araştırılır, belirtileri düzeltilmeye çalışılır ve mümkünse “tedavi” edilir. Ancak son yıllarda, özellikle otistik bireylerin öncülüğünü yaptığı nöroçeşitlilik hareketi, bu anlayışı sorguluyor.
Nöroçeşitlilik hareketine göre otizm, beyinlerin farklı çalışmasının bir sonucudur ve bu farklılık insan çeşitliliğinin doğal bir parçasıdır. Tıpkı birinin solak ya da sağlak olması gibi, otistik olmak da bir kimliktir. Otizmi “düzeltilecek bir hata” olarak görmek yerine, bireyin dünyayı algılayış ve yaşayış biçimi olarak kabul eder.
Bu çalışma, 657 kişiden oluşan büyük bir grupla yapılan bir anket araştırmasına dayanıyor. Katılımcılar üç gruba ayrıldı:
Araştırma şu soruyu ele alıyor: “Otizme bakış açısı, kişilerin otizmle olan ilişkisine göre değişiyor mu?”
Önemli Bulgular:
- Otistik bireyler, otizmi daha çok bir kimlik olarak görüyor.
Kendini otistik olarak tanımlayan kişiler, otizmi tedavi edilmesi gereken bir hastalık gibi değil, yaşamlarının bir parçası olarak görüyor. Onlara göre bu farklılık, kişiliklerinin ve yeteneklerinin temelini oluşturuyor. Örnek: Bir otistik birey, seslere karşı aşırı duyarlı olabilir ama aynı zamanda müzikte olağanüstü bir yeteneğe sahip olabilir. Nöroçeşitlilik bakış açısı, bu gibi özellikleri eksiklik değil, farklılık olarak değerlendirir. - Otizmin zorlukları da inkâr edilmiyor.
Katılımcılar, otizmin bazı yönlerinin zorlayıcı olduğunu kabul ediyor. Ancak bu zorluklara rağmen otizmin tamamen ortadan kaldırılması gerektiği düşüncesi herkes tarafından paylaşılmıyor. Aksine, destekleyici ama dönüştürmeye çalışmayan bir yaklaşım öne çıkıyor. Örnek: Aileler çocuklarının iletişim kurarken zorlandığını görebilir. Ancak çözüm, çocuğun “normal” gibi davranmasını sağlamak değil; onun kendi dilini kullanabileceği yolları keşfetmektir — örneğin görsel kartlar ya da yazılı iletişim. - Nöroçeşitlilik farkındalığı, bakış açısını değiştiriyor.
Nöroçeşitlilik hakkında bilgi sahibi olanlar, otizmi daha olumlu bir şekilde tanımlıyor. Bu, sadece otistik bireyler için değil, onların çevresindeki kişiler için de geçerli. - Tıbbi model ve nöroçeşitlilik tamamen karşıt değil.
Çalışma, bu iki yaklaşımın aslında ortak noktalarda buluşabileceğini de gösterdi. Örneğin, herkes otistik bireylerin desteklenmesi gerektiği konusunda hemfikir. Ancak destek verirken amaç, bireyi “normale” uydurmak değil, onun kendi özelliklerini geliştirmesine yardımcı olmak olmalı.
Sonuç: Yeni Bir Yaklaşım Mümkün
Bu araştırma bize şunu gösteriyor: Otizme sadece “eksiklik” ya da “rahatsızlık” olarak değil, aynı zamanda bir farklılık olarak da bakmak mümkün. Hem otistik bireylerin zorluklarını anlayarak hem de onların güçlü yönlerini tanıyarak daha kapsayıcı ve destekleyici bir yaklaşım geliştirebiliriz.
Toplum olarak, otizmi “ortadan kaldırmaya” değil, anlamaya ve birlikte yaşamaya odaklanmalıyız. Böylece herkesin kendine özgü şekilde var olabileceği bir dünya yaratabiliriz.
kaynak:https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/22545843/